<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-5497519225350301537</id><updated>2012-02-16T18:52:03.784-08:00</updated><category term='Adorno'/><category term='Seattle'/><category term='sosyalizm'/><category term='Karl Liebknecht'/><category term='Chris Harman'/><category term='Enternasyonalizm'/><category term='Kronik Muhalif'/><category term='yurtseverlik'/><category term='Uluslararası Sosyalist Akım'/><category term='1999'/><category term='ergenekon'/><category term='Troçkizm'/><category term='Arap devrimleri'/><category term='1968'/><category term='Mısır'/><category term='hrant dink'/><category term='Rosa Luxemburg'/><category term='Devrimci Marksizm'/><title type='text'>Can Irmak Özinanır</title><subtitle type='html'></subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://canirmakozinanir.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5497519225350301537/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://canirmakozinanir.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>Can Irmak Özinanır</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13858203484417588559</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='33' height='26' src='http://4.bp.blogspot.com/_NP1YvbyLx8o/SpkBOGUcJlI/AAAAAAAAADs/dG4xFgfTKwM/S220/6020_200077940458_680820458_7534272_1501237_n.jpg'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>58</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5497519225350301537.post-4039225690489656649</id><published>2012-02-15T07:10:00.000-08:00</published><updated>2012-02-15T07:10:52.012-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Mısır'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Enternasyonalizm'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Devrimci Marksizm'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Arap devrimleri'/><title type='text'>Mısır Devrimi’nin birinci yılı: Devrim devam ediyor!</title><content type='html'>&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-yrc3uF6StH4/TzvKln41XGI/AAAAAAAAAKY/E86EOPAHgl4/s1600/Tahrirsquarenew680.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em; text-align: center;"&gt;&lt;img border="0" height="264" src="http://1.bp.blogspot.com/-yrc3uF6StH4/TzvKln41XGI/AAAAAAAAAKY/E86EOPAHgl4/s400/Tahrirsquarenew680.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;2011 yılının 25 Ocak günü Tahrir Meydanı’nı doldurmaya başlayan kitleler, 30 yıllık diktatör Hüsnü Mübarek’in iktidarı bırakmasını, sistemin değişmesini talep ediyorlardı. 11 Şubat’ta Mübarek’in istifa etmesi sağlandı, yerine Askeri Konsey iktidara el koydu ancak geniş kitleler bir kere değişimin yolunu öğrenmişlerdi artık. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;25 Ocak, devrimin birinci yılıydı. Yüz binlerce insan yeniden Tahrir Meydanı’na çıktı. Sokaklar bu kez Askeri Konsey’e karşı sloganlarla yankılandı. Zaten Mübarek gittiği günden bu yana sokaklar, fabrikalar ve işyerleri hiç durulmadı. 25 Ocak’ta ise bir kere daha ortaya çıktı: Devrim sürüyor ve yakın bir zamanda sönümlenecek gibi görünmüyor. &lt;b&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;Tahrir’e değil iktidara bakanlar &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Bazıları süreç başladığından beri inatla Mısır’da bir devrimin olmadığından söz ediyorlar.&amp;nbsp; Devrimi, yukarıdan aşağı bir olgu gibi algılayan bu anlayış, Tahrir’e baktığında kızıl bayraklı, şeflerinin emrinden çıkmayan, disiplinli bir ordu göremiyorlar. Fabrikalarda, işçilere devrimin olduğunu deklare eden duyurular yapan subaylar yok Mısır’da... Mısır’da tarihi aşağıdakiler yapıyor. Doğal olarak devrimi sadece kendi kafalarındakinden ibaret sanan, çoğunluğu Müslüman ve tamamı Araplardan oluşan kitlelerin tarih yaptığını görenler, buna devrim demekten de ürküyorlar. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Henüz devrimin ilk günlerinde Mısır’daki ayaklanmayı emperyalistlerin oyunu olarak niteleyenler, &amp;nbsp;Mübarek’in devrilmesinden sonra Askeri Konsey’in iktidarını mazeret göstererek devrim olmadığını söylemeye devam ettiler. Son olarak seçimlerde Müslüman Kardeşler’in kurduğu Hürriyet ve Adalet Partisi seçimleri kazanınca “İslamcılar seçim kazandı, bu da mı devrim?” demeye başladılar. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Bu anlayışın temel sorunu, devrimi&amp;nbsp; görebilmek için sürekli iktidara bakıyor olması... Aşağıda, Tahrir Meydanı’nda, fabrikalarda neler olup bittiği umurlarında değil. Varsa yoksa iktidarda olana bakıyorlar. Üstelik iktidara baktıklarında da eğriyi doğruyu net görebildiklerini söylemek güç; Kaddafi’den, Esad’dan sosyalist çıkarmaya çalışabiliyorlar mesela... &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;Devrimin sebepleri &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Dünyayı emperyalizmin oyunlarından ibaret sananların düşündüğünün aksine Mısır’da devrim birkaç CIA&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;ajanının kışkırtmasıyla falan gerçekleşmedi. Mısırlı yazar Ahdaf Soueif’in belirttiği gibi Mısır’da sokakları dolduran insanlar ekmek, özgürlük ve saygınlık için direndiler ve bu talepleri karşılanmadığı sürece direnmeye devam edecekler. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Devrimden önce kendisini Tahrir’deki gibi ifade etmese de Mübarek rejimine karşı uzun süreli bir direniş vardı. Mübarek’in İsrail’le ve ABD’yle olan işbirliği Mısır halkının büyük bir çoğunluğu tarafından öfkeyle karşılanıyordu. Filistin’de 2000 yılında başlayan İntifada ve ardından 2003’te Irak’ın işgal edilmesi Mısır halkının meydanlara çıkmasına yol açmıştı. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Mısır halkı Mübarek’in neoliberal politikalarıyla fakirleştirilmişti. Mübarek’in etrafında mevzilenen bürokratlar kârdan büyük bir pay alırken, Mısır halkının büyük bir bölümü günde 2 doların altında bir gelir seviyesiyle yaşamaya mecburdu. 2007-2008’de yaşanan gıda krizi etkilerini Mısır’da ciddi bir şekilde gösterdi. Gıda fiyatlarının bir anda artması Mısır’ın en büyük tekstil fabrikasının bulunduğu Mahalla bölgesinde işçilerin direnişini tetikledi. 2007-2008 grevleri devrimin provası gibiydi. 2008’de 30 binin üzerinde işçinin katıldığı Mahalla ayaklanması, tarihe Mahalla İntfadası olarak geçti. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Ekonomik ve savaş karşıtı sebepleri yanı sıra Mübarek rejiminin muhaliflere dönük baskı ve sindirme politikasının artık dayanılmaz boyutlara varmış olması da huzursuzluğun önemli sebeplerinden birisiydi. Mübarek’e bağlı polisler ve askerler, muhalifleri kaçırıyor, akıl almaz işkencelerden geçiriyordu. Mısırlı muhalifler, devlet baskısını delerek internette bloglar aracılığıyla fikirlerini paylaştıkları, direnişleri örgütlemeye çalıştıkları zengin bir tartışma alanı oluşturdular. Bunu, bloggerların tutuklanması izledi. 2010 yılında genç, işsiz bir bilgisayar programcısı olan Halit Sait’in bir internet kafeden gözaltına alınmasından sonra korkunç işkencelerle öldürülmesi ve görüntülerin internete sızması özellikle gençlikte müthiş bir öfke dalgası uyandırdı. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;Devrimin kazanımları&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Mısır Devrimi’nin ilk dalgası Askeri Konsey’in, diktatör Mübarek’ten vazgeçmesi ve sistemin bir parçası olan ordunun yönetime el koyması ile sonuçlandı ancak bu sonuç devrimin bittiği anlamına gelmiyor. Mübarek devrildiği günden beri tabandaki basınç Askeri Konsey’i de pek çok adım atmaya zorladı. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Öncelikle, Filistin’e uygulanan kuşatmanın önemli bir noktası olan ve Gazze ile Mısır’ın arasındaki sınırı oluşturan Refah Sınır Kapısı açıldı. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;25 Ocak Devrimi sırasında halka saldıran polislerin ve başta da olayların sorumlusu Hüsnü Mübarek’in yargılanması talebi yeterli derecede olmasa da karşılık buldu. Eski cumhurbaşkanı Mübarek ve oğulları tutuklandı ve yargılanmaya başladılar. Aynı zamanda eski İçişleri Bakanı ve üst düzey polisler hakkında da davalar açıldı. Elbette bu davalar, hayatlarını ortaya koyarak ve ölüler vererek Mübarek’i iktidardan uzaklaştıran Mısırlılar için yeterli değil.&amp;nbsp; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;En önemli gelişmelerden birisi Mısır’da seçimlerin yapılmasıydı. Elbette Askeri Konsey’in iktidarı bitmeden yapılacak bir seçimin çok büyük bir anlamı olmadığı açık ancak bu, Askeri Konsey’in sınırlı da olsa demokrasi talebi yönünde adım atmak zorunda olduğunu gösteriyor. &amp;nbsp;Askeri Konsey’in yönetimine karşı olan başta Devrimci Sosyalistler olmak üzere pek çok kesim ise seçimleri boykot etti. Askeri Konsey’le işbirliği yapan Müslüman Kardeşler’in tabanı ise bölünüyor. Gençler büyük kalabalıklar hâlinde devrim saflarında yerlerini almaya devam ediyor. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Son olarak ise 25 Ocak’ta Askeri Konsey, pek çok tutukluyu serbest bıraktı. Baskıyı sürdüren Askeri Konsey açısından bu adım, kitlelerin öfkesinden çekindiği şeklinde okunmalı. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;Devrimde işçi sınıfının rolü &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Mısır Devrimi’nin gelişiminde işçi sınıfı kilit bir rol oynadı. Büyük kitle gösterilerine rağmen iktidardan el çekmeyen Mübarek’e, ancak yaygın genel grevlerin başlaması sonucunda iktidardan el çektirilmişti. İşçilerin rolü burada da bitmedi.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Kısa bir süre içinde bir araya gelen bağımsız sendikalar, gün geçtikçe daha da genişleyen bir bağımsız sendikalar konfederasyonu oluşturdu. Devrimi derinleştiren eylemlerin büyük bir çoğunluğu işçilerden geldi. Mahalla’daki tekstil fabrikalarından, Kahire’de bulunan hastanelere kadardinmek bilmeyen bir grev dalgası Mısır’ı kapladı. Hem beyaz yakalılar, hem de mavi yakalılar grevlere çok yüksek oranlarda katılım gösterdiler.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Sosyal adalet, ücretlerin yükseltilmesi, &amp;nbsp;özelleştirilen şirketlerin yeniden kamulaştırılması, iş güvencesi ve sendika yasası gibi ekonomik taleplerle yola çıkan işçi hareketi, aynı zamanda askeri yargının sona ermesi, eski rejime ait kurumların dağıtılması gibi siyasi talepler de öne sürüyorlar. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;25 Ocak’ta işçilerin sloganı, “Fabrika ve Meydan el ele” idi.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;İşçi hareketinin devam etmesi sosyalistlerin de hareket içinde daha güçlü bir noktaya gelmelerini sağladı. Askeri Konsey’in yönetimine başından beri karşı çıkan sosyalistler, özellikle fabrikalar ve üniversitelerde ciddi bir güç hâline gelmeye başladılar. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;Tahrir, küresel bir isyan çağrısıdır &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Bugün Mısır Devrimi’ni küçümseyenler, kapitalizme karşı küresel bir direnişi küçümsüyorlar. Dünyanın dört bir yanında krize karşı direnenler; İspanya’daki Öfkeliler, Yunanistan’daki grevciler, ABD’deki Wisconsin işçileri ve Wall Street İşgalcileri Tahrir’e selam yolluyor. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;h2 style="background: white; line-height: 16.8pt; margin-bottom: .0001pt; margin: 0cm; vertical-align: baseline;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Calibri&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 11.0pt; font-weight: normal; mso-ansi-language: TR; mso-ascii-theme-font: minor-latin; mso-bidi-font-weight: bold; mso-hansi-theme-font: minor-latin;"&gt;25 Ocak’ta Askeri Konsey’in istifasını isteyen kitleler, kazanmanın yolunu bir kez öğrendikten sonra talepleri için mücadele etmeye, devrimi sürdürmeye devam ettiklerini bir kez daha gösterdiler. Aynen &lt;/span&gt;&lt;span lang="EN-US"&gt;&lt;a href="http://www.universalsubtitles.org/videos/c27paD8jFpNt/info/Cairokee%20ft%20Aida%20El%20Ayouby%20Ya%20El%20Medan%20%D9%83%D8%A7%D9%8A%D8%B1%D9%88%D9%83%D9%8A%20%D9%88%20%D8%B9%D8%A7%D9%8A%D8%AF%D9%87%20%D8%A7%D9%84%D8%A7%D9%8A%D9%88%D8%A8%D9%8A/" title="View video"&gt;&lt;span lang="TR" style="color: windowtext; font-family: &amp;quot;Calibri&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 11.0pt; font-weight: normal; mso-ansi-language: TR; mso-ascii-theme-font: minor-latin; mso-bidi-font-family: Helvetica; mso-hansi-theme-font: minor-latin; text-decoration: none; text-underline: none;"&gt;Cairokee &amp;amp; Ayda El Eyübi’nin şarkısında dedikleri gibi: “Meydan bir dalga gibidir, kimi içindedir, kimi büyüsüyle büyülenir… Dışarıdakiler der ki bu bir kargaşadır”. Bırakalım kimileri kargaşa anlatmaya devam etsinler, biz devrim dalgasıyla dayanışmayı büyütelim! &amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Calibri&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 11.0pt; font-weight: normal; mso-ansi-language: TR; mso-ascii-theme-font: minor-latin; mso-bidi-font-family: Helvetica; mso-hansi-theme-font: minor-latin;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/h2&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-left: 180.0pt; text-indent: 36.0pt;"&gt;&lt;b&gt;Can Irmak Özinanır (8 Şubat 2012, Sosyalist İşçi 429)&amp;nbsp;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-left: 180.0pt; text-indent: 36.0pt;"&gt;&lt;b&gt;(Gazetedeki yazı, bunun kısaltılmış hâliydi)&amp;nbsp;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5497519225350301537-4039225690489656649?l=canirmakozinanir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://canirmakozinanir.blogspot.com/feeds/4039225690489656649/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5497519225350301537&amp;postID=4039225690489656649' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5497519225350301537/posts/default/4039225690489656649'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5497519225350301537/posts/default/4039225690489656649'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://canirmakozinanir.blogspot.com/2012/02/msr-devriminin-birinci-yl-devrim-devam.html' title='Mısır Devrimi’nin birinci yılı: Devrim devam ediyor!'/><author><name>Can Irmak Özinanır</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13858203484417588559</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='33' height='26' src='http://4.bp.blogspot.com/_NP1YvbyLx8o/SpkBOGUcJlI/AAAAAAAAADs/dG4xFgfTKwM/S220/6020_200077940458_680820458_7534272_1501237_n.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-yrc3uF6StH4/TzvKln41XGI/AAAAAAAAAKY/E86EOPAHgl4/s72-c/Tahrirsquarenew680.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5497519225350301537.post-1318595679025349637</id><published>2011-08-06T03:44:00.000-07:00</published><updated>2011-08-06T03:44:04.030-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Karl Liebknecht'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Enternasyonalizm'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yurtseverlik'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Rosa Luxemburg'/><title type='text'>Yurtseverler tarafından katledilen iki devrimci: Rosa Luxemburg ve Karl Liebknecht</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-IPyCUGqvlPU/Tj0a2kcXVCI/AAAAAAAAAJM/lE4K4FlyvBY/s1600/KArl+ROsa.png" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="246" src="http://1.bp.blogspot.com/-IPyCUGqvlPU/Tj0a2kcXVCI/AAAAAAAAAJM/lE4K4FlyvBY/s320/KArl+ROsa.png" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 18px;"&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: 12.0pt; line-height: 115%;"&gt;15 Ocak 1919’da işçi sınıfının iki büyük önderi Rosa Luxemburg ve Karl Liebknecht dipçik darbeleriyle öldürüldüler. Rosa ve Karl’ın tüm hayatları devrimle özdeşleşmişti. Alman Devrimi erken bir ayaklanma gerçekleştirip, yenilgi yaşarken, bu iki devrimci gözlerini kırpmadan proletaryanın kaderiyle aynı kaderi paylaştılar. Katilleri ise milliyetçilerden oluşan Freikorps birlikleri ve onlarla işbirliği yapan yurtsever solculardı. Maalesef Türkiye’de sol içinde sosyal-şovenizm hâlâ kuvvetli. 15 Ocak 1919 bize sol içindeki milliyetçi –veya yurtsever- eğilimin varabileceği noktayı göstermesi bakımından çok önemli. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size: 12.0pt; line-height: 115%;"&gt;Sosyal Demokrasinin Yurtsever Dönüşü: 1914 &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: 12.0pt; line-height: 115%;"&gt;Rosa Luxemburg ve Karl Liebknecht, Almanya’da bulunan Sosyal Demokrat Parti (SPD)’nin üyeleriydiler. SPD, dünyadaki en büyük işçi partisiydi. Kuruluşu 1860’lı yıllara dek uzanıyordu. Parti o dönemki işçi sınıfı partilerinin uluslararası örgütü II. Enternasyonal’in en belirleyici gücüydü. Hem reformist, hem de devrimci kadrolar II. Enternasyonal içinde bulunuyordu. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: 12.0pt; line-height: 115%;"&gt;Polonya’daki sosyalist hareketten gelen Rosa Luxemburg parti içindeki reformist fikirlere karşı mücadele ediyor ve işçi sınıfının kendi hareketini öne çıkarıyordu. Tam bir işçi önderi olan Liebknecht ise SPD’nin parlamentodaki milletvekillerinden birisiydi. Kapitalizmi ve militarizmi parlamento kürsüsünden yerden yere vuruyordu. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: 12.0pt; line-height: 115%;"&gt;1914 yılında sosyal demokrasi ile devrimcilerin yolu uluslararası çapta kesin olarak ayrıldı. I. Dünya Savaşı’nda parlamentodaki SPD grubu kendi egemen sınıfı yanında tavır aldı ve savaş kredilerinin lehine oy verdi. SPD’dekiler anavatanlarını yalnız bırakamayacaklarını anlatıyorlardı. Parlamentoda savaş karşıtlığını, anti-militarizmi son derece net ve sert bir biçimde seslendiren tek bir kişi vardı: Karl Liebknecht. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: 12.0pt; line-height: 115%;"&gt;Avrupa’daki II. Enternasyonal üyesi partilerin çoğu SPD’yi izledi. Hepsi savaşta kendi devletinin, kendi egemen sınıflarının galip gelmesini savundular. &lt;span&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;1915 yılında Lenin, Luxemburg, Liebknecht’in de aralarında bulunduğu bir grup enternasyonalist devrimci İsviçre’nin Zimmerwald kentinde bir araya gelerek yurtsever II. Enternasyonal’e karşı bir muhalefet örgütlediler.&lt;span&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Bu sosyal-şovenizme veya Lenin’in deyimiyle sosyal-yurtseverliğin alçaklığına karşı mücadelenin başlangıcıydı. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size: 12.0pt; line-height: 115%;"&gt;Kaybedilen Devrim &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: 12.0pt; line-height: 115%;"&gt;Rosa ve Karl, Spartakistler Birliği adında bir grup oluşturarak yurtseverliğe ve savaşa karşı isyan bayrağı açtılar. 1 Mayıs 196’da “Kahrolsun Savaş! Kahrolsun hükümet!” sloganlarıyla bir miting düzenlediler. Bu mitingin ardından Liebknecht tutuklandı. Ancak hareket grevlerle yükselmeye devam etti. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: 12.0pt; line-height: 115%;"&gt;1917’de işçiler Rusya’da iktidarı ele geçirdiğinde devrimci dalga tüm Avrupa’yı kapladı. Ocak &lt;span&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;1918’de Almanya’nın başkenti Berlin’de de işçi konseyleri kuruldu. Kasım ayında devrimci dalga artık durdurulamaz bir hâl almıştı. &lt;span&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;Almanya’da kraliyet yıkıldı. Sosyal demokrat lider Scheidemann, Weimar Cumhuriyeti’nin kuruluşunu ilan etti, Karl Liebknecht ise proleter devrimin başladığını duyuruyordu. Ancak Spartakistlerin önderlik düzeyi devrim için yeterli değildi. Aralık ayında Spartakistler, Komünist Partisi’ni kurdular. Sosyal demokratların da içinde yer aldığı hükümet devrimi ezmek için harekete geçmişti bile… &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: 12.0pt; line-height: 115%;"&gt;Ocak ayında erken bir ayaklanma başladı. İçişleri bakanı sosyal demokrat &lt;span&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;Gustav Noske’ydi. Rosa ve Karl’ın ölüm emirleri bizzat Noske tarafından verildi. Sadece orduyu değil ileride pek çoğu Naziler arasında yer alacak olan faşist paramiliter güçler olan Freikorps’ta devreye sokuldu. Rosa ve Karl yakalandıklarında, bu paramiliter güçler tarafından katledildiler. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size: 12.0pt; line-height: 115%;"&gt;Yurtseverliğin sonu nedir? &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: 12.0pt; line-height: 115%;"&gt;Bugün Türkiye’de kendisini solda tanımlayanlar içinde kendisine yurtsever veya ulusalcı diyenler var. Daha da kötüsü kendisini böyle tanımlamasa da “cumhuriyetin kazanımları” gibi burjuva kavramlar etrafında muhalefetin bütününü AKP’ye yöneltip, Türkiye’nin Freikorps’larını görmezden gelenler var. Üstelik kendilerini devrimci olarak tanımlıyorlar. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: 12.0pt; line-height: 115%;"&gt;Aynen 1914’te olduğu gibi bugün de enternasyonalistler ve yurtseverler, sosyal-şovenler arasında bir ayrışma var. Bir tarafta referandumda “evet” oyu veren %58’i “sağcı” olarak görüp, ezici çoğunluğu milliyetçilikle karakterize olmuş içinde MHP oylarının da bulunduğu %42’iyi “hayır” oyu sayanlar var… &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: 12.0pt; line-height: 115%;"&gt;Kürt sorununda ulusların kendi kaderini tayin hakkını tanımayıp, bir de Kürt hareketini emperyalizmle işbirliği yapmakla suçlayanlar sosyal-şovenizmin en açık örneklerini oluşturuyorlar. Ermeni soykırımı anması hakkında “liberal eylem” yazan “komünistler” gibi… &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: 12.0pt; line-height: 115%;"&gt;Darbe girişimlerine karşı ses çıkarmayıp, Ergenekon davasını küçümseyenler; bunu sola karşı bir operasyon olarak görenler de milliyetçiliğin değirmenine su taşıyorlar. “Liberal” diye yaftaladıkları devrimcilere saldırıyorlar. Emperyalizme karşı misak-ı milli severlik anlamına gelen, yurtseverliği savunuyorlar. &lt;span&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: 12.0pt; line-height: 115%;"&gt;Yıllar yılı orta sınıfların üzerine şeriat ve bölünme korkusu püskürterek resmî ideolojiye sarılmış kemik bir kitle yaratmaya çalışan CHP’den “sol” çıkarmaya çalışanlar da sosyal-şovenizmden muzdaripler. Üstelik CHP, Rosa’ları katleden SPD’den farklı. SPD, örgütlü işçi sınıfının büyük çoğunluğunun desteğine sahip bir partiydi. SPD ile karşılaştırıldığında CHP ancak Freikorps avukatlığı yapabilir.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: 12.0pt; line-height: 115%;"&gt;Enternasyonalistler ise darbelere karşı sokakta ses çıkarıyor, Kürt halkının taleplerini batıda dile getiriyorlar, emperyalizme karşı kendi egemen sınıflarının yenilgisini savunuyorlar, neoliberal politikalara karşı milliyetçilikle değil, işçi sınıfını birleştiren, tüm ezilenlerin taleplerini savunan bir hatta mücadele veriyorlar. Lenin’nin, Troçki’nin, Luxemburg’un, Liebknecht’in yolundan yürüyorlar. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: 12.0pt; line-height: 115%;"&gt;Kendini bir kere yurtsever olarak tanımlayanlar, milliyetçiliğin yanına düşerler. Devrimciler ise Rosa ve Karl gibi uzlaşmaz enternasyonalistlerdir. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 18px;"&gt;&lt;b&gt;Can Irmak Özinanır (Sosyalist İşçi, Ocak 2011)&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5497519225350301537-1318595679025349637?l=canirmakozinanir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://canirmakozinanir.blogspot.com/feeds/1318595679025349637/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5497519225350301537&amp;postID=1318595679025349637' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5497519225350301537/posts/default/1318595679025349637'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5497519225350301537/posts/default/1318595679025349637'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://canirmakozinanir.blogspot.com/2011/08/yurtseverler-tarafndan-katledilen-iki.html' title='Yurtseverler tarafından katledilen iki devrimci: Rosa Luxemburg ve Karl Liebknecht'/><author><name>Can Irmak Özinanır</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13858203484417588559</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='33' height='26' src='http://4.bp.blogspot.com/_NP1YvbyLx8o/SpkBOGUcJlI/AAAAAAAAADs/dG4xFgfTKwM/S220/6020_200077940458_680820458_7534272_1501237_n.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-IPyCUGqvlPU/Tj0a2kcXVCI/AAAAAAAAAJM/lE4K4FlyvBY/s72-c/KArl+ROsa.png' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5497519225350301537.post-2001774175082269262</id><published>2011-05-28T14:58:00.000-07:00</published><updated>2011-05-28T15:00:24.263-07:00</updated><title type='text'>Kapitalizm Küreseldir, Devrim de!</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-OUfxCUxkUwM/TeFvtdEU6uI/AAAAAAAAAHA/2yXX2B5Tx3Y/s1600/198312_10150405352055459_680820458_17433020_7800751_n.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://2.bp.blogspot.com/-OUfxCUxkUwM/TeFvtdEU6uI/AAAAAAAAAHA/2yXX2B5Tx3Y/s320/198312_10150405352055459_680820458_17433020_7800751_n.jpg" width="225" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;&lt;i&gt;“Burjuvazi, dünya pazarını sömürmek yoluyla tüm ülkelerin üretim ve tüketimini kozmopolitleştirdi. Gericilerin çok üzülecekleri biçimde ulusal zemini sanayinin ayağının altından çekiverdi. En eski ulusal sanayiler yok edildi ve hâlâ her gün yok ediliyor. Her uygar ulusun bir yaşamsal sorun olarak ithal etmesi gereken ve artık yerli hammaddeyi değil en uzak bölgelerin hammaddelerini işleyip, mamulünün de yalnız kendi ülkesinde değil dünyanın her yerinde birden tüketildiği yeni sanayiler, o eski ulusal sanayileri bir kenara itiyor.”&lt;/i&gt; Marks ve Engels, Komünist Manifesto (1848)&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="TR" style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Tunus ve Mısır devrimlerini küçümsemeye çalışanların çoğu devrimleri sadece ülkeler içindeki iç dinamikleri ile değerlendirmeye çalışıyorlar. Bu, marksist bir bakış açısı değil. Marksistler dünyayı ve sistemi bir bütünlük olarak algılarlar. Bunun anlamı tek tek ülkeler içindeki somut koşulların görmezden gelinmesi değildir ancak marksistler açısından her ülkedeki farklı koşulların, özgünlüklerin dayandığı bir doğal sınır vardır; kapitalizm.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;&lt;span lang="TR" style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;&lt;span lang="TR" style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Diyalektik materyalizm&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;&lt;span lang="TR" style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="TR" style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Karl Marks, dünyayı anlamak için diyalektik materyalist yöntemi geliştirmişti. Bu yöntem dünyayı bir bütünlük olarak algılamanın anahtarını sunar.&amp;nbsp; Marks, Hegel’i izleyerek “dünya-tarihsel” kavramını kullanır. Bu sistemin hem dünya ölçeğinde hem de tarihsel olduğunun altını çizen bir kavramdır. Marksistler, kapitalizmin dünya ölçeğinde niteliğini ve tarihselliğini bir arada ele alırlar.&amp;nbsp; Diyalektik materyalizm,&amp;nbsp; tekil olayları bir bütünün içinde&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span lang="TR" style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;birbirleriyle ilişkili parçalar olarak ele alır. Hiçbirinin bağımsız bir var oluşu yoktur. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span lang="TR" style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;&lt;span lang="TR" style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Bileşik ve eşitsiz gelişim &amp;nbsp;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;&lt;span lang="TR" style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="TR" style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Sermaye, belirli sınırlar içine sıkışıp kalamaz. Kapitalizm, rekabete dayalı bir sistemdir. &amp;nbsp;Rekabet yüzünden kapitalistler sürekli yeni yatırımlar yapmak, rakiplerinin önüne geçmek zorundadırlar. &amp;nbsp;Bunun sonucu olarak sermaye genişlemeye başlar. Sürekli genişleme eğiliminde olan sermaye, bir yandan sırtını bir ulus-devlete yaslarken; bir yandansa sürekli olarak yayılmaya çalışır. Emperyalizm adı verilen olgu, ulus devletleriyle bütünleşen tekelleşmiş sermaye gruplarının genişleme amacıyla birbirleriyle rekabetini anlatır. Bu rekabet dünya çapındadır. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="TR" style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Kapitalizm tüm dünyayı sarmıştır, ancak her yerde aynı gelişmişlik seviyesinde değildir. Troçki, buna kapitalizmin bileşik ve eşitsiz gelişim yasası adını vermektedir. &amp;nbsp;Buna yasaya göre kapitalizm her yerde aynı anda ancak eşitsiz gelişir. Almanya’nın kapitalist gelişmişlik düzeyiyle, Tunus’un kapitalist gelişmişlik düzeyi eşit değildir. Bu, kapitalizmin bir aşaması olan emperyalizmin dünya çapında örgütleniş biçimidir.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;&lt;span lang="TR" style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;&lt;span lang="TR" style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Egemen fikirlerin zayıflaması &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;&lt;span lang="TR" style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="TR" style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Kapitalizmin küresel niteliği Tunus ve Mısır devrimlerinin niçin sadece kendi iç dinamikleriyle açıklanamayacağını ve niçin tüm dünyadaki ezilenleri ilgilendirdiğini açıklar. Kapitalist devletler kendi aralarındaki rekabete rağmen benzer egemen fikirlere yaslanırlar. Bu fikirlerden en önemlisi, sistemin çok güçlü olduğu ve asla yıkılamayacağı yönündeki yanılsamadır. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="TR" style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Dünyanın herhangi bir yerinde kitlelerin bu yanılsamayı kırarak, kendi kaderlerini değiştirmek için harekete geçmesi öncelikle dünyanın diğer yerlerinde egemen fikirleri zayıflatır. Bir devrimin mümkün olduğu, kitlelerin kendi kaderlerini ellerine almasının imkânsız olmadığı görülür. Bu fikirlerin zayıflaması tüm ülkelerin egemen sınıflarını etkiler. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="TR" style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Tunus ve Mısır devrimleri hiçbir şey başaramadıkları farz edilse bile, dünyanın dört bir yanındaki ezilenlere bir devrimin mümkün olduğunu gösterdikleri, egemen fikirleri zayıflattıkları için önemlidirler.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="TR" style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Mısır’daki rejimin en önemli gelişmiş kapitalist müttefiki ABD’nin başkanının aslında Mübarek’in devrilmesini istemezken, halkın yanındaymış gibi konuşmalar yapmasının, hareket ilerledikçe tavır değiştirmesinin sebebi işte budur. Kendi meşruiyetini kaybetmek istemeyen Obama yönetimi, hareket ilerleyip geliştikçe tavır değiştirmiştir. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="TR" style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Benzer bir şey Arap coğrafyasındaki diğer ülkelerde gerçekleşti; Tunus ve Mısır’daki dalgadan ürken egemen sınıflar, benzer ayaklanmaları engellemek için hızla reformlara giriştiler. Bilgi Üniversitesi’nden Hale Akay’ın dediği gibi “önleyici demokrasi” adımları atılmaya başlandı. Libya diktatörü Muammer Kaddafi, ülkesinde halkın gösteriler düzenlemesi hâlinde kendisinin de gösterilere katılacağını bile açıkladı! &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;&lt;span lang="TR" style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;&lt;span lang="TR" style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Birbirini tetikleyen devrimler&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;&lt;span lang="TR" style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="TR" style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Devrimler, sıradan dönemler değildir. İdeolojik olarak egemen sınıf fikirlerinin zayıflamaya başlamasıyla beraber diğer ülkelerde de benzer hareketleri tetikledikleri tarihte sıkça görülmüştür. &amp;nbsp;1917 Ekim devrimi sonrasında dünyadaki pek çok ülkede özellikle de Avrupa’da devrimci durumlar meydana gelmişti. O dönemde son derece sınırlı bir işçi sınıfına sahip olan Osmanlı Devleti’nde bile Ekim Devrimi’nin etkisiyle bir dizi grev gerçekleşirken, Almanya, İtalya gibi ülkelerde işçiler iktidarı ele geçirebileceği kadar yaygın devrimci dalgalar yaşandı.&amp;nbsp; 1917’yi izleyen yıllarda Macaristan, Almanya ve İtalya’da işçi konseyleri kuruldu. Bu ülkelerde kitlesel devrimci partilerin bulunmayışı sebebiyle bu devrimler başarısızlıkla sonuçlandı. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="TR" style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Tunus’ta işçiler henüz iktidarı ele geçirmediler ancak devrim hemen sonrasında bir dizi ülkelerdeki ayaklanmaları tetikledi.&amp;nbsp; Tunus’taki yangın hızla Cezayir, Mısır, Yemen gibi ülkelere sıçradı. İran’da bir süre önce Ahmedinejad’a karşı ayaklanan muhalefet Tunus ve Mısır devrimlerinin ardından tekrar sokağa çıkma kararı aldı. Kısacası Arap coğrafyasında diktatörlüklerin ve emperyalizmin maskesi düşerken buna dünya çapında kapitalizmin üzerindeki örtünün kalkışı eşlik ediyor. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="TR" style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Devrimin küresel bir hareketin tetikleyicisi olabileceğini bilen egemenler, Arap devrimlerinden korkuyorlar. Bugün kapitalizm küresel bir kriz içinde, Avrupa’da kısa bir süre önce art arda genel grevler gerçekleşti. Devrim bir dalga hâlinde Afrika ve Ortadoğu’yu sararken, tüm dünyada devrim bir düş olmaktan çıkarak bir gerçeklik hâlini alıyor. Bütün bu süreç, gerçekleşen devrimlerin dünya-tarihsel ölçekte olaylar olduğunu gösteriyor. Devrimlerin henüz sosyalist bir nitelik kazanmamış olmasını bahane ederek Tunus ve Mısır devrimlerini küçümsemeye çalışanlar, kapitalizmin küresel niteliğini anlayamıyorlar; dolayısıyla dünya devriminden de bir şey anlamaları olanaksız hâle geliyor. Bugünün en temel görevlerinden biri bu fikirlere karşı mücadele etmek ve Arap coğrafyasındaki devrimlerle dayanışmaktır. Küresel kapitalizme karşı, küresel bir mücadelenin tek yolu budur.&amp;nbsp;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="TR" style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="TR" style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Can Irmak Özinanır&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="TR" style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;(Sosyalist İşçi, 2011)&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5497519225350301537-2001774175082269262?l=canirmakozinanir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://canirmakozinanir.blogspot.com/feeds/2001774175082269262/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5497519225350301537&amp;postID=2001774175082269262' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5497519225350301537/posts/default/2001774175082269262'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5497519225350301537/posts/default/2001774175082269262'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://canirmakozinanir.blogspot.com/2011/05/kapitalizm-kureseldir-devrim-de.html' title='Kapitalizm Küreseldir, Devrim de!'/><author><name>Can Irmak Özinanır</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13858203484417588559</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='33' height='26' src='http://4.bp.blogspot.com/_NP1YvbyLx8o/SpkBOGUcJlI/AAAAAAAAADs/dG4xFgfTKwM/S220/6020_200077940458_680820458_7534272_1501237_n.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-OUfxCUxkUwM/TeFvtdEU6uI/AAAAAAAAAHA/2yXX2B5Tx3Y/s72-c/198312_10150405352055459_680820458_17433020_7800751_n.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5497519225350301537.post-3753650564696069602</id><published>2011-02-17T05:21:00.000-08:00</published><updated>2011-02-17T05:21:41.727-08:00</updated><title type='text'>1917 Şubat Devrimi, Tunus, Mısır</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-9HRuEv3xO3Q/TV0fwdF50dI/AAAAAAAAAG0/SHP9-Z1M9V4/s1600/revolutionfeb.jpg" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="272" src="http://2.bp.blogspot.com/-9HRuEv3xO3Q/TV0fwdF50dI/AAAAAAAAAG0/SHP9-Z1M9V4/s400/revolutionfeb.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;!--[if gte mso 9]&gt;&lt;xml&gt;  &lt;o:OfficeDocumentSettings&gt;   &lt;o:RelyOnVML/&gt;   &lt;o:AllowPNG/&gt;  &lt;/o:OfficeDocumentSettings&gt; &lt;/xml&gt;&lt;![endif]--&gt;&lt;!--[if gte mso 9]&gt;&lt;xml&gt;  &lt;w:WordDocument&gt;   &lt;w:View&gt;Normal&lt;/w:View&gt;   &lt;w:Zoom&gt;0&lt;/w:Zoom&gt;   &lt;w:TrackMoves/&gt;   &lt;w:TrackFormatting/&gt;   &lt;w:HyphenationZone&gt;21&lt;/w:HyphenationZone&gt;   &lt;w:PunctuationKerning/&gt;   &lt;w:ValidateAgainstSchemas/&gt;   &lt;w:SaveIfXMLInvalid&gt;false&lt;/w:SaveIfXMLInvalid&gt;   &lt;w:IgnoreMixedContent&gt;false&lt;/w:IgnoreMixedContent&gt;   &lt;w:AlwaysShowPlaceholderText&gt;false&lt;/w:AlwaysShowPlaceholderText&gt;   &lt;w:DoNotPromoteQF/&gt;   &lt;w:LidThemeOther&gt;TR&lt;/w:LidThemeOther&gt;   &lt;w:LidThemeAsian&gt;X-NONE&lt;/w:LidThemeAsian&gt;   &lt;w:LidThemeComplexScript&gt;X-NONE&lt;/w:LidThemeComplexScript&gt;   &lt;w:Compatibility&gt;    &lt;w:BreakWrappedTables/&gt;    &lt;w:SnapToGridInCell/&gt;    &lt;w:WrapTextWithPunct/&gt;    &lt;w:UseAsianBreakRules/&gt;    &lt;w:DontGrowAutofit/&gt;    &lt;w:SplitPgBreakAndParaMark/&gt;    &lt;w:DontVertAlignCellWithSp/&gt;    &lt;w:DontBreakConstrainedForcedTables/&gt;    &lt;w:DontVertAlignInTxbx/&gt;    &lt;w:Word11KerningPairs/&gt;    &lt;w:CachedColBalance/&gt;   &lt;/w:Compatibility&gt;   &lt;m:mathPr&gt;    &lt;m:mathFont m:val="Cambria Math"/&gt;    &lt;m:brkBin m:val="before"/&gt;    &lt;m:brkBinSub m:val="&amp;#45;-"/&gt;    &lt;m:smallFrac m:val="off"/&gt;    &lt;m:dispDef/&gt;    &lt;m:lMargin m:val="0"/&gt;    &lt;m:rMargin m:val="0"/&gt;    &lt;m:defJc m:val="centerGroup"/&gt;    &lt;m:wrapIndent m:val="1440"/&gt;    &lt;m:intLim m:val="subSup"/&gt;    &lt;m:naryLim m:val="undOvr"/&gt;   &lt;/m:mathPr&gt;&lt;/w:WordDocument&gt; &lt;/xml&gt;&lt;![endif]--&gt;&lt;!--[if gte mso 9]&gt;&lt;xml&gt;  &lt;w:LatentStyles DefLockedState="false" DefUnhideWhenUsed="true"  DefSemiHidden="true" DefQFormat="false" DefPriority="99"  LatentStyleCount="267"&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="0" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Normal"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="9" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="heading 1"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="9" QFormat="true" Name="heading 2"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="9" QFormat="true" Name="heading 3"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="9" QFormat="true" Name="heading 4"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="9" QFormat="true" Name="heading 5"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="9" QFormat="true" Name="heading 6"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="9" QFormat="true" Name="heading 7"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="9" QFormat="true" Name="heading 8"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="9" QFormat="true" Name="heading 9"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="39" Name="toc 1"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="39" Name="toc 2"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="39" Name="toc 3"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="39" Name="toc 4"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="39" Name="toc 5"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="39" Name="toc 6"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="39" Name="toc 7"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="39" Name="toc 8"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="39" Name="toc 9"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="35" QFormat="true" Name="caption"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="10" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Title"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="1" Name="Default Paragraph Font"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="11" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Subtitle"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="22" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Strong"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="20" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Emphasis"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="59" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Table Grid"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" UnhideWhenUsed="false" Name="Placeholder Text"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="1" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="No Spacing"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="60" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Light Shading"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="61" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Light List"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="62" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Light Grid"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="63" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 1"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="64" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 2"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="65" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 1"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="66" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 2"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="67" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 1"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="68" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 2"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="69" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 3"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="70" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Dark List"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="71" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Shading"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="72" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful List"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="73" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Grid"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="60" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Light Shading Accent 1"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="61" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Light List Accent 1"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="62" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Light Grid Accent 1"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="63" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 1 Accent 1"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="64" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 2 Accent 1"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="65" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 1 Accent 1"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" UnhideWhenUsed="false" Name="Revision"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="34" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="List Paragraph"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="29" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Quote"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="30" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Intense Quote"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="66" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 2 Accent 1"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="67" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 1 Accent 1"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="68" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 2 Accent 1"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="69" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 3 Accent 1"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="70" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Dark List Accent 1"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="71" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Shading Accent 1"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="72" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful List Accent 1"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="73" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Grid Accent 1"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="60" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Light Shading Accent 2"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="61" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Light List Accent 2"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="62" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Light Grid Accent 2"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="63" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 1 Accent 2"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="64" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 2 Accent 2"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="65" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 1 Accent 2"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="66" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 2 Accent 2"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="67" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 1 Accent 2"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="68" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 2 Accent 2"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="69" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 3 Accent 2"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="70" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Dark List Accent 2"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="71" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Shading Accent 2"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="72" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful List Accent 2"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="73" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Grid Accent 2"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="60" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Light Shading Accent 3"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="61" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Light List Accent 3"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="62" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Light Grid Accent 3"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="63" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 1 Accent 3"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="64" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 2 Accent 3"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="65" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 1 Accent 3"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="66" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 2 Accent 3"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="67" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 1 Accent 3"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="68" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 2 Accent 3"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="69" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 3 Accent 3"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="70" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Dark List Accent 3"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="71" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Shading Accent 3"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="72" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful List Accent 3"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="73" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Grid Accent 3"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="60" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Light Shading Accent 4"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="61" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Light List Accent 4"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="62" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Light Grid Accent 4"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="63" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 1 Accent 4"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="64" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 2 Accent 4"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="65" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 1 Accent 4"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="66" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 2 Accent 4"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="67" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 1 Accent 4"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="68" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 2 Accent 4"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="69" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 3 Accent 4"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="70" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Dark List Accent 4"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="71" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Shading Accent 4"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="72" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful List Accent 4"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="73" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Grid Accent 4"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="60" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Light Shading Accent 5"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="61" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Light List Accent 5"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="62" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Light Grid Accent 5"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="63" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 1 Accent 5"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="64" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 2 Accent 5"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="65" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 1 Accent 5"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="66" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 2 Accent 5"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="67" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 1 Accent 5"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="68" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 2 Accent 5"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="69" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 3 Accent 5"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="70" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Dark List Accent 5"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="71" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Shading Accent 5"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="72" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful List Accent 5"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="73" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Grid Accent 5"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="60" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Light Shading Accent 6"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="61" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Light List Accent 6"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="62" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Light Grid Accent 6"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="63" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 1 Accent 6"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="64" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 2 Accent 6"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="65" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 1 Accent 6"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="66" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 2 Accent 6"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="67" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 1 Accent 6"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="68" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 2 Accent 6"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="69" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 3 Accent 6"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="70" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Dark List Accent 6"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="71" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Shading Accent 6"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="72" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful List Accent 6"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="73" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Grid Accent 6"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="19" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Subtle Emphasis"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="21" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Intense Emphasis"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="31" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Subtle Reference"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="32" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Intense Reference"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="33" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Book Title"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="37" Name="Bibliography"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="39" QFormat="true" Name="TOC Heading"/&gt;  &lt;/w:LatentStyles&gt; &lt;/xml&gt;&lt;![endif]--&gt;&lt;!--[if gte mso 10]&gt; &lt;style&gt; /* Style Definitions */ table.MsoNormalTable {mso-style-name:"Normal Tablo"; mso-tstyle-rowband-size:0; mso-tstyle-colband-size:0; mso-style-noshow:yes; mso-style-priority:99; mso-style-qformat:yes; mso-style-parent:""; mso-padding-alt:0cm 5.4pt 0cm 5.4pt; mso-para-margin-top:0cm; mso-para-margin-right:0cm; mso-para-margin-bottom:10.0pt; mso-para-margin-left:0cm; line-height:115%; mso-pagination:widow-orphan; font-size:11.0pt; font-family:"Calibri","sans-serif"; mso-ascii-font-family:Calibri; mso-ascii-theme-font:minor-latin; mso-hansi-font-family:Calibri; mso-hansi-theme-font:minor-latin; mso-fareast-language:EN-US;}&lt;/style&gt; &lt;![endif]--&gt;  &lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Rusya’da 1917 Şubat’ında patlak veren kendiliğinden hareket Çar’ı devirmeyi başarmıştı. Şubat devrimi&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-9HRuEv3xO3Q/TV0fwdF50dI/AAAAAAAAAG0/SHP9-Z1M9V4/s1600/revolutionfeb.jpg" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;kitlelerin kendiliğinden hareketinin neler başarabileceğinin kanıtı olarak ortaya çıkarken aynı zamanda sıradan insanların kendi iktidar aygıtlarını yaratmasını da sağlamıştı. İlk olarak 1905 devriminde Rusya’da ortaya çıkan işçi konseyleri, Şubat devrimi ile yeniden kurulmuş, Ekim 1917’de ise iktidarı ele almışlardı. Bugün Tunus’ta ve Mısır’da kendiliğinden hareketler patlak veriyor. Tunus’ta diktatör Bin Ali kendiliğinden hareket sonucunda devrildi, Mısır’da ise Hüsnü Mübarek devrilmek üzere. Devrimler, kendi araçlarını da yaratıyorlar: Tunus’ta ve Mısır’da çeşitli halk komiteleri, konseyleri kuruldu. Şubat Devrimi, devrimciler için hâlen derslerle dolu. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-9HRuEv3xO3Q/TV0fwdF50dI/AAAAAAAAAG0/SHP9-Z1M9V4/s1600/revolutionfeb.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Ekmek talebiyle devrilen çarlık &lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Tüm devrimlerde olduğu gibi Şubat devrimi de aslında bir devrim olarak başlamadı. 8 Mart kutlamaları sırasında (Rus takviminde 23 Şubat) kadın işçiler “Ekmek istiyoruz” sloganıyla bir grev başlatmışlardı. Talepleri son derece basit, ekonomik bir talepti. Grev hızla yaygınlaştı. Kadın işçilerin yanına, erkek işçiler ve öğrenciler de katılmıştı. 25 Şubat’ta grev, genel greve dönüştü. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Hareket yaygınlaştıkça ekonomik taleplerin yanına siyasal talepler de ekleniyordu. “Ekmek istiyoruz” sloganının yanı sıra savaş karşıtı sloganlar ve “Kahrolsun Çarlık” sloganı grevlere damgasını vuruyordu. &lt;span&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;26 Şubat’ta önemli bir olay gerçekleşti: Çar’ın göstericilere ateş etmesi emrini verdiği ordu bölündü. Askerlerin bir bölümü gösterilere katılmaya başladı, katılmayan askerler de işçilere ateş açmayı reddettiler. Polis birlikleri aracılığıyla işçilere ateş açılınca, işçiler ayaklandı. Çarlık rejimi işçi sınıfının kitlesel hareketiyle birkaç gün içinde yıkıldı. Geçici hükümet kuruldu, diğer yanda ise işçi sınıfının özyönetim araçları olan sovyetler (işçi konseyleri) yeniden doğmuştu. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Tunus’ta diktatörü deviren devrim &lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Tunus’ta diktatör Bin Ali’nin devrilmesiyle sonuçlanan devrim pek çok açıdan Şubat Devrimi’ne benziyor. Tunus’taki hareket de tıpkı Şubat devrimindeki gibi ekonomik bir huzursuzluğun sonucu olarak başladı. İşsizlik ve yoksulluktan bunalan halk, işsiz bir genç olan Muhammed Bouazizi’nin kendisini yakmasıyla beraber ayaklandı. Talepler siyasallaştı. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Devrim yukarıda anlatılana çok benzer klasik bir çizgi izledi. &lt;span&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;Ayaklanma; &lt;span&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;devlete bağlı bir sendika olan Tunus İşçileri Genel Sendikası’nın gösterilere katılması ve içişleri bakanlığını bloke ederek genel grev çağrısı yapması üzerine hareket rejimi tehdit etmeye başladı. Bin Ali, orduya halka ateş açmasını emretti ve ordu bu talebi reddetti. &lt;span&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;Öncelikle baskı yoluyla devrimi ezmeye çalışan Bin Ali, hareketin hız kesmemesi üzerine önce 2014 yılında görevini bırakacağını ve reformlar yapacağını duyurdu. Sonundaysa görevi bırakarak ülkeden kaçmak zorunda kaldı. Eski hükümetin bakanlarının da içinde bulunduğu bir birlik hükümeti kuruldu. Ancak sendikanın çağrıları üzerine yeniden genel grev yapıldı. &lt;span&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;Hükümet devrildi ve Bin Ali’nin bakanlarının içinde yer almadığı ikinci birlik hükümeti kuruldu. Tunus’ta hareket hâlen devam ediyor. Devrim sırasında yerel savunma komiteleri kuruldu. Devrim yine kendi araçlarını oluşturdu.&lt;span&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Komitelerin, devrimin özyönetim araçlarına mı dönüşeceği yoksa burjuva hükümetlerle mi yola devam edileceğini zaman gösterecek. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Tunus’ta olanlar işçi sınıfının merkezi rolünün önemini ve kendiliğinden bir hareketin neler yapabileceğini gösteriyor. Gazetelerde bir Twitter devriminden bahsediliyor. Evet, bu devrimde Twitter ve Facebook gibi sosyal medya ağlarından yoğun şekilde yararlanılıyor ancak devrim aşağı yukarı klasik bir çizgi izliyor. Grevler ve sokak hareketi devrimin hâlen temel gücünü oluşturuyor.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-j7HnGXXxZk4/TV0gQDl054I/AAAAAAAAAG8/f0mNfbVDh-w/s1600/tahrir.jpg" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="194" src="http://2.bp.blogspot.com/-j7HnGXXxZk4/TV0gQDl054I/AAAAAAAAAG8/f0mNfbVDh-w/s320/tahrir.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Mısır’da işçi sınıfı belirleyici olacak &lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Tunus’taki hareketin yaktığı kıvılcım hızla bir aleve dönüştü. Yangının en büyük olduğu yer Mısır. Mısır’daki hareket de kendiliğinden bir hareket olarak başladı. Ayaklanma içinde yer alan muhalif örgütlerin hiçbirisi henüz hareketin liderliğini yapar hâlde değil. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Mısır’da güçlü bir işçi sınıfı hareketi var. Mısır’da ilk olarak Süveyş’teki işçiler grev çağrısı yaptılar ardından ülkedeki tüm sendikalar birleşerek Mısır Sendikalar Konfederasyonu isimli yeni bir sendika konfederasyonu kurdular ve genel grev çağrısı yaptılar. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Mısır’da da Tunus’ta olduğu gibi savunma komiteleri oluşmuş durumda. Karşı-devrimci saldırılardan sonra halkın yeniden toparlanmasında bu komitelerin büyük etkisi oldu. Sosyalistler, Mısır’daki işçilere genel grev çağrısı yapıyorlar, önümüzdeki süreçte işçi sınıfı belirleyici olacak. &lt;span&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Şubat’ı Ekim’e çevirmek için: Devrimci Parti &lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;1917 Şubat’ında kurulan Sovyetlerin iktidarı ele geçirmesi ancak Ekim Devrimi ile mümkün olabildi. İkili iktidara karşı bütün iktidarın sovyetlere verilmesi gerektiğini savunan Bolşevik Partisi işçilerin iktidarı ele geçirmesinde etkili olmuştu. Tunus ve Mısır’daki politik devrimlerin, toplumsal devrimlere dönüşmesi ve sadece rejimi değil sistemi değiştirebilmesi için devrimci partilerin inşası önemli bir görev. Dünyanın diğer yerlerindeki devrimcilere de bir yandan Tunus ve Mısır’la dayanışırken, benzer bir dalga karşısında hazırlıklı olmalarını sağlayacak devrimci partileri inşa etmek düşüyor. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Can Irmak Özinanır &lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5497519225350301537-3753650564696069602?l=canirmakozinanir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://canirmakozinanir.blogspot.com/feeds/3753650564696069602/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5497519225350301537&amp;postID=3753650564696069602' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5497519225350301537/posts/default/3753650564696069602'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5497519225350301537/posts/default/3753650564696069602'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://canirmakozinanir.blogspot.com/2011/02/1917-subat-devrimi-tunus-msr.html' title='1917 Şubat Devrimi, Tunus, Mısır'/><author><name>Can Irmak Özinanır</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13858203484417588559</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='33' height='26' src='http://4.bp.blogspot.com/_NP1YvbyLx8o/SpkBOGUcJlI/AAAAAAAAADs/dG4xFgfTKwM/S220/6020_200077940458_680820458_7534272_1501237_n.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-9HRuEv3xO3Q/TV0fwdF50dI/AAAAAAAAAG0/SHP9-Z1M9V4/s72-c/revolutionfeb.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5497519225350301537.post-8973101371267225203</id><published>2011-02-17T04:50:00.000-08:00</published><updated>2011-02-17T05:11:05.765-08:00</updated><title type='text'>Devrim neden şimdi gerçekleşiyor?</title><content type='html'>&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-QpBqQbdZY3U/TV0ZKgzLxVI/AAAAAAAAAGs/hHUXQwOJnaQ/s1600/egypt-revolution-2011.jpg" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="352" src="http://3.bp.blogspot.com/-QpBqQbdZY3U/TV0ZKgzLxVI/AAAAAAAAAGs/hHUXQwOJnaQ/s640/egypt-revolution-2011.jpg" width="640" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Tunus’ta başlayan devrim dalgası kısa bir süre içinde Arap coğrafyasında ardı ardına geniş kitle hareketlerinin yolunu açtı. Bunlardan en önemlisi ve en büyüğü ise Mısır’da yaşanıyor. Mısır, bölgenin en önemli ülkelerinden biri olduğu gibi, aynı zamanda ABD emperyalizminin çok önemli bir müttefiki... Ayrıca bugüne kadar geleneksel olarak da Mısır’ın bölgedeki politik gelişmelerde etkili olduğunu söylemek mümkün. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Genellikle Araplara dönük ırkçı önyargılardan beslenen elitist kafa şunu soruyor: “Bugüne kadar ayaklanmayan halklar neden şimdi ayaklanıyor?”&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Bu sorunun altında ise sıradan insanların kendi kaderlerini değiştirmek için harekete geçemeyeceği; hele Ortadoğulu veya Afrikalı Arapların bunu hiç yapamayacağı gibi bir düşünce yatıyor. Elitist kafaya göre bu kitleler harekete geçiyorsa altında Soros’un veya Mübarek’le işi biten ABD emperyalizminin, en iyi ihtimalle şeriat rejimine geçmek isteyen Müslüman Kardeşler türü örgütlerin parmağı vardır. &amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Kaçınılmaz olarak buna cevap vermek de dünyayı ırklar ve milliyetler penceresinden değil de ekonomi politik açısından yorumlayan marksistlere düşüyor. Tunus ve Mısır’daki devrimler bir anda patlak verdi ancak Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da huzursuzluk yeni değil. ABD emperyalizminin Ortadoğu’da saplandığı batak, bölge yönetimlerinin IMF destekli ekonomi politikalarıyla halkı sürekli yoksullaştırması, dünyada ve bölgedeki direnişler ve grevler; yani bir dizi dinamik bu devrimlerin üzerinde yükseldiği zemini oluşturuyor. 30 yıllık diktatörlükler 2000’li yılların başından beri hiç sorgulanmadığı kadar sorgulanıyor, hiç sahne olmadığı direnişlere sahne oluyor.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Radikalleşen bir kuşağın ortaya çıkışı &lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Arap ülkelerinde 2000’li yılların başından itibaren yeni bir radikalleşme dalgası doğdu. Bu tesadüf değildi.27 Eylül 2000’de Filistin’de El-Aksa’da, İsrail kasabı Ariel Şaron’un Mescid-i Aksa ziyareti üzerine ikinci intifada başladı. Bu intifada ile birlikte daha önce siyaset sahnesine çıkmamış yepyeni bir kuşak radikalleşmeye başladı. (ABD ve Avrupa’da da bu dönemde neoliberalizme karşı yeni bir hareket doğmuştu ve antikapitalist hareket ile birlikte bir kuşak radikalleşmeye başlamıştı)&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;İntifada bütün Arap dünyası üzerinde etkili oldu. Mısır’da 20 yıl boyunca hiç görülmemiş bir şey yaşanmaya başlandı. İntifada hızla gençleri özellikle de öğrencileri etkilemeye başladı. &amp;nbsp;3-4 hafta içinde aşağı yukarı kendiliğinden başlayan ve yüz binlerce üniversite öğrencisinin katıldığı kitle gösterileri oldu.&amp;nbsp; Bu radikalleşme sonrasında dayanışma komiteleri oluşmaya başladı, bu dayanışma komiteleri 1970’lerde mücadele etmiş ve hayal kırıklığına uğramış pek çok eski solcuyu da harekete geçirdi.&amp;nbsp; Yüzlerce kişi bu komitelere katıldı. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Kısa bir süre sonra ABD’nin Irak’ı tehdit etmesi üzerine büyük bir hareket başladı. 20-21 Mart&amp;nbsp; 2003’te Irak savaşı başladığında dayanışma komiteleri, bugün devrimin merkezi sayılabilecek olan Tahrir Meydanı’na çağrı yaptı. Yaklaşık 50.000 kişinin toplandığı meydan işgal edildi. Polisle çatışmalar yaşandı. (1)&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;ABD hegemonyasının zayıflaması&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Tunus, Suriye, Suudi Arabistan ve Yemen’deki gibi Mısır’daki diktatörlük de ABD’nin yakın müttefiklerinden birisi… Mısır, milliyetçi diktatör Nasır'ın ölümünden sonra Enver Sedat liderliğinde ABD'nin önemli müttefiklerinden birisi hâline geldi. &amp;nbsp;Hüsnü Mübarek yönetimi ABD'den yıllık 1.5 milyar dolar yardım alıyor. 1979’da İsrail’le imzaladığı barış antlaşmasından beri Ortadoğu’nun en büyük askeri gücü ve ABD’nin en yakın müttefiklerinden İsrail’le de dostane ilişkiler içinde.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;ABD, soğuk savaş sonrası yitirdiği ekonomik gücünü, askeri gücü ile Ortadoğu’da telafi etmeye çalıştı. Bu, ABD’nin diğer gelişmiş ülkeler üzerindeki hegemonyasını sürdürmek için yapılan bir hamleydi. Ancak ABD’nin Irak ve Afganistan savaşları beklentisinin çok ötesinde bir politik yenilgiyle sonuçlandı.&amp;nbsp; ABD, Irak’taki direnişin güçlü olacağını beklemiyordu. Türkiye’deki savaş karşıtı hareketin 1 Mart 2003 zaferiyle hükümetin savaşa asker göndermesini ve kuzey cephesinin açıklamasını engellemesi de direnişin büyük olmasında etkili oldu. ABD, Irak’taki rejimi devirmeyi başarmış olsa bile daha ortaya çıkan kaosla başa çıkamadı. Bugün kukla hükümetlerle yönetilen Irak ve Afganistan, ABD bütçesine büyük bir yük oluşturuyor. Afganistan’da asker sayısını arttıran ve “savunma”ya devasa bir bütçe ayıran ABD büyük bir kriz içinde ve İran’ı hedef göstererek bölgedeki gücünü arttırmayı umuyor.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;ABD hegemonyasının zayıflaması yakın müttefiki İsrail'i de zor durumda bırakıyor. ABD ve İsrail'in ellerini her attıkları yerde direnişler patlak veriyor. Bunun son büyük örneğini İsrail'in 2006'da Lübnan'a saldırısı sırasında gördük. Hizbullah öncülüğündeki direniş, İsrail'in bir Arap ülkesine karşı ilk yenilgisi sağladı. &amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;ABD hegemonyasında giderek büyüyen çatlak ve ABD’nin savaş politikaları tüm Ortadoğu’da istikrarsızlığın en önemli kaynaklarından birisi ve devrimci olasılıkları besliyor.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Kapitalizmin krizi ve işçi hareketi&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Mısır, ekonomik açıdan çoğumuzun tahmin edebileceği bir hikâyeye sahip. 1970'den itibaren Enver Sedat, ülkeyi Nasırcı rejimden farklı bir noktaya doğru çekmeye başladı. Ekonomiyi açık hâle getirdi, yeni multi-milyoner sınıfın yanında saf tuttu. ABD ve Avrupa sermayesine kapı açacak pek çok adım attı. İsrail ile olan savaşın bitirilmesinin temel sebebi Mısır'ın artık istikrarlı bir kapitalist ülke olma isteğiydi. Bu adımla beraber&amp;nbsp; temel olarak turizm sektöründe büyüme başladı. Ancak ekonomik büyüme, işçi sınıfı açısından bir gelişmeye yol açmadı. 1960-70 arası reel ücretler neredeyse iki katına çıkmışken, 1970-2000 yılları arasında hiçbir gerçek gelişim yaşanmadı. (2)&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Sedat'ın öldürülmesinin ardından yönetimi devralan Hüsnü Mübarek, iktidara geldiği 1981 yılından itibaren neoliberal politikaların uygulanmasına hız verdi. 1991'de rejim IMF ile bir anlaşma imzaladı. 1990'lar boyunca rejimin temel ekonomik politikası özelleştirmeydi.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Nüfus giderek kentlerde yoğunlaşmaya başlarken, işsizlik ve yüksek enflasyon sonucu yoksulluk hızla artmaya başladı. Kentlerde bir grup insan multi-milyoner olma derecesinde zenginleşirken kentteki orta sınıfların ve işçi sınıfının gelirleri giderek erimeye başladı.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Aslında bu durum neredeyse tüm Arap ülkeleri için genelleştirilebilir bir tablo. Tunus ve Mısır gibi ülkelerde nüfusun en tepesindeki yüzde 10, toplam gelirin 1/3'üne sahip. Tüm Arap dünyasında yoksulluk %40 civarlarında. Ücretler Avrupa pazarlarıyla yarışabilmek için düşük tutuluyor. Özellikle gençler arasında işsizlik muazzam boyutlarda.&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Bütün bu yoksullaşma 2000'li yıllarda özellikle Mısır'da bir dizi grev dalgasını beraberinde getirdi. Aralık 2006 ve Eylül 2007'de Mısır büyük grevler yaşadı. Bu süre içinde toplam 198,414 işçi greve çıktı. Bu, yeni bir işçi hareketinin doğumuna işaret ediyordu. (3)&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;2008'de patlak veren kapitalizmin krizi de Arab dünyasını özelllikle de turizm ve taşımacılık gibi sektörleri derin bir şekilde etkiledi. Avrupa pazarına üretim yapan tekstil sektörü de krizde geriledi. Bu sırada gıda fiyatları yükselmeye devam etti.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;2008-09 arası Mısır'da yoksulluk yüzde 20'den, yüzde 23'e yükseldi. Mısırlıların yüzde 40'ı günde 2 doların altında yaşıyor. (4)&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Hızla siyasallaşan bir hareket&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Ekonomik kriz ve yoksullaşma elbette Tunus, Mısır ve Arap ülkelerinin geri kalanındaki ayaklanmalar için önemli bir dinamik ancak bu kadar büyük toplumsal hareketler salt ekonomik dinamiklere yaslanarak açıklanamaz.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Bu ülkelerde, ekonomik taleplerle beraber siyasî taleplerin de ön plana çıktığına şahit oluyoruz. İnsanlar sadece ekmek değil, ekmeğin yanı sıra özgürlük istiyorlar. Bu noktada Rosa Luxemburg'u hatırlamakta fayda var. 1919 Alman devriminin liderlerinden Rosa Luxemburg, kitle grevi üzerine yazdığı broşüründe ekonomik taleplerin hızla siyasallaşabileceğine dikkat çekiyordu. (5)&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Arap ülkelerindeki ayaklanma ve devrimci yükselişi göz önünde bulundurduğumuzda tam da Luxemburg'un anlattığı gibi hareketin ekonomik temelden çıkarak siyasallaşmaya başladığı bir uğrakta bulunduğu görülebilir. Bugün, ekonomik ve siyasal talepler sokakta diktatörlerin oturduğu zemini kaydıran devrimci hareketlere dönüşüyor.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Bu, Arap ülkelerindeki egemen sınıflar için hegemonyanın kaybı ve kriz anlamına geliyor ancak daha büyük ölçekte bakılırsa Tunus ve Mısır'daki hareketler tüm dünyada bir zihniyet dönüşümünün önünü açıyor: Arap halkları tüm dünyaya bir devrimin mümkün olduğunu gösteriyor.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Bırakalım elitistler bunun bir devrim olup olmadığın sorsunlar, bırakalım islamofobik ve ırkçı önyargılarıyla kafalarını kuma gömmeye devam etsinler. &amp;nbsp;Tunus, Mısır ve ardından gelen ayaklanmalar sadece kendi egemen sınıflarının değil, dünyanın en büyük emperyalist güçlerinin gözünü korkutmaya devam ediyor.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Mısır, bu ülkeler içinde en belirleyici noktada duruyor; en geniş işçi sınıfına sahip ve politik olarak en etkili ülke Mısır. Eğer Mısır'daki diktatör devrilirse, diğerlerinin devrilmesi hızlanacak.&amp;nbsp; Egemenlerin kum üzerine kurulu düzenleri sallandıkça, tüm dünyada yeni devrimci olasılıkların önü açılıyor.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-QpBqQbdZY3U/TV0ZKgzLxVI/AAAAAAAAAGs/hHUXQwOJnaQ/s1600/egypt-revolution-2011.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Can Irmak Özinanır (Sosyalist İşçi, Şubat 2011, sayı: 409) &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoListParagraphCxSpFirst" style="text-indent: -18pt;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;1)&lt;span style="font: 7pt &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Chris Harman (2005), Egypt: the pressures builds up, &lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.isj.org.uk/index.php4?id=90&amp;amp;issue=106"&gt;&lt;span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;http://www.isj.org.uk/index.php4?id=90&amp;amp;issue=106&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoListParagraphCxSpMiddle" style="text-indent: -18pt;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;2)&lt;span style="font: 7pt &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Juan Cole (2011), Egypt's Class Conflict, &lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.juancole.com/2011/01/egypts-class-conflict.html"&gt;&lt;span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;http://www.juancole.com/2011/01/egypts-class-conflict.html&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoListParagraphCxSpMiddle" style="text-indent: -18pt;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;3)&lt;span style="font: 7pt &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Grev hareketi hakkında ayrıntılı bilgi için: &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoListParagraphCxSpMiddle"&gt;&lt;span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Anne Alexander (2008), Inside Egypt's mass strikes, &lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.isj.org.uk/?id=428"&gt;http://www.isj.org.uk/?id=428&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoListParagraphCxSpMiddle"&gt;&lt;span style="color: black; font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Mustafa Bassiouny and Omar Said (2008), &lt;/span&gt;&lt;span style="color: black; font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;A new workers’ movement: the strike wave of 2007, &lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.isj.org.uk/index.php4?id=429&amp;amp;issue=118"&gt;http://www.isj.org.uk/index.php4?id=429&amp;amp;issue=118&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoListParagraphCxSpMiddle" style="text-indent: -18pt;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;4)&lt;span style="font: 7pt &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Socialist Alternative, The Roots of Egypt's Uprising, &lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.sa.org.au/index.php?option=com_content&amp;amp;task=view&amp;amp;id=3085&amp;amp;Itemid=213&amp;amp;utm_source=twitterfeed&amp;amp;utm_medium=twitter"&gt;http://www.sa.org.au/index.php?option=com_content&amp;amp;task=view&amp;amp;id=3085&amp;amp;Itemid=213&amp;amp;utm_source=twitterfeed&amp;amp;utm_medium=twitter&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoListParagraphCxSpLast" style="text-indent: -18pt;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;5)&lt;span style="font: 7pt &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Rosa Luxemburg (1990&lt;i&gt;), Kitle Grevi, Parti ve Sendikalar&lt;/i&gt;, çev. Nedim Tuğlu, Z Yayınları., ayrıca Rosa Luxemburg'un marksizmi hakkında daha ayrıntılı bilgi için: &lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.marksist.org/dosyalar/1794-rosa-luksemburgun-devrimci-marksizmi"&gt;http://www.marksist.org/dosyalar/1794-rosa-luksemburgun-devrimci-marksizmi&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5497519225350301537-8973101371267225203?l=canirmakozinanir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://canirmakozinanir.blogspot.com/feeds/8973101371267225203/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5497519225350301537&amp;postID=8973101371267225203' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5497519225350301537/posts/default/8973101371267225203'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5497519225350301537/posts/default/8973101371267225203'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://canirmakozinanir.blogspot.com/2011/02/devrim-neden-simdi-gerceklesiyor.html' title='Devrim neden şimdi gerçekleşiyor?'/><author><name>Can Irmak Özinanır</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13858203484417588559</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='33' height='26' src='http://4.bp.blogspot.com/_NP1YvbyLx8o/SpkBOGUcJlI/AAAAAAAAADs/dG4xFgfTKwM/S220/6020_200077940458_680820458_7534272_1501237_n.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-QpBqQbdZY3U/TV0ZKgzLxVI/AAAAAAAAAGs/hHUXQwOJnaQ/s72-c/egypt-revolution-2011.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5497519225350301537.post-315068115854818340</id><published>2011-01-09T09:40:00.000-08:00</published><updated>2011-01-09T09:40:26.795-08:00</updated><title type='text'>Gramsci ve Modern Prens</title><content type='html'>&lt;!--[if gte mso 9]&gt;&lt;xml&gt;  &lt;w:WordDocument&gt;   &lt;w:View&gt;Normal&lt;/w:View&gt;   &lt;w:Zoom&gt;0&lt;/w:Zoom&gt;   &lt;w:TrackMoves/&gt;   &lt;w:TrackFormatting/&gt;   &lt;w:HyphenationZone&gt;21&lt;/w:HyphenationZone&gt;   &lt;w:PunctuationKerning/&gt;   &lt;w:ValidateAgainstSchemas/&gt;   &lt;w:SaveIfXMLInvalid&gt;false&lt;/w:SaveIfXMLInvalid&gt;   &lt;w:IgnoreMixedContent&gt;false&lt;/w:IgnoreMixedContent&gt;   &lt;w:AlwaysShowPlaceholderText&gt;false&lt;/w:AlwaysShowPlaceholderText&gt;   &lt;w:DoNotPromoteQF/&gt;   &lt;w:LidThemeOther&gt;TR&lt;/w:LidThemeOther&gt;   &lt;w:LidThemeAsian&gt;X-NONE&lt;/w:LidThemeAsian&gt;   &lt;w:LidThemeComplexScript&gt;X-NONE&lt;/w:LidThemeComplexScript&gt;   &lt;w:Compatibility&gt;    &lt;w:BreakWrappedTables/&gt;    &lt;w:SnapToGridInCell/&gt;    &lt;w:WrapTextWithPunct/&gt;    &lt;w:UseAsianBreakRules/&gt;    &lt;w:DontGrowAutofit/&gt;    &lt;w:SplitPgBreakAndParaMark/&gt;    &lt;w:DontVertAlignCellWithSp/&gt;    &lt;w:DontBreakConstrainedForcedTables/&gt;    &lt;w:DontVertAlignInTxbx/&gt;    &lt;w:Word11KerningPairs/&gt;    &lt;w:CachedColBalance/&gt;   &lt;/w:Compatibility&gt;   &lt;w:BrowserLevel&gt;MicrosoftInternetExplorer4&lt;/w:BrowserLevel&gt;   &lt;m:mathPr&gt;    &lt;m:mathFont m:val="Cambria Math"/&gt;    &lt;m:brkBin m:val="before"/&gt;    &lt;m:brkBinSub m:val="&amp;#45;-"/&gt;    &lt;m:smallFrac m:val="off"/&gt;    &lt;m:dispDef/&gt;    &lt;m:lMargin m:val="0"/&gt;    &lt;m:rMargin m:val="0"/&gt;    &lt;m:defJc m:val="centerGroup"/&gt;    &lt;m:wrapIndent m:val="1440"/&gt;    &lt;m:intLim m:val="subSup"/&gt;    &lt;m:naryLim m:val="undOvr"/&gt;   &lt;/m:mathPr&gt;&lt;/w:WordDocument&gt; &lt;/xml&gt;&lt;![endif]--&gt;&lt;!--[if gte mso 9]&gt;&lt;xml&gt;  &lt;w:LatentStyles DefLockedState="false" DefUnhideWhenUsed="true"  DefSemiHidden="true" DefQFormat="false" DefPriority="99"  LatentStyleCount="267"&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="0" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Normal"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="9" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="heading 1"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="9" QFormat="true" Name="heading 2"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="9" QFormat="true" Name="heading 3"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="9" QFormat="true" Name="heading 4"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="9" QFormat="true" Name="heading 5"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="9" QFormat="true" Name="heading 6"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="9" QFormat="true" Name="heading 7"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="9" QFormat="true" Name="heading 8"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="9" QFormat="true" Name="heading 9"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="39" Name="toc 1"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="39" Name="toc 2"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="39" Name="toc 3"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="39" Name="toc 4"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="39" Name="toc 5"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="39" Name="toc 6"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="39" Name="toc 7"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="39" Name="toc 8"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="39" Name="toc 9"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="35" QFormat="true" Name="caption"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="10" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Title"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="1" Name="Default Paragraph Font"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="11" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Subtitle"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="22" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Strong"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="20" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Emphasis"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="59" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Table Grid"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" UnhideWhenUsed="false" Name="Placeholder Text"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="1" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="No Spacing"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="60" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Light Shading"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="61" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Light List"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="62" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Light Grid"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="63" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 1"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="64" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 2"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="65" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 1"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="66" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 2"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="67" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 1"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="68" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 2"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="69" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 3"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="70" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Dark List"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="71" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Shading"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="72" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful List"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="73" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Grid"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="60" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Light Shading Accent 1"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="61" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Light List Accent 1"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="62" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Light Grid Accent 1"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="63" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 1 Accent 1"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="64" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 2 Accent 1"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="65" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 1 Accent 1"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" UnhideWhenUsed="false" Name="Revision"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="34" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="List Paragraph"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="29" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Quote"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="30" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Intense Quote"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="66" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 2 Accent 1"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="67" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 1 Accent 1"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="68" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 2 Accent 1"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="69" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 3 Accent 1"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="70" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Dark List Accent 1"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="71" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Shading Accent 1"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="72" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful List Accent 1"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="73" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Grid Accent 1"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="60" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Light Shading Accent 2"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="61" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Light List Accent 2"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="62" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Light Grid Accent 2"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="63" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 1 Accent 2"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="64" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 2 Accent 2"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="65" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 1 Accent 2"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="66" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 2 Accent 2"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="67" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 1 Accent 2"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="68" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 2 Accent 2"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="69" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 3 Accent 2"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="70" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Dark List Accent 2"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="71" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Shading Accent 2"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="72" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful List Accent 2"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="73" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Grid Accent 2"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="60" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Light Shading Accent 3"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="61" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Light List Accent 3"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="62" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Light Grid Accent 3"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="63" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 1 Accent 3"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="64" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 2 Accent 3"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="65" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 1 Accent 3"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="66" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 2 Accent 3"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="67" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 1 Accent 3"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="68" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 2 Accent 3"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="69" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 3 Accent 3"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="70" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Dark List Accent 3"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="71" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Shading Accent 3"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="72" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful List Accent 3"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="73" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Grid Accent 3"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="60" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Light Shading Accent 4"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="61" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Light List Accent 4"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="62" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Light Grid Accent 4"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="63" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 1 Accent 4"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="64" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 2 Accent 4"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="65" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 1 Accent 4"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="66" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 2 Accent 4"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="67" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 1 Accent 4"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="68" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 2 Accent 4"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="69" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 3 Accent 4"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="70" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Dark List Accent 4"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="71" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Shading Accent 4"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="72" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful List Accent 4"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="73" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Grid Accent 4"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="60" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Light Shading Accent 5"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="61" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Light List Accent 5"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="62" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Light Grid Accent 5"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="63" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 1 Accent 5"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="64" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 2 Accent 5"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="65" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 1 Accent 5"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="66" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 2 Accent 5"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="67" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 1 Accent 5"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="68" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 2 Accent 5"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="69" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 3 Accent 5"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="70" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Dark List Accent 5"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="71" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Shading Accent 5"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="72" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful List Accent 5"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="73" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Grid Accent 5"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="60" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Light Shading Accent 6"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="61" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Light List Accent 6"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="62" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Light Grid Accent 6"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="63" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 1 Accent 6"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="64" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 2 Accent 6"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="65" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 1 Accent 6"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="66" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 2 Accent 6"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="67" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 1 Accent 6"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="68" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 2 Accent 6"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="69" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 3 Accent 6"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="70" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Dark List Accent 6"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="71" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Shading Accent 6"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="72" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful List Accent 6"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="73" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Grid Accent 6"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="19" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Subtle Emphasis"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="21" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Intense Emphasis"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="31" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Subtle Reference"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="32" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Intense Reference"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="33" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Book Title"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="37" Name="Bibliography"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="39" QFormat="true" Name="TOC Heading"/&gt;  &lt;/w:LatentStyles&gt; &lt;/xml&gt;&lt;![endif]--&gt;&lt;!--[if gte mso 10]&gt; &lt;style&gt; /* Style Definitions */ table.MsoNormalTable {mso-style-name:"Normal Tablo"; mso-tstyle-rowband-size:0; mso-tstyle-colband-size:0; mso-style-noshow:yes; mso-style-priority:99; mso-style-qformat:yes; mso-style-parent:""; mso-padding-alt:0cm 5.4pt 0cm 5.4pt; mso-para-margin:0cm; mso-para-margin-bottom:.0001pt; mso-pagination:widow-orphan; font-size:11.0pt; font-family:"Calibri","sans-serif"; mso-ascii-font-family:Calibri; mso-ascii-theme-font:minor-latin; mso-fareast-font-family:"Times New Roman"; mso-fareast-theme-font:minor-fareast; mso-hansi-font-family:Calibri; mso-hansi-theme-font:minor-latin; mso-bidi-font-family:"Times New Roman"; mso-bidi-theme-font:minor-bidi;}&lt;/style&gt; &lt;![endif]--&gt;        &lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_NP1YvbyLx8o/TSnyPLrZGaI/AAAAAAAAAGc/gCyxLUXJ5Jk/s1600/gramsci_pop.jpg" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://3.bp.blogspot.com/_NP1YvbyLx8o/TSnyPLrZGaI/AAAAAAAAAGc/gCyxLUXJ5Jk/s320/gramsci_pop.jpg" width="290" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Calibri&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;1917'de Rusya'da işçilerin iktidarı ele geçirmeleri bir çok yerdeki işçi sınıfına ilham verdi. Özellikle Avrupa'da işçi sınıfı iktidarı almaya yöneldi. Ancak bu deneyimler maalesef başarısızlıkla sonuçlandı çünkü buralarda Rusya'daki Bolşevikler'e benzer devrimci partiler yoktu. Avrupa'da devrimin yayılamaması Rusya'da da stalinizmin yükselişini kolaylaştırdı. En önemli devrim girişimlerinin yaşandığı yerlerden bir tanesi İtalya'ydı.&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Calibri&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Calibri&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Calibri&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Calibri&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;&lt;span&gt;&lt;/span&gt;İtalyalı marksist Antonio Gramsci, 20. yüzyılın en yaratıcı devrimci teorisyenlerinden birisiydi. İtalya'da kuzeyin tersine oldukça fakir kalmış olan ve halkları İtalyan olmayan güneyde, Sardunya adasında dünyaya gelen Gramsci başlarda ezilen ulusun bir mensubu olmasının da etkisiyle bir Sard milliyetçisi olarak politik hayatına başlamıştı. Ancak üniversite için sanayinin en gelişmiş olduğu dolayısıyla işçi sınıfının yoğun olarak yaşamakta olduğu Torino'ya giden Gramsci'nin marksist olması ve İtalyan Sosyalist Partisi(PSI)'ne katılması uzun sürmedi. Gramsci, parti içinde L'ordine Nuovo(Yeni Düzen) adı verilen küçük bir gazete çevresinin parçasıydı. Partinin merkezi Maksimalistler adı verilen, II. Enternasyonal'in yurtsever/reformist fikirleri ile devrimci fikirler arasında kalan bir sosyalist grubun elindeydi, parti içinde maksimalistlerin yanı sıra boykotçular adı verilen komünist grup ve tam tersi uçtaki reformistler de yer alıyordu.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Calibri&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;&lt;span&gt;&lt;/span&gt;Küçük bir çevre olan L'ordine Nuovo. İtalya'daki işçi konseyleri deneyiminin göbeğinde yer aldı. Gramsci hem bu sürecin en önemli liderlerinden birisi hem de teorisyeni olarak öne çıktı. Ancak devrimin yenilgisi ardından gelen faşizm artık İtalyan Komünist Partisi(PCdI)'nin liderlerinden birisi olan Gramsci'yi “Bu beynin çalışmasını 20 yıl süreyle durdurmalıyız” diyerek hapse mahkum etti. Gramsci'nin bundan sonraki hayatı, Avrupa'daki devrimin yenilgisini irdeleyerek ve kazanmanın yollarını arayarak geçti. Bu çalışmalar Gramsci'nin hapishanede tuttuğu notlardan oluşan olağanüstü eseri Hapishane Defterleri’nde vücut buldu.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Calibri&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Calibri&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;&lt;span&gt;&lt;/span&gt;Gramsci, incelemesinin merkezine daha önceden Lenin tarafından da kullanılmış olan hegemonya kavramını koyarak bu sözcüğe özgün bir anlam atfetti. &lt;span&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Calibri&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;&lt;span&gt; &lt;/span&gt;Gramsci'ye göre Rusya'dakinin aksine Avrupa'da sivil toplum gelişkindi, egemen sınıf ezilenlere iktidarını sadece baskı yoluyla değil aynı zamanda rıza yoluyla da kabul ettiriyordu, Gramsci şöyle diyordu:&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Calibri&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;&lt;span&gt;&lt;/span&gt;“Rusya’da devlet her şeydi, sivil toplum başlangıç halinde ve peltemsiydi; batıda ise sivil toplum ve devlet arasında gerçek bir ilişki vardı, devlet sallantıya uğradığı zaman, sağlam bir sivil toplum yapısı ortaya çıkardı.”&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Calibri&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;&lt;span&gt;&lt;/span&gt;Egemen sınıf, sivil toplumda kendisine bağlı “organik aydınlar”ı aracılığıyla, her seviyede ezilenlerin rızasını kazanıyor, onlar üzerinde hegemonya kuruyordu,&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Calibri&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;&lt;span&gt;&lt;/span&gt;Gramsci'nin çalışmasında aydın kavramı, kitlelerin üzerinde ve onlardan ayrı bir kavrama işaret etmiyordu. Aydın kavramı mahallenin bakkalından, hükümete kadar büyük bir kitleyi kapsayabilirdi. Organik aydınların temel özelliği sınıfa homojenlik kazandırmaları ve örgütlenmelerine yardım etmekti.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Calibri&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Calibri&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;&lt;span&gt;&lt;/span&gt;Bu sebeple, karşı hegemonya da ancak işçi sınıfının organik aydınları tarafından gerçekleştirilebilirdi. Bu aydın kategorisi ise kolektif bir özne olarak devrimci parti olmalıydı. Gramsci, devrimci parti sorununa Makyvel’in Prens eserini inceleyerek yaklaşmıştır. Ulusal iradenin yaratılmasında, Makyavel’in Prens’e biçtiği rolü, işçi devletinin kurulması açısından Gramsci partiye, yani Modern Prens’e biçmiştir. Gramsci’ye göre modern prens bir birey olamaz, kendisini pratikte kanıtlamış bir kolektif iradenin içinde biçim kazanacak olan, toplumun karmaşık bir unsuru, bir organizması olmalıdır.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Calibri&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;&lt;span&gt;&lt;/span&gt;Karşı hegemonyanın oluşturulması sürecini Gramsci “mevzi savaşı” olarak adlandırır. Bu iktidarın ele geçirilmesi mücadelesinde devrimci partinin ezilenler arasında sürekli olarak mevzi kazanması gerektiğini ifade etmek için kullanılan bir kavramdır. Bundan sonra işçi sınıfı ve partisi “manevra savaşı” aracılığıyla doğrudan iktidarı hedefleyebilir.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Calibri&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;&lt;span&gt;&lt;/span&gt;Molyneux’a göre Gramsci’de parti, hegemonya mücadelesini kazanmak ve kitlelerin egemen sınıfa gösterdiği rıza mekanizmasını dağıtmak için üç düzeyde mücadele etmek zorundadır&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Calibri&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;&lt;span&gt;&lt;/span&gt;İlk olarak, sınıf ittifakları kurmalı ve bu ittifaklar içinde sekterlikten kaçınmalı, doğal olarak bazı tavizler vermelidir. Sol komünistlerin yaptığı gibi “ilke olarak ittifaktan kaçınmak” Gramsci’ye göre ekonomizmdir. İkinci düzeyde parti kendi güçlerini eğitmelidir, bu sebeple ajitasyon ve propaganda arasında –propaganda lehine- bir denge kurulmalı, geniş kitleler parti programına kazanılmalıdır. Parti sadece sınıfın ifadesi olmamalı aynı zamanda onu geliştirmek için onun üzerinde enerjik bir biçimde etkide bulunmalıdır. Üçüncü düzey ise bu iki düzeyin, özellikle de ikincisinin tamamlanmasına dönüktür: Aydınların kazanılması ve işçi sınıfının organik aydınlarının yaratılması.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Calibri&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Calibri&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;&lt;span&gt;&lt;/span&gt;Kendiliğindenlik ve partinin rolü konusunda da Gramsci’nin parti teorisi önemli bir noktada durmaktadır. Luxemburg ve Lenin arasındaki “kendiliğindenlik” tartışması diyalektik bir çözüme ulaştırılmıştır. Gramsci’ye göre saf kendiliğindenlik yoktur, en kendiliğinden hareket içinde bile bilinçli bir liderliğin izi sürülebilir. Gramsci, tamamen kendiliğindenliğe çubuk büken fikirlere olduğu kadar, kendiliğinden hareketi önemsemeyen fikirlere de karşıdır.&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Calibri&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Calibri&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;Gramsci'nin parti teorisi İtalya'daki işçi konseyleri deneyiminden, Rusya'daki Ekim Devrimi'nden ve Lenin'in fikirlerinden etkilenerek oluşmuştur. Gramsci, daha sonra reformizme giden bir yol olarak Gramsci'nin adını sıkça ananların iddia ettiği gibi bir tür sivil toplumculuk önermemiştir. Gramsci'ye göre toplumdaki hegemonya mücadelesi asıl olarak iki temel toplumsal sınıf arasındadır; burjuvazi ve proletarya. Devrimci partinin görevi ise bütün ezilenlerin mücadelelerini birleştirerek, ezilenleri bu sınıflardan ikincisi etrafında kenetlemek ve bir devrim aracılığıyla ezilenlerin iktidarını kurma yolunda yardımcı olmaktır. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Calibri&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Calibri&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;&lt;span&gt;&lt;/span&gt;Can Irmak Özinanır (Sosyalist İşçi, Ekim 2008)&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5497519225350301537-315068115854818340?l=canirmakozinanir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://canirmakozinanir.blogspot.com/feeds/315068115854818340/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5497519225350301537&amp;postID=315068115854818340' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5497519225350301537/posts/default/315068115854818340'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5497519225350301537/posts/default/315068115854818340'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://canirmakozinanir.blogspot.com/2011/01/gramsci-ve-modern-prens.html' title='Gramsci ve Modern Prens'/><author><name>Can Irmak Özinanır</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13858203484417588559</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='33' height='26' src='http://4.bp.blogspot.com/_NP1YvbyLx8o/SpkBOGUcJlI/AAAAAAAAADs/dG4xFgfTKwM/S220/6020_200077940458_680820458_7534272_1501237_n.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_NP1YvbyLx8o/TSnyPLrZGaI/AAAAAAAAAGc/gCyxLUXJ5Jk/s72-c/gramsci_pop.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5497519225350301537.post-4599543553319654312</id><published>2010-11-11T06:30:00.000-08:00</published><updated>2010-11-11T06:30:43.549-08:00</updated><title type='text'>"Sol" Komünizm ve Türkiye Solu</title><content type='html'>Türkiye solunda mevcut politikanın temel eksenleri konusunda tavır  almamayı salık veren bir politik çizgi mevcut. Bu çizginin bir tarafında  yer alanlar gerçekten tam bir "sol sapma" içinde düzenin içindeki  değişikliklerin işçi sınıfını, ezilenleri, sosyalistleri  ilgilendirmediğini söylüyorlar.     Benzer söylemler kullanan bir kesim ise "düzen içi reformlar veya  çatışmalar bizi ilgilendirmez" lafını kendisine paravan yapıyor ancak  düzen içi&amp;nbsp;çatışmada tutum alıyor üstelik bu tutum mevcut olanın  korunması biçimini aldığı için aslında sağ bir tutum olarak karşımıza  çıkıyor. İki çizgi benzer söylemlerle farklı yollardan ilerleseler de  birbirlerini besliyor ve Lenin'in de dediği gibi sol sapma özünde sağ  sapmaya dönüşüyor.&lt;strong&gt;&amp;nbsp;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Reformlar bizi ilgilendirmez mi?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Düzen içi  çatışmaların biz sosyalistleri ilgilendirmediği argümanına marksist  gerekçeler sunmak gerçekten güç. Evet, marksistler sistem içi  reformlarla sistemin köklü bir değişim geçirebileceğine inanmazlar.  Sistemin köklü bir değişimi ancak bir toplumsal devrimle, iktidarın  burjuvaziden işçi sınıfına geçmesiyle mümkündür. Ancak işçi sınıfı  iktidarı dediğimiz şey, çizgi filmlerdeki gibi bir anda işçilerin  kafasında bir ampul parlayıp, "evet, bu sistemi yıkıp yerine kendi  kolektif iktidarımızı kuralım" demesiyle gerçekleşmez. İşçi sınıfı ve  ezilenler sistem içinde hayatlarının daha iyi olması için mücadele  ederler, ancak bu mücadele içinde sistemin gerçek doğası görülebilir ve  mücadele deneyimi edinilebilir. Bunun anlamı sosyalistlerin gündelik  politikayı reddetmesi değil tersine gündelik politikaya uygun olarak  sürekli yeni strateji ve taktikler geliştirmek zorunda olmasıdır.  Devrimci mücadele saf, çizgisel bir mücadele değil baştan aşağı politik  bir mücadeledir.&lt;br /&gt;Bu sebeple Marx, "üç vakte kadar ulaşacakları" komünizmin değil  içinde yaşanılan sistem olan kapitalizmin analizini yapmıştır. Bu  sebeple; Fransa üzerine yazdığı muhteşem üçlemesinde (Fransa'da Sınıf  Savaşımları 18481850- Louis Bonaparte’ın 18. Brumaire- Fransa’da İç  Savaş) sınıfların durumlarını incelemiş, içinde yaşanılan durumda sınıf  çatışmalarının, uzlaşmaların, devletin rolünün ele almış, işçi sınıfının  eylemine bir kılavuz oluşturmaya çalışmıştır. Bu sebeple işçi sınıfı  ücret artışı gibi ekonomik taleplerle de, genel oy hakkı gibi siyasal  taleplerle de mücadele etmiş, sosyalistler bu mücadelelerin en ön  saflarında yer almıştır.&lt;br /&gt;İşçi sınıfı mücadelesi tarihi boyunca taktik ve stratejiyi reddeden  akımlar, düzen içi reformların sosyalistleri ilgilendirmediğini  dillendirenler olmuştur. Marx ve Engels, kendi dönemleri içinde bu  türden bir tavrı savunan Blanqui'ye karşı mücadele vermişlerdi. Blanqui,  bir grup komünistin iktidarı ele geçirmesiyle "proletarya  diktatörlüğü"nün hayata geçirileceğini savunan bir elitistti. Blanqui'ye  göre taktik ve stratejiler, ara aşamalar ve uzlaşmalar zaferi  geciktirmekten başka bir işe yaramamaktadır. Engels, bu tavrı çok sert  bir şekilde mahkûm eder:&lt;br /&gt;"Kendi sabırsızlığını teorik iddia olarak öne sürmek ne çocukça bir saflık!"&lt;br /&gt;Rusya'daki 1917 Ekim Devrimi'nin liderlerinden Lenin de Ekim  Devrimi'nin ardından yazdığı ‘Sol' Komünizm Bir Çocukluk Hastalığı adlı  kitabında, taktik ve stratejilerden uzak durmayı salık veren  komünistlerle hesaplaşır. Lenin, Bolşeviklerin hem sağ sapma içindeki  oportünistlere yani II. Enternasyonal çizgisindeki refomistlere hem de  kendi partileri içinde yer alan, burjuva parlamentolarda ve gerici  sendikalarda çalışmaya karşı çıkan 'sol' komünistlere karşı mücadele  verdiğini anlatır. Üstelik, çeşitli uzlaşma ve taktikler Ekim Devrimi  ile son bulmamıştır. Lenin'e göre sınıfların ortadan kalkması bir anda  gerçekleşecek bir şey değildir.&lt;br /&gt;Bolşeviklerin deneylerinden yararlanarak, kitlelerin hayatını  gündelik olarak etkileyen her şeyin sosyalistleri doğal olarak  ilgilendirdiği sonucuna varmak zor değildir. Sosyalistler, oturup  devrimin gelmesini bekleyen idealistler değil, gündelik politikaya  sürekli olarak müdahale eden, özgürlük alanının genişlemesini ve egemen  sınıf arasındaki çelişkilerin derinleşmesini sağlamaya çalışan aktif  devrimcilerdir.&lt;strong&gt;&amp;nbsp;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;"Yiyin Birbirinizi"den, "Anayasa'ya Hayır"a&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Son  yıllarda politikadaki hızlı değişim, Türkiye solunda 'sol' komünist  tavrın nerelere savrulabileceğini göstermeye yetti. İklim değişiminin  Ayşe Teyze'yi ilgilendirmediğini söyleyerek bu alanda mücadele eden  sosyalistleri eleştirenler, bir süre sonra Ergenekon davasının  ezilenleri ilgilendirmediğini savunmaya başladılar. Bu tavır en net  biçimde Birgün gazetesinin başlığında dile getirilmişti. Ergenekon  davasını bütünüyle düzen içi bir çatışma olarak okuyan Birgün; "Yiyin  Birbirinizi" diye başlık atmıştı. Zaman içinde bu tavrın salt bir  Anti-AKP'ciliğe dönüştüğünü dolayısıyla "sol" sapma olarak görünen şeyin  nasıl hızla sağ savrulmaya dönüştüğünü hızla gördük. O gün, "yiyin  birbirinizi" diyenler, bugün 12 Eylül anayasasının değişmesine, bu  değişikliği AKP yaptığı gerekçesiyle karşı çıkıyorlar.&lt;br /&gt;Bu çizgiye benzer başka bir örnek de TKP'nin eski genel başkanı  Aydemir Güler. Aydemir Güler diyor ki: "Başından beri burjuva  siyasetinin ortaya attığı seçenekler arasında seçim yapmayı  reddediyoruz. Başından beri objektif açıdan tek gerçekçi ve sübjektif  açıdan bizim tek inanabileceğimiz seçeneğin sosyalizm olduğunu dile  getiriyoruz". Bu "seçim yapmama hâli" tüm devletin bilgisi dahilinde  öldürülen Hrant'ın cenazesine katılmamaktan, "memurların siyaset yapma  hakkı" bakımından askerin siyasete müdahalesini savunmaya kadar  uzanıyor. Aynı Aydemir Güler'in bugün "gericiliğe karşı", "AKP  anayasası"na "Hayır" çağrısı yapması seçenekler arasında seçim yapmamak  anlamına mı geliyor? Güler'in tarafı başından beri belli!&lt;br /&gt;Elbette bir de daha saf bir "sol" komünist çizgiyi benimseyenler var,  bu kesim boykot diyor ancak bu koşullar altında boykotun politikasızlık  anlamına geldiğini göremiyorlar. Bugüne kadar "üçüncü cephe" adı  altında yapılan politikaların tümü saf bir Anti-AKP'ciliğe çıktı. Bir  üçüncü cephenin olmadığı pratikte kanıtlandı. Bugün Kürt hareketi  dışındaki tüm kesimler açısından boykot politikasız kalmak anlamına  gelir.&lt;br /&gt;Ergenekon davasını düzen içi çatışma olarak görenler, bugün  çatışmanın sadece bir tarafına yani AKP'ye karşı mücadele veriyorlar.  Oysa bu kesimlerin sıkça eleştirdiği darbe karşıtı hareket içinde yer  alan devrimci marksistler, hem askeri vesayete hem de AKP'nin neoliberal  yüzüne karşı mücadele ediyorlar. Bunu bir "üçüncü cephe" mantığı içinde  yapmıyorlar. Bir yandan statükoya zarar veren, 12 Eylül zihniyetinin  tarihe gömülmesi için devrimcilere, işçilere ve ezilenlere bir kapı  aralayan anayasa değişikliğine "Evet" derken, bir yandan da toplumun  çoğunluğunun politize olduğu bu dönemde "yetmez" diyerek geniş  kitlelerin taleplerini sokakta dile getiriyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Can Irmak Özinanır (Sosyalist İşçi, Ağustos 2010)&amp;nbsp; &lt;/b&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5497519225350301537-4599543553319654312?l=canirmakozinanir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://canirmakozinanir.blogspot.com/feeds/4599543553319654312/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5497519225350301537&amp;postID=4599543553319654312' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5497519225350301537/posts/default/4599543553319654312'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5497519225350301537/posts/default/4599543553319654312'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://canirmakozinanir.blogspot.com/2010/11/sol-komunizm-ve-turkiye-solu.html' title='&quot;Sol&quot; Komünizm ve Türkiye Solu'/><author><name>Can Irmak Özinanır</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13858203484417588559</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='33' height='26' src='http://4.bp.blogspot.com/_NP1YvbyLx8o/SpkBOGUcJlI/AAAAAAAAADs/dG4xFgfTKwM/S220/6020_200077940458_680820458_7534272_1501237_n.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5497519225350301537.post-3976218585965780215</id><published>2010-11-11T06:24:00.000-08:00</published><updated>2010-11-11T06:24:35.046-08:00</updated><title type='text'>Elitizmin karşıtı aşağıdan sosyalizm</title><content type='html'>&lt;div class="ii gt" id=":1gx"&gt;&lt;div id=":1gw"&gt;  &lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; margin-bottom: 0.0001pt;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size: 12pt;"&gt;&lt;span class="il"&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="il"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="font-size: 12pt;"&gt;Sınıflı toplumların tarihi boyunca üst sınıflar, alt sınıfları hor görüp; onları kendi başlarına hareket edemeyecek, karar vermekten aciz bir sürü olarak yaftaladılar. Ancak toplumun en alt kesimleri her zaman direnişe geçmiş ve &lt;span class="il"&gt;aşağıdan&lt;/span&gt; eylemiyle neler yapabileceğini göstermiştir. Farklı biçimler alsalar da tarihin her döneminde aşağıdakiler isyanlar, devrimler gibi direniş biçimleri geliştirmişlerdir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Toplumun henüz burjuvazi ve proletarya arasında değil de, soylular ve köleler arasında bölündüğü zamanlarda tarih yazımında bu direnişlerden bahsedilmiyordu çünkü tarih yazıcıları ve toplumsal analiz yapanlar hep toplumun küçük bir azınlığına mensup olan elitler arasından çıkıyordu. Elbette, bu elitlerin tarihi algılayış biçimleri sınıflarının bakış açısının dışına taşamıyordu. Tarih yazan elitler için "aşağıdakilerin" eylemleri doğal afetlere benzerdi. Direnenlerin insan oldukları pek düşünülmezdi. Onlar görevleri elitler için çalışmak olan barbarlardı. Tarihte onlar hep "sürü", "ayaktakımı" gibi sözcüklerle anıldılar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Burjuvazi ikitidarı ele geçirdikten sonra elitizm farklı biçimlere büründü ancak varlığını korumaya devam etti. İşçilerin her ayaklanması, kapitalistler açısından bir felaket görüntüsü olmayı sürdürdü. Burjuvazi her ülkede kendine özgü bir elitizm anlayışı yarattı. Aşağıdakilerin kültürünün, yaşam tarzının, yaptıkları işlerin, taleplerinin aşağılanmasına dayalı bir kültür üretti. Bunu yapması kaçınılmazdı çünkü sınıflı toplumun özü elitizmdir. Onlara göre geniş kitleler, küçük bir azınlığın daha iyi bir hayat yaşaması için çalışır, gerekirse savaşır ve ölürler.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; margin-bottom: 0.0001pt;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; margin-bottom: 0.0001pt;"&gt;&lt;span style="font-size: 12pt;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; margin-bottom: 0.0001pt;"&gt;&lt;span style="font-size: 12pt;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; margin-bottom: 0.0001pt;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_NP1YvbyLx8o/TNv8XIH4erI/AAAAAAAAAGU/BXsTnqVJ-uI/s1600/frenchrev.jpg" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://2.bp.blogspot.com/_NP1YvbyLx8o/TNv8XIH4erI/AAAAAAAAAGU/BXsTnqVJ-uI/s1600/frenchrev.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: 12pt;"&gt; &lt;br /&gt;&lt;b&gt;Sol elitizm &lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Burjuvazinin ayrılmaz düşüncesi olan elitizm, solun bir kısmını da etkiledi. İşçi hareketi veya sosyalist hareket içinde her dönem, işçi sınıfını sürü olarak gören anlayışlar oldu. Bu elitist anlayışlar kendilerini pek çok farklı biçimde gösterdi. Bir darbe yoluyla iktidarı halk adına ele geçirmeyi savunanlardan, parlamentoda işçilerin çıkarlarını dillendirerek, seçim yoluyla iktidarı ele almayı savunanlara kadar pek çok anlayış vardı. Bunların ortak noktası işçi sınıfının kendi eylemine güvenmiyor olmalarıydı. &amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; margin-bottom: 0.0001pt;"&gt;&lt;span style="font-size: 12pt;"&gt;Bu düşünceler her ne kadar kendilerini sosyalist olarak ifade etseler de asıl olarak burjuva düşüncesiydiler. Bu noktada hemen bir not düşmek gerekiyor: &lt;span class="il"&gt;Elitizmin&lt;/span&gt; &lt;span class="il"&gt;karşıtı&lt;/span&gt; popülizm (halkçılık) gibi gözükse de popülizm de özünde elitist bir düşünce tarzıdır. Tepeden inmeci pek çok burjuva ideolojisinin içinde popülist öğeler görmek mümkündür. Türkiye egemen sınıfının ideolojisini yani kemalizmi düşünecek olursak bunu görmek kolay olur. Kemalizm bir yandan batı burjuvazisinin modernizm ideolojisi temelinde toplumu yukarıdan aşağı şekillendiren askeri-sivil bürokrasinin iktidarını sağlamlaştırırken, toplumu şekillendirmek adına halkçılık söylemini öne çıkarıyordu. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; margin-bottom: 0.0001pt;"&gt;&lt;span style="font-size: 12pt;"&gt;Günümüzde hâlen geçerli olan popülist söylemler bazı durumlarda bu tür burjuva ideolojilerinin solculukla karıştırılmasını da beraberinde getiriyor. &lt;span&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; margin-bottom: 0.0001pt;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; margin-bottom: 0.0001pt;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size: 12pt;"&gt;Baldırıçıplaklar adını tarihe yazdırıyor&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="font-size: 12pt;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında burjuvazi her dönem toplumun en alt kesimlerine yaslanarak ayakta kalmıştır. Burjuvazinin, aristokrasiye karşı iktidarı ele geçirmesini sağlayan 1789 Fransız Devrimi'nin en kararlı unsurları, devrimin temel sloganı olan "eşitlik, özgürlük, adalet"i sahiplenmek için canlarını ortaya koyan alt sınıflardı. Soyluların ve burjuvaların giydiği pantolonları giymedikleri için isimleri "sans culottes" (baldırıçıplaklar) olarak anılıyordu. Elbette iktidarı ele geçiren burjuvazi için eşitliğin, özgürlüğün, adaletin bir sınırı vardı. Alt sınıfların iktidara ortak olması burjuvazi için kabul edilemez bir durumdu. İktidarı ele geçirmek için baldırıçıplaklara ihtiyaç duyan burjuvazi, ilk ihanetini de onlara karşı gerçekleştirdi. "Halk için, halka rağmen" politikasını benimseyen Jakobenlerin ilk katlettikleri kendi adlarına düşünemeyecek olan baldırıçıplaklardı. Elbette geniş halk kitleleri kenara çekilmedi, burjuvazinin ihanetinin ardından devrimin ideallerini savunmak için ayaklananlar gene ezilenlerdi. &lt;br /&gt;Ezilenlerin direniş geleneğinin Fransız Devrimi'nin ardından vardığı en üst nokta 1871 Paris Komünü oldu. Paris'i ele geçiren işçiler o güne kadar kurulmuş olan en demokratik yönetimi kurdular. İktidar artık sürü olarak görülen kitlelerdeydi. Burjuvazi kitlelerin kendi adlarına kendilerini yönetmelerini hazmedemezdi. Paris Komünü kanla bastırıldı ancak baldırıçıplakların kendilerini yönetebilecekleri geri dönülmez biçimde anlaşılmıştı. &lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;Karl Marx: "İşçi sınıfının kurtuluşu kendi eseri olacaktır" &lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sosyalistler içinde dünyayı ancak kitlelerin kendi eyleminin değiştirebileceğini ilk fark eden Karl Marx oldu. İşçilerin direnişini gören Marx, kendisinden önceki bütün elitist anlayışlarla sert bir biçimde hesaplaştı. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Marx’a göre toplumun dönüşümünü sağlayabilecek tek şey sıradan insanların, işçi sınıfının kendi kaderini ellerine alması olabilirdi. &lt;span&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;Marx, bunu işçi sınıfının kendi yaşam koşullarından çıkarıyordu.&lt;span&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Bu, dünyayı değiştirmenin saf kendiliğinden bir eylem olduğu anlamına da gelmiyordu. Marx, egemen sınıfın fikri üretim araçlarını da elinde tuttuğunu ve normal koşullarda egemen fikirlerin, egemen sınıfın fikirleri olduğunu kabul ediyordu. Ancak kapitalizmin yapısı bu fikri egemenliği her daim sürdürmeye uygun değildi. Kitleler basit talepler etrafında harekete geçtikleri anda hareket bir anda devrimci bir nitelik alabiliyor ve sisteme dönük bir tehdide dönüşebiliyordu. Üstelik sıradan insanların eylemi yaratıcı bir eylemdi, çağlar boyunca zihinlerine işlemiş olan egemen fikirleri kırmanın tek yolu, bu fikirlerin bizzat mücadele içinde yanlışlanmasıydı. Marx, bir devrimin sadece sistemi yıkmanın tek yolu olduğu için değil kitlelerin zihnindeki egemen fikirlerin temizlenmesi için de gerekli olduğunu söyler.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Marx, sıradan insanların eylemini formüle etti ve bir eylem kılavuzu bıraktı. Bu kılavuzun elitist anlayışlarla hiçbir ilgisi yoktur. Bu gelenek &lt;span class="il"&gt;aşağıdan&lt;/span&gt; &lt;span class="il"&gt;sosyalizm&lt;/span&gt; geleneğidir ve değişmez bir ilkeye dayanır: “İşçi sınıfının kurtuluşu kendi eseri olacaktır.”&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Sıradan insanlar iktidarı alabilir ve yönetebilir &lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Rusya’da yaşanan 1905 ve 1917 devrimleri sıradan insanların iktidarı alabileceğini ve kendi öz iktidar organlarını yaratabileceklerini bir kere daha kanıtladı&lt;b&gt;. &lt;/b&gt;&lt;span&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;Milyonlarca sıradan insan, basit talepler etrafında bir araya geldiler ve hareket dünyanın ilk işçi iktidarı ile sonuçlandı. İşçiler, sovyet adı verilen konseyler kurdular, kendi temsilcilerini seçtiler ve iktidara doğrudan katıldılar. &lt;span&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;Lenin, işçi iktidarının mümkün olmadığın söyleyenlere “Bir aşçıya bile devleti yönetmeyi öğreteceğiz” diye cevap veriyordu. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Sıradan insanların iktidarı alabileceği düşüncesini 1917 devrimini boğan Stalinizm bile başaramadı. Bugün &lt;span class="il"&gt;aşağıdan&lt;/span&gt; &lt;span class="il"&gt;sosyalizm&lt;/span&gt; geleneğini savunanlar attıkları her adımda elitizmle hesaplaşıyorlar. Kitleleri sürü olarak gören anlayışlar sosyalist olamaz. Toplumsal devrimleri, elitistlerin beğenmediği geniş kitleler yapar. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_NP1YvbyLx8o/TNv8XIH4erI/AAAAAAAAAGU/BXsTnqVJ-uI/s1600/frenchrev.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Can Irmak Özinanır (Sosyalist İşçi, Eylül 2010) &lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5497519225350301537-3976218585965780215?l=canirmakozinanir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://canirmakozinanir.blogspot.com/feeds/3976218585965780215/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5497519225350301537&amp;postID=3976218585965780215' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5497519225350301537/posts/default/3976218585965780215'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5497519225350301537/posts/default/3976218585965780215'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://canirmakozinanir.blogspot.com/2010/11/elitizmin-karst-asagdan-sosyalizm.html' title='Elitizmin karşıtı aşağıdan sosyalizm'/><author><name>Can Irmak Özinanır</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13858203484417588559</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='33' height='26' src='http://4.bp.blogspot.com/_NP1YvbyLx8o/SpkBOGUcJlI/AAAAAAAAADs/dG4xFgfTKwM/S220/6020_200077940458_680820458_7534272_1501237_n.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_NP1YvbyLx8o/TNv8XIH4erI/AAAAAAAAAGU/BXsTnqVJ-uI/s72-c/frenchrev.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5497519225350301537.post-3452945625992912334</id><published>2010-09-30T00:50:00.000-07:00</published><updated>2010-09-30T00:53:28.024-07:00</updated><title type='text'>Sosyalizm ve Demokrasi</title><content type='html'>&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Calibri&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Calibri&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;Demokrasi kadar sündürülmüş bir kavram bulmak gerçekten zordur. Burjuva partilerinin neredeyse hepsi kendilerine demokrat der. Faşist partiler bile demokrasi sözcüğünün arkasına sığınır. Liberal demokratlar, muhafazakar demokratlar, demokratik solcular, sosyalist demokratlar gibi pek çok kavram ortalıkta dolanır. Bugüne kadar ki en ağır baskı rejimlerinden birini oluşturan stalinizm bile demokrasi lafını ağzından düşürmemiştir. &lt;br /&gt;Peki, demokrasi gerçekten nedir? Demokrasi ve sosyalizm birbirine yabancı kavramlar mıdır? Sosyalistler burjuva demokrasisine nasıl bakarlar? Demokratik olmayan bir sosyalizm olabilir mi? Bu soruların cevabını aramak için sosyalizmin tarihine bakmak yeterli olacaktır. Günümüzde kendisine marksist diyen bazı insanlar, sosyalizmle demokrasinin birbirinden farklı şeyler olduğunu söylüyor, demokrasiyi savunmayı küçümsenecek bir şey olarak görüyorlar. Aynı argümanlar marksizme saldıran burjuva teorisyenlerinin de kullandığı argümanlar olarak karşı çıkıyor. Marksizmi demokrasiye, insanların kendi kendini yönetmesine karşı bir şeymiş gibi anlatıyormlar. &lt;br /&gt;Sosyalizm ile demokrasi birbirlerine kopmaz bağlarla bağlıdır. Uluslararası Sosyalist Akım'ın kurucusu Tony Cliff'in söylediği gibi demokrasi sosyalizmin kalbidir. Karl Marks'tan bu yana pek çok devrimci demokrasiyi sosyalizmin kalbine yerleştirmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Karl Marks ve Aşağıdan Sosyalizm &lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karl Marks, demokrasi algısı ile çağının diğer sosyalistlerinden keskin biçimde ayrılır. Marks'tan önceki sosyalistler, işçi sınıfının kendi eyleminin kendisini kurtarmaya yetmeyeceğini düşünen elitistlerdi; kendi eylemlerini işçi sınıfının yerine ikame ediyor, işçi sınıfı adına toplumu yönetmek istiyorlardı. İlk olarak Marks, işçi sınıfının kurtuluşunun kendi eylemiyle olacağını söylemiş; bir işçi demokrasisini hayata geçirmenin tek yolunun işçilerin yönetim doğrudan katılımı olduğunu savunmuştu. &lt;br /&gt;Marks, politik hayatına ilk olarak Almanya'daki Genç Hegelciler'in arasında başladı. Genç Hegelciler ile baskıcı Prusya Devleti arasında ciddi çelişkiler bulunuyordu. Genç Hegelciler, Fransız Devrimi'nden derin şekilde etkilenmişlerdi. Almanya'da da bir cumhuriyet kurulmasını ve genel oy hakkının geçerli olmasını istiyorlardı. Prusya ise üniversitelerden Hegelciliğin etkilerinin silinmesi için ciddi bir uğraş içindeydi. 1842 yılında Sol Hegelci gazete Rheinische Zeitung'da yazmaya başlayan Marks, kısa sürede gazetenin editörü olmuştu ve Prusya devletine karşı demokrasiyi savunan radikal bir çizgi izliyordu. Bu yıllarda Marks, Hegel'den etkilenerek devleti sınıflar üstü bir aygıt olarak gören ve toplumdaki çelişkileri uzlaştırmasını uman radikal bir liberal demokrattı. &lt;br /&gt;İlerleyen yıllarda Marks'ın çizgisinde değişimler yaşanmaya başladı. Devletin sınıflar üstü olduğu fikrine saldırmaya başlayan Marks, giderek Genç Hegelciler'den uzaklaşmaya başlamıştı. 1844 yılında Silezyalı dokuma işçilerinin ayaklanması ise Marks'ın gözünde işçi sınıfını pasif bir olgu olmaktan çıkardı. Ayaklanmayı heyecanla karşılayan Marks için artık işçi sınıfı aktif bir özne olmuştu.&lt;br /&gt;İşçi sınıfının devrimci rolünü anlayan Marks, kapitalist toplumun temel dinamiklerini incelemeye başladı. Marks, burjuva demokratlarını kıyasıya eleştiriyor. Ekonomi ile politikayı birbirinden ayrı konumlandıran fikirlere sert bir şekilde saldırıyordu. Marks'ın bu dönüşümü -kimileri tarafından iddia edildiği gibi- Marks'ı demokrasi fikrinden uzaklaştırmadı. Tersine Marks için artık demokrasiyi gerçekleştirmenin tek yolu bir işçi devrimiyle özel mülkiyetin ortadan kaldırılmasıydı. Bu fikir işçi sınıfının kapitalizm içinde özgürlüklerin genişlemesi için verdiği mücadeleyi dışlamıyordu. Marks, genel oy hakkı gibi pek çok demokratik hakkın burjuvazi tarafından bahşedilmediğinin bizzat işçi sınıfının mücadelesi tarafından kazanıldığının farkındaydı. &lt;br /&gt;Marks'ın demokrasiye karşı bir figür gibi gösterilmesinde Marks'ın işçi sınıfı iktidarını anlatmak için kullandığı proletarya diktatörlüğü kavramına sıkça referans verilir. Yukarıdan aşağı bir devrimle bir grup komünistin toplumun geri kalanı adına toplumu yönetmesini savunan Blanqui tarafından bulunan terim başta gerçekten de korkutucu görünmektedir. Ancak Marks terimi bütünüyle farklı bir şekilde, kendi aşağıdan sosyalizm anlayışına uygun bir hâlde kullanmıştır. &lt;br /&gt;Marks'a göre burjuva demokrasisi en genel hâliyle ele alındığında bir burjuva diktatörlüğüdür.&amp;nbsp; Marks'a göre devlet bir sınıfın başka sınıfları boyunduruğu altında tutmak için örgütlediği bir baskı mekanizmasıdır. Burjuva devlet aygıtı da bir bütün olarak burjuvazinin çıkarlarını savunmak üzere yapılandırılmıştır. Ordular, polis, devlet bürokrasisi gibi pek çok aygıtı bir işçi ayaklanması karşısında işçi sınıfını ezmek üzere seferber olur. Bunun anlamı burjuva devletinin, çeşitli mücadelelerle daha demokratik kılınamayacak olması değildir. İşçi sınıfı pek çok kez daha fazla demokrasi için mücadele etmiş ve haklar elde etmiştir. Ancak burjuva devlet aygıtı ve nihai olarak onun bir uzantısı olan burjuva demokrasisi de gerçek bir demokrasiyle yani sömürünün ortadan kalktığı bir düzenle çelişmek zorundadır. Daha fazla demokrasi talebi, burjuva devlet aygıtıyla çelişmektedir. &lt;br /&gt;İşçi sınıfının kurtuluşu da ancak kendisini egemen sınıf olarak örgütlemesiyle yani bütünüyle yeni temellerde yükselen bir devlet kurması ile mümkündür. Devleti bir baskı aygıtı olarak gören Marks açısından bu devlet işçi sınıfının düşmanlarına karşı bir baskı aracı olacaktır ancak tek bir farkla, tarihte ilk defa işçi sınıfı iktidarıyla devlet azınlığın çoğunluk üzerindeki bir baskı aygıtı olmaktan çıkacak ve çoğunluğun ellerine geçecektir. Proletaryanın iktidarı sınıfsız bir toplumun ilk adımı olduğu için zaman içinde devlet sönümlenecektir yani proletarya diktatörlüğü ortadan kalkacaktır. Yani Marks açısından işçi devleti sadece geçici bir uğraktır. &lt;br /&gt;1871'de Paris'te işçilerin şehri ele geçirmesi Marks ve Engels'in proletarya diktatörlüğünün alabileceği biçimi net bir şekilde görebilmesini sağladı. Proletarya iktidarının yani "proletarya diktatörlüğü"nün siyasal biçimi, Komün'den yola çıkılarak şöyle anlatılıyordu: &lt;br /&gt;"Komünün ilk kararnamesi sürekli ordunun kaldırılması, ve silahlanmış halk ile değiştirilmesi oldu. &lt;br /&gt;&amp;nbsp;Komün, kentin çeşitli ilçelerinden genel oy hakkı ile seçilmiş belediye meclisi üyelerinden kurulmuştu. Bu üyeler sorumlu ve her an görevden geri alınabilir idiler. Komün üyelerinin çoğu doğal olarak işçilerden ya da işçi sınıfının ünlü temsilcilerinden oluşuyordu. Komün, parlamenter bir örgenlik değil, ama aynı zamanda hem yürütmeci hem de yasamacı, hareketli bir gövde olacaktı. Merkezi hükümetin aleti olmaya devam edecek yerde, polis siyasal özniteliklerinden hemen yoksunlaştırıldı ve Komünün sorumlu ve her an görevden geri alınabilir bir aleti durumuna dönüştürüldü. Yönetimin tüm öbür dallarındaki görevliler (memurlar) için de aynı şey oldu. Komün üyelerinden aşama sırasının en alt düzeyine değin, kamu görevi işçi ücretleri karşılığı görülecekti. Yüksek devlet görevlilerinin kullanma hakları ve temsil ödenekleri, bu yüksek görevlilerin kendileri ile birlikte ortadan kalktılar. Kamu hizmetleri, merkezi hükümet tarafından korunan kimselerin özel mülkiyeti olmaktan çıktı. Sadece belediye yönetimi değil, ama o güne değin devlet tarafından yürütülmüş bulunan tüm girişkenlik, Komünün ellerine verildi." &lt;br /&gt;Sadece bu satırlarda bile açıkça görülebileceği gibi, Marks ve Engels'in proletarya diktatörlüğü adını verdikleri yönetim, 4 yılda bir oy vermek için sandığa gittiğimiz burjuva demokrasisinden çok daha üst bir demokratik biçimdi. Proletarya diktatörlüğü geniş kitleler için demokrasi anlamına geliyordu. Marks, gerçek bir işçi demokrasisinin peşindeydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Lenin ve işçi konseyleri &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Calibri&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;Komün'den sonra işçi sınıfının doğrudan yönetimine en uygun araçlar Rusya'da ortaya çıktı. 1905 yılında daha sonradan bir polis ajanı olduğu ortaya çıkan Papaz Gapon öncülüğünde Çar'dan ekmek talep eden işçilere ateş açılması sonucunda başlayan ayaklanma dünyadaki en demokratik yönetim aygıtı olan sovyetlerin yani işçi konseylerinin ortaya çıkmasını sağladı. Sovyet, komün benzeri bir yapıydı. İşçilerin kendi aralarından seçtikleri temsilcileri her an geri çağırma hakları vardı, hiçbir temsilci ortalama işçi ücretinden fazlasını alamıyordu. 1905 Devrimi'nin yenilgisi üzerine sovyetler ortadan kalktı ancak mücadele eden kuşakların zihninde bir kere yeşermişti. 1917 yılının Şubat ayında işçiler çarlık rejimini tarihin çöplüğüne yolladıklarında, sovyetler bu sefer daha güçlü bir biçimde tarih sahnesine çıkmışlardı. Burjuva hükümeti ile aynı anda var olan sovyetlerin ikili iktidar durumu Ekim ayına gelindiğinde son buldu. Ekim Devrimi'yle, işçi sınıfı Bolşevik Partisi öncülüğünde iktidarı ele geçirdi. Devrimin öne çıkan sloganı: “Bütün iktidar sovyetlere!” idi. Tarihteki en demokratik rejim, işçilerin kendi eylemi ile kurulmuş oldu. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Calibri&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;Ekim Devrimi'nin önderlerinden Lenin yaşamı boyunca Çarlık rejimine ve kapitalizme karşı mücadele etmişti. Tüm yaşamı işçi sınıfının mücadelesi içinde geçen Lenin, burjuva ideologlarının anlattığının tersine demokrasiye hep bağlı kaldı. O da Marks ve Engels gibi gerçek bir proletarya demokrasisinin peşindeydi. Üstelik onlardan farklı olarak batıdaki burjuva demokrasileri içinde değil, otokratik bir rejim altında Rusya'da yaşıyordu. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Calibri&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;1902 yılında yazdığı &lt;i&gt;Ne Yapmalı&lt;/i&gt; isimli kitabında Lenin, sosyalistlerin tüm ezilenlerin çıkarlarına ve&amp;nbsp; demokrasiye sahip çıkması gerektiğini anlatıyordu. Şöyle diyordu Lenin:&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Calibri&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;“Burjuva demokrasisi akımının temsilcileri, Rusya'nın bugünkü durumu demokratik görevleri ön plana çıkardığı sürece, sosyalistlerin doğal ve özlenen müttefikleridirler.”&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Calibri&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;Bu Lenin için hem işçi sınıfına burjuvaziyle çıkarlarının ortak olmadığını göstermenin bir yolu hem de Çar'a karşı verilecek mücadelenin temel adımlarından bir tanesiydi. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Calibri&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;Lenin'in demokrasiye olan inancı 1917 Devrimi'nin de kaderini belirledi. Rusya'da Şubat Devrimi'nin ardından işçi demokrasisini savunan tek bir parti bile yoktu. Sovyetler içinde yer alan diğer partiler (sağ ve sol Sosyalist Devrimciler ile Menşevikler) Geçici Hükümet'i destekliyor, işçi sınfının özyönetim aygıtı olan sovyetlerin iktidarına karşı çıkıyorlardı. Sovyetler içinde işçi demokrasisini savunan ve “Bütün iktidar sovyetlere” sloganını öne çıkaran tek parti Bolşevik Partisi'ydi. Ancak bu dönemde Bolşevikler sovyetler içinde ancak bir azınlıktı, liderleri hakkında tutuklama emri verilmiş ve parti yasadışı ilan edilmişti. Lenin, iktidarı alma konusundaki tüm aceleci eğilimleri frenliyordu. İşçi sınıfı iktidarını çoğunluğun savunmasını bekliyordu. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Calibri&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;Geçici Hükümet altında Genelkurmay Başkanlığı görevini yürüten Kornilov etrafındaki bürokrasi, burjuva demokrasisine bile tahammül edemiyordu. Geçici Hükümet'e karşı bir darbe örgütlenmeye başladı. Bolşevikler, Geçici Hükümet'in tüm baskılarına rağmen askeri darbe tehlikesi karşısında burjuva demokrasisine sahip çıktılar. Bu şekilde sovyetler içinde çoğunluk hâline gelmeyi başardılar. Böylece Ekim ayına gelindiğinde işçi sınıfı iktidarı almaya artık hazırdı. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Calibri&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;Proletarya Demokrasisi, Burjuva Demokrasisi &lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Calibri&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;Lenin'in demokrasi konusundaki en açık fikirleri ise Ekim Devrimi'nin hemen öncesinde yazdığı &lt;i&gt;Devlet ve Devrim&lt;/i&gt; ile devrimin hemen ertesinde yazdığı &lt;i&gt;Proleter Devrimi ve Dönek Kautsky&lt;/i&gt; isimli kitaplarında belirtilmişti. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Calibri&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;Devlet ve Devrim&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Calibri&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;'de Lenin, Marks ve Engels'ten yola çıkarak devletin rolünü sorguluyordu. Kitapta&amp;nbsp; devleti uzlaşmaz sınıf çelişkilerinin bir ürünü olarak tanımlayan Lenin, Komün ve diğer tarihsel deneyimlerden yola çıkarak, işçi sınıfının var olan devlet aygıtını olduğu gibi ele geçiremeyeceğini, kendi iktidarını bütünüyle yeni organlar üzerine kurması gerektiğini anlatıyordu. Ancak Lenin burjuva demokrasisinin kapitalizm altında işçi sınıfı için en ileri biçim olduğunun altını çizmeyi de unutmuyordu. Demokrasiyi sınıfsal bir perspektiften ele alan Lenin, burjuva demokrasisinde dahi işçi sınıfının sömürülmeye devam edeceğini hatırlatıyordu. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Calibri&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;Proleter Devrimi ve Dönek Kautsky&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Calibri&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt; ise sosyal demokrat Kautsky'nin Ekim Devrimi'ni anti-demokratik olmakla suçlamasına verdiği cevaplar yer alır. Lenin burjuva demokrasisine karşı proletarya demokrasisinin üstünlüğünü anlatır. Lenin'e göre; “Sovyetler iktidarı, burjuva cumhuriyetlerin en demokratiğinden bir milyon kez daha demokratiktir.”&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Calibri&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;“Rusya'da bürokratik aygıt tamamen yıkılmış, onda taş üstüne taş bırakılmamış, bütün eski yüksek görevli memurlar kovulmuş, burjuva parlamento dağıtılmıştır; ve özellikle işçiler ve köylülere çok daha erişiyebilir bir temsil hakkı verilmiştir; memurların yerine onların sovyetleri geçirilmiştir, ya da onların sovyetleri memurların üstüne konmuştur, yargıçları seçenler de onların sovyetleridir. Sovyetler iktidarının, yani proletarya diktatörlüğünün bu biçiminin, burjuva cumhuriyetlerinin en demokratiğinden bir milyon kez daha demokratik olduğunu kabul etmek için tek başına bu olgu yeter.” &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Calibri&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;İşçi demokrasisine karşı çıkan Kautsky'nin partisi SPD, bu broşürün yazıldığı yıl, Almanya'da bir işçi demokrasisi kurmaya çalışan Rosa Luxemburg ve Karl &lt;a href="http://www.blogger.com/post-edit.g?blogID=5497519225350301537&amp;amp;postID=3452945625992912334" name="firstHeading"&gt;&lt;/a&gt;Liebknecht'in öldürülmesine karıştı ve “demokratik” yüzünü gösterdi. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Calibri&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;İşçi demokrasisi için demokrasiye sahip çık!&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Calibri&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;Sosyalistler için demokrasi eylemlerinin ayrılmaz bir parçasıdır. Askeri darbe, faşizm gibi gerici yönetimlere karşı burjuva demokrasisini savunmaktan bir an bile tereddüt etmezler. Sosyalistler, burjuva demokrasisini korumakta burjuvalardan daha önde yer alırlar. Bir yandansa gerçek bir demokrasinin, bir işçi demokrasisinin kurulması için çaba sarf ederler. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Calibri&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;Demokrasi, sosyalizmin kalbidir çünkü gerçek bir demokrasi ancak işçilerin üretim araçlarını ve iktidarı ellerinde bulundurdukları sosyalizm ile mümkündür. Demokrasi yoksa sosyalizm de yoktur, sosyalizmin olmadığı yerde gerçek bir demokrasi yoktur.&lt;b&gt;&amp;nbsp;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Calibri&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;&lt;b&gt; Can Irmak Özinanır&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/b&gt;(Sosyalist İşçi, 397, Haziran 2010) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5497519225350301537-3452945625992912334?l=canirmakozinanir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://canirmakozinanir.blogspot.com/feeds/3452945625992912334/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5497519225350301537&amp;postID=3452945625992912334' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5497519225350301537/posts/default/3452945625992912334'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5497519225350301537/posts/default/3452945625992912334'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://canirmakozinanir.blogspot.com/2010/09/sosyalizm-ve-demokrasi.html' title='Sosyalizm ve Demokrasi'/><author><name>Can Irmak Özinanır</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13858203484417588559</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='33' height='26' src='http://4.bp.blogspot.com/_NP1YvbyLx8o/SpkBOGUcJlI/AAAAAAAAADs/dG4xFgfTKwM/S220/6020_200077940458_680820458_7534272_1501237_n.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5497519225350301537.post-3940645724217325457</id><published>2010-09-30T00:40:00.000-07:00</published><updated>2010-09-30T00:41:12.237-07:00</updated><title type='text'>Sol Sapma Özünde Sağ Sapmadır</title><content type='html'>Anayasa değişikliğinin gündeme gelmesi ile birlikte sol içinde uzun süredir savunulagelen pek çok konum bir kez daha tüm berraklığıyla su yüzüne çıktı. Konumlardan bir tanesi&amp;nbsp; CHP'nin -ki bu parti aslında solda sayılmamalı- cepheden "hayır"cı tavrı. Statükonun devamı için ellerinden geleni yapan bu cephenin tavrına şaşmamak lazım tabii, asıl şaşılması gereken aynı tavrı statükoya karşı olması beklenen bazı solcuların paylaşması ancak son yıllardaki gelişmeler artık bu tavra bile alışmamıza yol açtı. Hrant Dink cenazesine bile "liberal" yaftası yapıştırarak katılmayanlar oldu Türkiye solu içinde... Elbette, referandumda "hayır" verecek olan solu 12 Eylül'ün devam etmesini istemekle suçlayacak değilim, ancak niyetleri ne olursa olsun "hayır" çağrısı objektif olarak statükonun ekmeğine yağ sürüyor.&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Bir de her zamanki gibi "üçüncü yol" veya "boykotçuluk" olarak tanımlayabileceğimiz ultra-sol konum var elbette. Bu konumun kendisini "devrimci" olarak konumlandırırken geri kalanları egemen sınıfın kanatlarından birisine eklemlenmekle suçlarken asıl olarak sola önerisi politikasızlık. Bu yazıda asıl tartışılmak istenen bu tavır. &lt;br /&gt;Bu tavırlar dışında ikisini de anlamlı bulduğum ve birbirini besleyebileceğini düşündüğüm iki duruş var: “Yetmez ama Evet” ve BDP'nin boykot kararı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Bir çocukluk hastalığı &lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Sosyalist hareketin tarihi ayrışmalar tarihidir. Bu ayrışmalar teorik farklar kadar somut durumun somut tahliline göre çizilen strateji ve taktiklerdeki ayrışmalarla da karakterize olmuştur. Boykot da devrimci marksistlerin denediği kimi zaman başarılı olmuş, kimi zamansa açıkça çuvallamış bir taktiktir. Elbette işçi sınıfı hareketinin tepe noktasına vardığı, Lenin'in dediği gibi "yönetilenlerin yönetilemez, yönetenlerinse yönetemez" hâle geldiği, devrimci partilerin işçi sınıfı ile organik bağlarının çok kuvvetli olduğu, ezilenlerin bir kitle hareketi etrafında kenetlendiği durumlarda egemen sınıf politikasının bütününü reddetmek, herhangi bir referandum veya seçimi boykot etmek mümkün ve hatta gereklidir. Ancak bu koşullar dışında devrimciler burjuva parlamentolarına katılmaktan, çeşitli uzlaşmalar yapmaya kadar pek çok politik mücadele verirler. Tarihte de böyle olmuştur. Rusya'daki ilk işçi devriminin gerçekleşmesini sağlayan Bolşevikler, yıllar boyunca burjuva politikasına şu veya bu şekilde müdahil olmuşlardır. Bu esneklik sayesinde devrimci bir durum anında kitleleri iktidara yönlendirmeyi başararak tarihin ilk muzaffer işçi devrimini gerçekleştirmişlerdir. &lt;br /&gt;Lenin, &lt;i&gt;"Sol" Komünizm Bir Çocukluk Hastalığı &lt;/i&gt;isimli kitabında Avrupa'daki boykotçu komünistlerin devrimci duruşlarını bir yandan takdir ederken, bir yandan da taktiklerden bağımsız aceleciliklerini sert bir şekilde eleştirir. Boykot özel durumlarda uygulanabilecek, özel bir taktiktir. Boykot koşullarının mevcut olmadığı koşullarda sosyalistler, kitlelerin taleplerini formüle edebilecek ve onları bu talepler etrafında mobilize edebilecek yöntemler aramalıdırlar.&amp;nbsp; &lt;br /&gt;Bugün, Fırat'ın batısında boykotu savunan sosyalistler benzer bir çocukluk hastalığından muzdaripler. Açık ki günümüzde işçi sınıfı hareketi oldukça dağınık. TEKEL direnişi gibi umut veren bir direniş gerçekleşmiş olsa da ne TEKEL, ne de ardından gelen irili ufaklı işçi direnişleri bir genel grev ve direnişe dönüşmeyi başarabilmiş değil. Bunun pek çok sebebi var elbette... Ancak önemli sebeplerden birinin de Türkiye'de süregelmekte olan politik yarılma olduğunu görmek gerekir.&amp;nbsp; Bu, basit bir AKP-bürokrasi çatışmasına indirgenemeyecek bir yarılma. En kaba hâliyle değişim ve statüko arasındaki bir çatışma olarak tarif edilebilir.&lt;br /&gt;Biz sosyalistler de bu çatışma etrafında kutuplaşmış durumdayız. Bu yarılma Ergenekon davası başladığından bu yana daha da derinleşmiş durumda. Üstelik bu kadar bölünmüş olan sosyalistlerin reel gücü toplumun %1'i bile etmiyor. Bu koşullarda boykot, küçük odalarımızda kilitli kalmayı, geniş kitlelerin özgürlük talebine gözlerimizi kapamayı salık veriyor bana kalırsa. Bu noktada geniş bir özgürlük talebi olmadığını düşünenler olduğunu biliyorum ancak kitlelerin özgürlük taleplerini bizlerin argümanlarıyla ifade etmiyor oluşu, bu özgürlük talebinin olmadığı anlamına gelmez: "&lt;i&gt;Kendi doktrinciliğinizi yığınlara yüklemeyiniz!" (Lenin) &lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;Boykotçular homojen mi? &lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün anayasayı boykot etmek gerekir diyenlerin bir birlik oluşturduğunu düşünmek de yanlış olur. &amp;nbsp;Bu bütünün içinde, “hayır” diyenlere hiç laf etmeyip bütün eleştiri oklarını “yetmez ama evet” diyenlere yönlendiren utangaç “hayır”cılar, gerçekten hiçbir politik çizgiye bulaşmak istemeyen ve temiz kalmak isteyen “sol” komünistler ve sadece Kürt hareketinin boykot kararını desteklemek için boykota katılanlar var. Elbette, politik olarak birbirine benzemeyen yapılar bir hedef etrafında bir araya gelebilir ancak gerçekten 13 Eylül sabahı “Hayır” oyu çıkarsa mutlu olacaklarla, anayasa değişikliğini salt “yetmez”leri yüzünden boykot edenlerin bir arada bulunduğu bir yerden, net bir mücadele çizgisi çıkması bana pek mümkün görünmüyor. &lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Kürt hareketinin boykot kararını ise tüm yukarıdaki tavırlardan farklı görmek ve desteklemek gerekir. Geniş bir kitle tabanına sahip olan, anayasa değişikliği konusunda aktif bir politika izlemesine rağmen hükümet tarafından görmezden gelinen BDP’nin, “biz buradayız” demesi kadar normal bir şey olamaz. Kaldı ki sosyalistler, ezilenlerin temsilcisi olması bakımından BDP’nin kararına saygı göstermek zorundadır.&amp;nbsp; Kürt halkına akıl değil, omuz vermek gerekir. Fırat’ın doğusunda&amp;nbsp; BDP’nin boykot kararı desteklenmeli, batıda barışın sesi yükseltilerek hükümete adım atması yönünde basınç uygulanmalıdır. &amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;Yetmez ama Evet&lt;/b&gt; &lt;br /&gt;“Yetmez ama evet” ise diğer iki çizginin savunucuları tarafından çoğunlukla liberallikle suçlanıyor. Oysa referandumda “yetmez ama evet” mümkün olan tek aktif mücadele çizgisidir. Bir yandan toplumun statükoya karşı değişim isteğine omuz verirken, bir yandan burjuva politikasının sınırlarını teşhir etmenin ve daha fazlasını talep etmenin yoludur.&amp;nbsp;&amp;nbsp; Kürt halkına omuz vermenin yolu,&amp;nbsp; onların siyasetini taklit etmekten değil batıda “yetmez”in içini barışla, demokrasi ve özgürlüklerle, yeni bir anayasa talebiyle doldurmaktan geçer. İşçi sınıfının haklarını kazanmanın yolu boykottan değil 12 Eylül anayasasını geriletmekten,&amp;nbsp; askeri vesayeti tarihin çöplüğüne yollayıp sınıf mücadelesini daha görünür hâle getirmekten geçer.&amp;nbsp; &lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Can Irmak Özinanır &lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;Radikal, Tartışı-Yorum (28.Ağustos.2010)&amp;nbsp;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;a href="http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetay&amp;amp;ArticleID=1016112&amp;amp;Date=28.08.2010&amp;amp;CategoryID=83" target="_blank"&gt;http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetay&amp;amp;ArticleID=1016112&amp;amp;Date=28.08.2010&amp;amp;CategoryID=83&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5497519225350301537-3940645724217325457?l=canirmakozinanir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://canirmakozinanir.blogspot.com/feeds/3940645724217325457/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5497519225350301537&amp;postID=3940645724217325457' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5497519225350301537/posts/default/3940645724217325457'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5497519225350301537/posts/default/3940645724217325457'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://canirmakozinanir.blogspot.com/2010/09/normal-0-21-false-false-false-tr-x-none.html' title='Sol Sapma Özünde Sağ Sapmadır'/><author><name>Can Irmak Özinanır</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13858203484417588559</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='33' height='26' src='http://4.bp.blogspot.com/_NP1YvbyLx8o/SpkBOGUcJlI/AAAAAAAAADs/dG4xFgfTKwM/S220/6020_200077940458_680820458_7534272_1501237_n.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5497519225350301537.post-3948375580691888337</id><published>2010-08-12T16:37:00.000-07:00</published><updated>2010-08-12T23:54:46.000-07:00</updated><title type='text'>Can Yücel üzerine kişisel bir deneme</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_NP1YvbyLx8o/TGSFwxu6peI/AAAAAAAAAGE/dGc9mCTsTG4/s1600/can_yucel1_1257897571.png" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://4.bp.blogspot.com/_NP1YvbyLx8o/TGSFwxu6peI/AAAAAAAAAGE/dGc9mCTsTG4/s320/can_yucel1_1257897571.png" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Bazen anılır insanlar. Niye bilmem ölüm yıldönümleri tercih edilir bunun için. Oysa bir anı yeterlidir hatırlamak için ama biz kapitalizm altında büyümüş insanlar ritüelleri severiz.  Açıkçası ben de pek severim ritüelleri. Niye mi? Bilmem ki… &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu blogda belki de ilk defa bir blog yazısı yazıyorum. Can Yücel’in ölüm yıldönümü… Klasik bir ritüelin “teamüllerine” uyuyorum bu gece.  Birkaç kadeh rakı yudumluyorum Can Yücel’in anısına. Ona hiçbir yararı yok bunun, biliyorum. Bana ise yararla zarar arası bir şey doğrusu bir tür haz sağlıyor. &lt;br /&gt;“Aç, aç, aç!” diye bağırıyor arka fonda Can Yücel. (Can Baba lafını kullanmayı hiç mi hiç sevmiyorum) Bir Word sayfası açıyorum.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Niye Can Yücel? Benim kişisel tarihimde önemli bir yer tuttuğu için galiba. &lt;br /&gt;İlkokuldayım, cumhuriyetin tezgâhından geçmiş ve sistemden memnuniyetsiz olması gerektiğini düşünen bir çocuk olarak politikacı olmayı düşünüyorum büyüyünce…  Hıbır dergisi vardı o zamanlar. Her Perşembe harçlığımla bir Hıbır dergisi bir de Panço cips alıyorum.  Orada duyuyorum ilk olarak Can Yücel’i. Aptülika mahlaslı Aptülkadir Elçioğlu’nun köşesinde. Şiir hoşuma gidiyor… &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir süre sonra bir kitap fuarı geliyor Ankara’ya. Annem ve babam tutup kolumuzdan götürüyor bizi… Aziz Nesin’den imza alıyoruz önce… Ben; “Can Yücel’i göreceğim” diyorum.  Uzun bir sıra var Can Yücel’in önünde. Babam önce yakına götürüyor beni. Umuyor ki;  “bizim oğlan Can Yücel’i yakından görünce korkar, sırada beklemekten kurtuluruz”.  Korkmuyorum. Viski bardağını hatırlıyorum önünde… &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bekliyoruz… “Ölüm ve Oğlum” kitabını alıyoruz stanttan imzalatmak için. Sıra uzun… O kadar ki sırayı beklerken kitabı bitirdiğimi hatırlıyorum. Çocuk aklımla hiç unutmadığım bir şiir var: Şair Be! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;Köprünün Beylerbeyi kavşağında, &lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;Astsubay Durağı’nda indim otobüsten. &lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;İlerde siyah önlüklü bir çocuk, &lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;Yanaştım, parmaklığa çökmüş ağlıyor… &lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;“Yaraşır mı ağlamak?” dedim &lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;“Delikanlı adamsın sen!..”&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;“Sen” dedi gözlerini yumruğuyla silip &lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;“Tükenmez kalemini kaybetsen ağlamaz mısın?”&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;&amp;nbsp;&lt;/i&gt;  &lt;br /&gt;Bu şiiri o sırada beklerken okumuştum. Muhtemelen hayatımda hiç kalem kaybettim diye ağlamadım, ancak “tükenmez kalemimi” kaybedersem; hiç yazamazsam ağlarım muhtemelen. Katıla katıla… &lt;br /&gt;Hikâyeye dönecek olursak sıra bana geliyor. Can Yücel alışıldığı üzere sarhoş… Sesi bir teybin yavaşlamış hâli gibi çıkıyor. Sözcükler ağzından dökülürken bir şey anlamak çok zor. “Büyüyünce ne olacaksın?” diyor. “Politikacı” diyorum. “Hassiktir lan!” diye bağırıyor, belkim yedi belkim sekiz bela düzeyinde… Tırsıyorum açıkçası. Klasik bir sosyal demokrat argümanı devreye sokuyorum –o  dönemde başka türlüsünü bilmiyorum- : “Ben hırsız değil politikacı olacağım.” &lt;br /&gt;“Sen de mi komünistsin? Gel o zaman bakalım” diyor. İmzalıyor kitabımı: “Irmak, nehre ulaşsın diye…” &lt;br /&gt;İlk ve son karşılaşmam oluyor bu Can Yücel’le… Bir daha görmedim, önce Aziz Nesin öldü sonra Can Yücel… Can Yücel öldüğünde artık ben de içki içen liseli bir gençtim. Bugün hâlâ pek samimi olduğum arkadaşlarımla tanıştığım geceyi de Can Yücel’in ölümü üzerine sarhoş olup şiirler okuduğum bir geceye borçluyum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Can Yücel bana küfretti, ne mutlu bana” gerzekliği içinde yaklaşmıyorum olaya. Can Yücel’in küfürbazlığını övenlere hep bir tür şüpheyle baktım açıkçası.  Can Yücel bazen şairliğini boğmaya cüret edecek kadar küfürbazdı biliyorum. Ama önemli olan bu değil. Can Yücel’in bana “hassiktir!” demesi değil, “komünist” demesi belirleyici oldu galiba hayatımda pek çok etkenin yanında… &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk söylediğinde “komünizm” korkutucu gelmişti bana… Korkmuştum! Şimdi de korkuyorum arada ancak bana “komünist” dendiği için değil. Çünkü “belki de baskın korkusuyla vefasız, akıntıya atılan kitaplar var ya onlardan öğrendim Marx’ı, gümüş balıkları…” &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geri dönülmez bir şekilde bu sistemin doğasını öğrendim… Can Yücel yaşasaydı bugün politik olarak aynı noktada durur muyduk bilmiyorum. Ancak bir şair ve devrimci olarak hayatımın değişmesinde kuşkusuz çok etkili oldu Can Yücel.&amp;nbsp; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Henüz birkaç ay önce TEKEL işçileriyle Ankara’da bir gece oturduk. Biraz da alkolün etkisiyle galiba “Hava döndü işçiden, işçiden esiyor yel” şiirini okudum. Biliyordum henüz dönmemişti hava… Ama dönecek bir gün! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir Akdenizliye âşık oldum bir de bir zaman… Hâlen öyle mutluyum ki ona şöyle söylüyorum:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;Neden sonra buldum o kaçakçı mağarasını &lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;Gözlerim kamaşınca senden &lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;Ölüm belki sularından kaçırdığım &lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;O loş suda yıkanmaktır &lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;Durdukça yosundan yeşil &lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;Kulaç attıkça mavi &lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Demem o ki, bu gece bir Can Yücel yazısı yazmam gerekti. Belki nadir zamanlardan birisi bu… Yetiştirmeye mecbur kalmadığım; istediğim. Politik bir müdahale veya cebime birkaç kuruş fazla koymak için değil de içimden geldiği için yazığım bir yazı. O bana bir gün “komünist” dedi ve bir zaman geldiğinde ben Kemalizm ile komünizm arasında bir tercih yapmam gerektiğini hissettim. Seçimim politikacılık değil de komünistlik oldu.&lt;br /&gt;Bugün gene mücadele ediyorum. Aynı zamanda bir işçi olarak çalışıyorum. Yarın “dumanı dağıtacak yıldız poyraz başlayacak”. Ben politika yapacağım, politikacı olmayacağım belki ama politika yapacağım –bu arada bana küfreden Can Yücel bir sonraki seçimde milletvekili olmuştu :) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugünkü politik konjonktüre dair de bir hatırlatması var Can Yücel’in. Önce teşekkür edeyim, sonra onunla bitireyim: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;Bütün solaki ve salaki tilkiler. Döne döne dolaşıp. Tıpış tıpış gelirler sonunda. Kemalizm dükkanına. Ve de siroz olurlar...&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İyi geceler Can Yücel. Şerefe…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Can Irmak Özinanır (12 Ağustos-13 Ağustos 2010, Ankara)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5497519225350301537-3948375580691888337?l=canirmakozinanir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://canirmakozinanir.blogspot.com/feeds/3948375580691888337/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5497519225350301537&amp;postID=3948375580691888337' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5497519225350301537/posts/default/3948375580691888337'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5497519225350301537/posts/default/3948375580691888337'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://canirmakozinanir.blogspot.com/2010/08/can-yucel-uzerine-kisisel-bir-deneme.html' title='Can Yücel üzerine kişisel bir deneme'/><author><name>Can Irmak Özinanır</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13858203484417588559</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='33' height='26' src='http://4.bp.blogspot.com/_NP1YvbyLx8o/SpkBOGUcJlI/AAAAAAAAADs/dG4xFgfTKwM/S220/6020_200077940458_680820458_7534272_1501237_n.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_NP1YvbyLx8o/TGSFwxu6peI/AAAAAAAAAGE/dGc9mCTsTG4/s72-c/can_yucel1_1257897571.png' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5497519225350301537.post-7724602286262587376</id><published>2010-07-12T07:34:00.001-07:00</published><updated>2010-07-12T07:36:40.383-07:00</updated><title type='text'>Kapitalizm ve Ağustos Böceği</title><content type='html'>&lt;meta content="text/html; charset=utf-8" http-equiv="Content-Type"&gt;&lt;/meta&gt;&lt;meta content="Word.Document" name="ProgId"&gt;&lt;/meta&gt;&lt;meta content="Microsoft Word 12" name="Generator"&gt;&lt;/meta&gt;&lt;meta content="Microsoft Word 12" name="Originator"&gt;&lt;/meta&gt;&lt;link href="file:///C:%5CUsers%5CEmok%5CAppData%5CLocal%5CTemp%5Cmsohtmlclip1%5C01%5Cclip_filelist.xml" rel="File-List"&gt;&lt;/link&gt;&lt;link href="file:///C:%5CUsers%5CEmok%5CAppData%5CLocal%5CTemp%5Cmsohtmlclip1%5C01%5Cclip_themedata.thmx" rel="themeData"&gt;&lt;/link&gt;&lt;style&gt;&lt;!-- /* Font Definitions */ @font-face	{font-family:"Cambria Math";	panose-1:2 4 5 3 5 4 6 3 2 4;	mso-font-charset:162;	mso-generic-font-family:roman;	mso-font-pitch:variable;	mso-font-signature:-1610611985 1107304683 0 0 159 0;}@font-face	{font-family:Calibri;	panose-1:2 15 5 2 2 2 4 3 2 4;	mso-font-charset:162;	mso-generic-font-family:swiss;	mso-font-pitch:variable;	mso-font-signature:-1610611985 1073750139 0 0 159 0;} /* Style Definitions */ p.MsoNormal, li.MsoNormal, div.MsoNormal	{mso-style-unhide:no;	mso-style-qformat:yes;	mso-style-parent:"";	margin:0cm;	margin-bottom:.0001pt;	mso-pagination:widow-orphan;	font-size:12.0pt;	font-family:"Times New Roman","serif";	mso-fareast-font-family:"Times New Roman";}.MsoChpDefault	{mso-style-type:export-only;	mso-default-props:yes;	font-size:10.0pt;	mso-ansi-font-size:10.0pt;	mso-bidi-font-size:10.0pt;}@page WordSection1	{size:595.3pt 841.9pt;	margin:70.85pt 70.85pt 70.85pt 70.85pt;	mso-header-margin:35.4pt;	mso-footer-margin:35.4pt;	mso-paper-source:0;}div.WordSection1	{page:WordSection1;}--&gt;&lt;/style&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Calibri&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;Gazetelerde son zamanlarda ders ve masal kitapları hakkında bir çok habere yer veriliyor. Pinokyo kitabındaki Gepetto’nun adının Galip olarak değiştirilmesi, kitaplara islami unsurlar eklenmesi sert bir biçimde eleştiriliyor. Bana kalırsa bütün bu olanlar oldukça komik, bir çok kereler suratımızı asmamıza sebep olan kapitalizmin, gülünesi saçmalıkları. Bütün bu haberleri okurken aklıma aslında çocukluğumuzdan beri dinlediğimiz masalların da bu sistemle nasıl iç içe olduğu geldi. &amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Calibri&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;“Ağustos böceği ve Karınca” hikayesini hepiniz bilirsiniz; karınca bütün yaz gece gündüz çalışır, ağustos böceği ise şarkı söyler, kış gelince aç kalan ağustos böceği karıncanın kapısına gidip yemek ister, karınca bu isteği ağustos böceğinin bütün yaz şarkı söylediği, hiç çalışmadığı gerekçesiyle reddeder ve ağustos böceği açlıktan ölür. Çocukken bu masalı her dinlediğimde ağustos böceği için üzülür, herkesin karıncayı övmesi karşısında bende bir sorun mu var diye düşünmeden edemezdim. Sorunun sistemin kendisinde olduğunu anlamam, bencilliğe, yaşamamacasına çalışmaya, ağustos böceğinin açlıktan ölmesine övgünün insanın değil kapitalizmin doğasında olduğunu anlamam için biraz zaman geçmesi gerekti.(maalesef bu süre boyunca karıncalara biraz kötü davrandım) Gerçekten kreşte dinlediğimiz(kreşe gidebilmişsek tabii) masallardan, ilkokuldaki andımıza, üniversite sınavlarından, iş hayatına bize anlatılan hep, birbirimizle rekabet etmenin doğallığı ve tabii ki çalışmanın erdemleri. Unutmayalım ki çalışmanın erdemi, Nazilerin kanlı elleriyle, milyonlarca yahudi ve çingeneye mezar olmuş, insanların gaz odalarında öldürülüp, fırınlarda yakıldığı&amp;nbsp; “çalışma kampı” Auschwitz’in kapısına da yazılmıştı: “Çalışmak özgürlük getirir”.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Calibri&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_NP1YvbyLx8o/TDsnn-LgcFI/AAAAAAAAAF8/xTCclhngAQU/s1600/a%C4%9Fustos-b%C3%B6ce%C4%9Fi-resmi.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://1.bp.blogspot.com/_NP1YvbyLx8o/TDsnn-LgcFI/AAAAAAAAAF8/xTCclhngAQU/s320/a%C4%9Fustos-b%C3%B6ce%C4%9Fi-resmi.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Calibri&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;Geniş kitleler için çalışmak bu toplumda, para kazanmak ve yaşayabilmek için bir zorunluluk. Ufak bir azınlık içinse geniş kitlelerin çalışması daha çok kâr demek. Bütün toplum, bütün sistem bu ufak azınlık tarafından daha fazla kâr etmek için tasarlanmış. Devletler, uluslar, okullar, hapishaneler, aile, medya... Hepsi sıradan insanların emekleri üzerinden küçük bir azınlığın(kapitalistlerin) iyi yaşaması için. Patronların kâr hırsı hem hayatlarımızın büyük bölümünü işyerlerinde onlara kâr sağlamak için harcamamıza yol açıyor hem doğayı gereğinden fazla üretim uğruna acımasızca yağmalıyor, hem de savaşlar çıkarıp insanların ölümüne yol açıyor. Bu sistem çalışanların omuzlarına basarak işliyor, bazense daha fazla kâr için omuzlarına bastığı çalışanları işlerinden etmekten, aç bırakmaktan da kaçınmıyor. Oysa çalışanların insanların, işçilerin birliği ile bu sistemi altüst etmek, omuzlarımıza basanları üstümüzden atmak, gereksiz çalışmanın, açlığın, yoksulluğun, savaşların üstesinden gelmek mümkün. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Calibri&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_NP1YvbyLx8o/TDsnn-LgcFI/AAAAAAAAAF8/xTCclhngAQU/s1600/a%C4%9Fustos-b%C3%B6ce%C4%9Fi-resmi.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Calibri&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;Toplumun büyük çoğunluğunun, ezilenlerin, işçilerin hep beraber iktidarda olduğu bir toplumda kâr hırsı neden olsun ki. Toplumu aşağıdan, sıradan insanların hep beraber yönettiklerini bir düşünsenize, neyi niye üreteceğimize hep beraber, ihtiyaçlarımız doğrultusunda karar vereceğimiz için her gün saatler boyunca çalışmamız gerekmez. İnsanların sanata, bilime, eğlenmeye, sohbet etmeye, sevişmeye, dünyayı dolaşmaya ya da istedikleri herhangi bir şeyi yapmaya daha çok vakti olduğu bir dünya olur. Üstelik savaşlar, küresel ısınma, şiddet, cinsiyet ayrımcılığı, milliyetçilik, yoksulluk gibi dertlerimiz kalmaz. Kapitalizmin bize reklamlarla dayattığı sahte zevklerle değil kendi isteğimiz doğrultusunda hayattan zevk alırız. Okulu bitirince ne yapacağım diye kara kara düşünüp sonra da hiç sevmediğimiz bir işe girmek zorunda kalmayız. Bunun yanında üretim kâra dayalı olmayacağı için bütün üretim insanlığın yararları doğrultusunda olur. Sağlık bir sektör değil insan hakkı olur mesela ya da nükleer enerji üreten ölüm santralleri değil doğaya zarar vermeyen enerji kaynakları kurabiliriz. Başka bir çok örnek daha verebiliriz ama kuşkusuz daha mutlu bir dünya olur. Fakat bu dünyayı elde edebilmek için yapmamız gereken çok şey var. &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Calibri&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Calibri&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;Yazının başında bahsettiğimiz gibi kapitalizm masallara bile kendi ideolojisini işliyor. Çoğu zaman geniş kitlelere, toplumu yöneten küçük azınlığın fikirleri hakim oluyor. Yukarıda bahsettiğimiz dünyanın kulağa bir ütopya gibi gelmesinin sebebi bu. Kapitalizm akıldışı bir sistem olduğu için sürekli krizlere giriyor(şimdi olduğu gibi), bu kriz anlarında egemen fikirler çatırdamaya başlıyor, bu çatlağı büyütmek ise bizim elimizde.&amp;nbsp; Başka bir dünyayı kazanmak için egemen fikirlerin etkisini kırmak zorundayız bizim onlar gibi devasa medya şirketlerimiz, okullarımız, ordularımız olmadığı için bunu yapabileceğimiz tek yer sokak. Biz ne kadar çok sokağa çıkıp kampanyalar yaparsak, kapitalizmin pisliklerini ne kadar gösterebilirsek, ne kadar çoğalabilirsek egemen fikirler o derece etkisini yitirecek. Başta savaş olmak üzere kapitalizmin sayısız manyaklığına karşı kampanyalar yapmak ve kazanmak mümkün. Bunun örneklerini her gün görüyoruz, örneğin 1 Mart 2003’te Türkiye’nin Irak savaşına girmesini engellemiştik, ya da birkaç ay önce Fransa’daki gençler ve işçiler birleşerek 26 yaşın altındakileri işten çıkartmayı kolaylaştıran CPE yasasını çöpe yollamışlardı. Şimdi durdurmamız gereken bir çok şey var: Türkiye Lübnan’a asker gönderiyor, Sinop’a nükleer santral yapılıyor, dünya küresel iklim felaketine sürükleniyor , Genel Sağlık Sigortası adı altında sağlık paralı hâle getiriliyor, Eşme’de siyanürle altın aranması yüzünden insanlar topluca zehirleniyor... Bunların hepsi birbirine bağlı, bütün bunlara karşı sokakta kampanyalar örgütlememiz, çoğalmamız lazım. Bunu yaparken bütün bu saldırıların dünyanın her tarafında&amp;nbsp; yaşandığını, direnişin de küresel olduğunu, küresel bir hareketin parçası olduğumuzu hatırlamalıyız. Bugün tüm dünyada ezilenler tartışıyor, sokağa çıkıyor, çoğu zaman kazanıyor, kazanamadığında ise mücadeleye kazanana dek devam ediyor. Demek ki kazanmak mümkün ve başka bir dünya ütopya değil. O zaman haydi sokağa çıkalım, umudu anlatalım, çatlak sesleri çoğaltalım, birleştirelim. Patronların birliğini değil, umudu ve direnişi küreselleştirelim. Ondan sonra yeni bir dünyayı kazanıp masaldaki ağustos böceği gibi şarkılar söyleyebilir, hayattan çok daha fazla zevk alabiliriz, hem de açlık korkusu duymadan.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Calibri&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;Can Irmak Özinanır&amp;nbsp; (Sosyalist İşçi, Eylül 2006) &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5497519225350301537-7724602286262587376?l=canirmakozinanir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://canirmakozinanir.blogspot.com/feeds/7724602286262587376/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5497519225350301537&amp;postID=7724602286262587376' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5497519225350301537/posts/default/7724602286262587376'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5497519225350301537/posts/default/7724602286262587376'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://canirmakozinanir.blogspot.com/2010/07/kapitalizm-ve-agustos-bocegi.html' title='Kapitalizm ve Ağustos Böceği'/><author><name>Can Irmak Özinanır</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13858203484417588559</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='33' height='26' src='http://4.bp.blogspot.com/_NP1YvbyLx8o/SpkBOGUcJlI/AAAAAAAAADs/dG4xFgfTKwM/S220/6020_200077940458_680820458_7534272_1501237_n.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_NP1YvbyLx8o/TDsnn-LgcFI/AAAAAAAAAF8/xTCclhngAQU/s72-c/a%C4%9Fustos-b%C3%B6ce%C4%9Fi-resmi.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5497519225350301537.post-5584429721624300005</id><published>2010-06-14T15:32:00.000-07:00</published><updated>2010-06-14T15:32:50.007-07:00</updated><title type='text'>Kitle Grevi, Parti ve Sendikalar</title><content type='html'>&lt;span style="font-family: Calibri; font-size: small;"&gt;Rosa  Luxemburg’un Kitle Grevi, Parti ve Sendikalar isimli broşürü 1906  yılında Rusya’da, St. Petersburg’da yazılmıştır. Broşür,  Almanya’daki Hamburg sosyal demokrat örgütü yönetiminin, Altona,  Ottensen ve Wandsbek sosyal demokrat derneklerinin siparişi üzerine  hazırlanmıştır.&lt;/span&gt; &lt;span style="font-family: Calibri; font-size: small;"&gt;Kitle  Grevi, Parti ve Sendikalar broşürü&amp;nbsp;Alman Sosyal Demokrat Partisi  (SPD) içindeki tutucu eğilimlere karşı net bir karşı&amp;nbsp;çıkış  noktasını&amp;nbsp;oluşturur. SPD’nin sağ&amp;nbsp;kanadının parlemanterist  eğilimlerine ve işçi sınıfının kendiliğinden eylemini küçümseyen  tavrına karşılık Luxemburg, Rusya’daki 1905 devrimi ve bunun öncesindeki   sınıf mücadelesi örneklerinden yol çıkarak kitle grevinin gücünü   ve bu güç içinde kendiliğinden unsur ile partinin arasındaki ilişkiyi  ortaya koymuştur.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1905’te  Rusya’da büyük oranda kendiliğinden bir devrim olmuştu. Barışçıl  bir yürüyüş düzenleyen işçilerin üzerine Çarlık birlikleri  tarafından ateş&amp;nbsp;açılmış ve bu bir kitle hareketinin kıvılcımını&amp;nbsp; çakmıştı. Luxemburg’un önemli bulduğu nokta tam da işçi sınıfının  bu kendiliğinden eylemiydi. Kitle grevi, tarihsel gelişimi içinde  proletaryanın en etkili silahı olarak ortaya çıkıyordu ve bu eylem  devrimciler böyle istediği için değil, işçiler harekete geçtiği  için böyle oluyordu&lt;br /&gt;&lt;div style="margin: 1ex;"&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family: Calibri; font-size: small;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Calibri; font-size: small;"&gt;Oysa  SPD’nin liderliği yüzde yüz kendi kontrolünde bir işçi hareketi  sanrısı görüyor, ne kitle grevine ne de sokak savaşlarına sıcak  bakmıyordu. Luxemburg, bu broşürü ile aslında bu mistisizmin önündeki  sis perdesini ortadan kaldırıyor, kitle grevini birileri tarafından  koyun gibi güdülen değil ancak kendi eylemi içindeki işçi sınıfının  rolüne çubuk büküyordu. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Calibri; font-size: small;"&gt;Luxemburg  için kitle grevi işçi sınıfını devrime hazırlayan en iyi okuldur.  Ekonomik bir kitle grevi hızla siyasallaşabilir ve devrimci bir duruma  evrilebilir, aynı zamanda politik bir grev de hızla ekonomik talepleri  de içerebilir.&amp;nbsp; Ekonomi ve politikanın kopmaz bağları kitle  grevinde vücut bulur. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Calibri; font-size: small;"&gt;Luxemburg,  tabii ki tamamen her şeyin kendiliğindenliğe bırakılmasını,  sosyalistlerin  hiçbir şey yapmamasını önermememektedir.&amp;nbsp; işçi sınıfının  en bilinçli kesimi olarak partinin buradaki rolü kitle grevinin politik  öncülüğünü üstlenmektir.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;span style="font-family: Calibri; font-size: small;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Calibri; font-size: small;"&gt;Kitle  Grevi, Parti ve Sendikalar, dünyanın dört bir yanında krize karşı  direnişin yaygınlaştığı&amp;nbsp;bu dönemde hâlâ&amp;nbsp;yol gösteren  bir broşür. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Calibri; font-size: small;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;wbr&gt;&lt;/wbr&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;   &amp;nbsp;Can Irmak Özinanır (Sosyalist İşçi, Şubat 2009) &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5497519225350301537-5584429721624300005?l=canirmakozinanir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://canirmakozinanir.blogspot.com/feeds/5584429721624300005/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5497519225350301537&amp;postID=5584429721624300005' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5497519225350301537/posts/default/5584429721624300005'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5497519225350301537/posts/default/5584429721624300005'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://canirmakozinanir.blogspot.com/2010/06/kitle-grevi-parti-ve-sendikalar.html' title='Kitle Grevi, Parti ve Sendikalar'/><author><name>Can Irmak Özinanır</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13858203484417588559</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='33' height='26' src='http://4.bp.blogspot.com/_NP1YvbyLx8o/SpkBOGUcJlI/AAAAAAAAADs/dG4xFgfTKwM/S220/6020_200077940458_680820458_7534272_1501237_n.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5497519225350301537.post-2414872804725076965</id><published>2010-06-14T15:25:00.000-07:00</published><updated>2010-06-14T15:25:07.076-07:00</updated><title type='text'>Reformlar İçin Mücadele ve Anayasa Değişikliği</title><content type='html'>&lt;div style="margin: 1ex;"&gt;      &lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://medya.zaman.com.tr/2010/04/11/12eylul.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://medya.zaman.com.tr/2010/04/11/12eylul.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;    &lt;span style="font-family: Calibri; font-size: small;"&gt;&lt;b&gt;&amp;nbsp;&lt;/b&gt;Anayasa tartışmaları sol içindeki pek çok tartışmayı yeniden  alevlendirdi. Zaten uzunca zamandır ulusalcılığa eklemlenmiş bulunanlar  anayasa değişikliğine cepheden "Hayır" deyip, 12 Eylül  anayasasına sahip çıkarken; uzun zamandır "ne şiş yansın,  ne kebap" şeklinde tavır takınan üçüncü yol savunucuları  ise aynı tavrı sürdürmekte ısrarcı. Üçüncü yolcular genel  olarak argümanlarını "devrimcilikleri" ile destekliyor  ve anayasa değişikliğini desteklemenin devrimci bir eylem olmadığını  söylüyorlar. Oysa işçi sınıfı mücadelesinin geçmişi gösteriyor  ki reformlar için mücadele etmek devrimci mücadelenin ayrılmaz bir  parçasıdır. Peki, bu perspektiften baktığımızda devrimci sosyalistler  anayasa tartışmasına nasıl bakmalılar? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Reform mu, Devrim mi? &lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Marksistler, toplumun reformlar yoluyla dönüştürülemeyeceğini,  köklü bir değişimin ancak bir toplumsal devrim yoluyla  gerçekleştirilebileceğini  savunurlar. Bunun bir sebebi kapitalizmde patronların kendilerini egemen   sınıf olarak örgütlemiş olmaları ve yapısal olarak sistemin kâr  hırsından vazgeçemeyecek olmasıdır. Tarih sınıflar arasında  bir mücadelenin ürünüdür ve toplumsal sınıflar ortadan kalkmadan  bu mücadele asla son bulmaz. Bir devrimin gerekli olmasının diğer  bir sebebi ise işçilerin kendi eylemi olmadan, yeni bir toplum inşa  etme şansları olmayışıdır. İşçi sınıfı tepeden reformlarla  haklarını elde edemez, ancak mücadeleler sonucu egemen sınıftan  bazı tavizler kopartabilir. Mücadele ise işçi sınıfının arasında  egemen fikirlerin etkisinin kırıldığı bir süreçtir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karl Marx şöyle der: "Bir toplumsal devrim sadece kapitalizmi  yerinden etmenin tek yolu olduğu için değil, aynı zamanda onu yerinden  eden sınıfın çağların pisliğinden temizlenmesi için de gereklidir". &lt;br /&gt;Burada Marx'ın çağların pisliği dediği şey, sınıflı toplumdan  kalma alışkanlıklardır. Sınıflı toplumlar ve bunun en son aşaması  olan kapitalizm varlığını sürdürebilmek için toplumu belirli  fikirler etrafında bir araya getirmeye uğraşır. Marx'ın dediği  gibi normal koşullarda egemen olan fikirler egemen sınıfın fikirleridir.   Milliyetçilik, cinsiyetçilik gibi fikirler sınıflı toplumların  ürünüdür. Bu fikirlerden işçilerin kurtulmaları için de işçi  sınıfının toplumu kendi mücadelesiyle değiştirmesi gerekir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Reformlar İçin Mücadele &lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Dünyanın bir toplumsal devrimle dönüşeceğini düşünenler reformlar  için mücadeleye sırtlarını dönmezler. Tersine, işçi sınıfı  saflarındaki reformist fikirlerin etkisini kırmak için reform  mücadelesinin  en önünde yer alırlar. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Calibri; font-size: small;"&gt;Marx, kapitalizmde tüm değeri ürettiği  için işçi sınıfının devrimci olduğunu , üretim gücünü&amp;nbsp; ffilen elinde bulundurduğu ve bir arada hareket etme yeteneğine sahip  olduğu için, toplumu da değiştirme yeteneğine sahip olduğunu söyler&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"&gt;. &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Calibri; font-size: small;"&gt;Ancak  işçi sınıfının mücadelesi, otomatik olarak devrimci bir bilince  ulaşması ve hemen ardından iktidarı ele geçirmek için harekete  geçmesiyle başlamaz.  &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Calibri; font-size: small;"&gt;Marx’a göre sistemin sorun yaşamadığı&amp;nbsp; durumlarda, yani egemen fikirlerin egemenliğini sürdürdüğü&amp;nbsp; durumlarda işçi sınıfı&amp;nbsp;“kendinde sınıf”tır, işçi  sınıfının devrimci bir özne olabilmesi için kendi yaşam koşullarından  ortaya çıkan mücadeleler aracılığıyla “kendi için sınıf”&amp;nbsp; hâline gelmesi gerekir.&amp;nbsp; Reformlar için mücadele işçi sınıfına,  bilinçli bir devrimci özne olması konusunda yardımcı olur. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Calibri; font-size: small;"&gt;Devrimci sosyalistler, işçilerin  yaşam koşullarındaki sınırlı&amp;nbsp;iyileştirmeler konusunda tarafsız  kalamazlar. Her tür iyileştirmeyi destekler ve ileri çekmeye çalışırlar.   Bu iyileştirmelerin ekonomik olması gerekmez. Marksizmde ekonomi ve  politika arasında bir fark yoktur. Devrimci sosyalistler, asla kökten  bir değişiklik olmadığını bildikleri hâlde ücret artışı için  de, örgütlenme özgürlüğü için de, özgürlüklerin alanının  genişlemesi için de aynı heyecanla mücadele ederler. DSİP’in  geleneğinin omuzlarında yükseldiği marksistler de böyle yapmışlardır.  Çünkü sınıf mücadelesi soyut bir kavram değil yaşayan bir gerçekliktir,  aksini yapmak politika dışında kalmaktır. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Calibri; font-size: small;"&gt;Marx ve Engels, kendi yaşadıkları&amp;nbsp; dönemde işçi sınıfının genel oy hakkı, iş gününün kısaltılması,  çocuk emeğinin engellenmesi gibi konularda verdikleri mücadeleleri  heyecanla karşılamışlardır. Marx ve Engels’in yazdığı en politik  metinlerden biri olan &lt;i&gt;Komünist Manifesto&lt;/i&gt; bir dizi reform talebi  içermekteydi. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Calibri; font-size: small;"&gt;Sosyalist hareketin bu iki liderinin  reformlar konusundaki düşünceleri en net şekilde Engels’in şu&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Calibri; font-size: small;"&gt;satırlarında karşılığını bulmaktadır: &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Calibri; font-size: small;"&gt;“Politik özgürlükler, toplanma,  dernek kurma özgürlüğü ve basın özgürlüğü; bunlar bizim silahlarımızdır.   Bir takım kimseler bunları bizim elimizden almaya çalışırken biz  eli kolu bağlı oturup politikadan uzak mı duracağız? Deniyor ki,  tarafımızdan yapılacak bir politik hareket mevcut durumu kabul ettiğimiz   anlamına gelir. Aksine bu mevcut durum bize, ona karşı çıkma imkânını  verdiği sürece, bizim bu imkânları kullanmamız hâkim düzeni kabul  ettiğimiz anlamına gelmez.”&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Calibri; font-size: small;"&gt;&lt;b&gt;Devrimci marksistler ne diyor? &lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Calibri; font-size: small;"&gt;Lenin, reformlar için mücadelede  Marx ve Engels’in izinden gitmiş, onların tavrını daha da ileri  taşımıştır. Lenin’in en güçlü noktası, işçi sınıfının  gündelik mücadelesi ile genel durumu birbirine bağlayan politik bir  hat çizebilmiş olması, somut durumda;  somut taktik ve stratejiler  savunabilmesidir.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Calibri; font-size: small;"&gt;Lenin’e göre işçiler sadece ekonomik  mücadele vermemelidirler. Tüm ezilenlerin çıkarlarını&amp;nbsp;savunmadan  sosyalist bir bilince ulaşılamaz. Bu sebeple Lenin ve Bolşevikler  işçi sınıfının tüm mücadelelerinde yer almanın yanı sıra  farklı ezilen grupların politik eylemi içinde de ön saflarda yer  almışlardır. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Calibri; font-size: small;"&gt;Lenin, şöyle der:  “ ‘Saf’  bir sosyal devrim bekleyenler asla onun geldiğini göremeyeceklerdir.  Bu gibiler sahici bir devrimin ne olduğunu anlamayan lafta  devrimcilerdir.”&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Calibri; font-size: small;"&gt;Yani Lenin, işçi sınıfının ve  diğer ezilenlerin özgürlüğünün genişlemesi için mücadele etmek  gerektiğini düşünür. Hayatı boyunca ultra-solcuları sert bir  dille mahkûm etmiş, gereksiz boykotçu eğilimlere –sol komünizme-  karşı mücadele etmiştir. Sorun açıktır; “sol sapma aslında  sağ sapmadır”.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Calibri; font-size: small;"&gt; Lenin için Rusya’daki otokrasi  koşullarındansa, Avrupa’daki burjuva demokrasisi çok daha yeğdir.  Ekim Devrimi’nden hemen önce yazdığı &lt;i&gt;Devlet ve Devrim&lt;/i&gt; isimli  kitabında bunu açık biçimde belirtir: &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Calibri; font-size: small;"&gt;“"Biz, proletarya için, kapitalist  rejimde en iyi devlet biçimi olarak demokratik cumhuriyetten yanayız;  ama unutmaya da hakkımız yoktur ki, hatta en demokratik burjuva  cumhuriyetinde  bile, halkın nasibi, ücretli kölelikten başka bir şey değildir.” &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Calibri; font-size: small;"&gt;Lenin’in bu düşünceleri sadece  fikri düzeyde varlık göstermemiştir, 1917’de Şubat Devrimi ardından  kurulan burjuva hükümeti bir askeri darbe ile devrilmeye çalışıldığında  Bolşevikler net bir şekilde darbeye karşı tutum almışlar, kendileri  üzerinde baskı&amp;nbsp;uygulasa bile askeri darbe koşullarına göre  çok daha ileri olan burjuva demokrasisini savunmuşlardır.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Calibri; font-size: small;"&gt;Rosa Luxemburg da reformlar için  mücadelenin  işçi sınıfını eğiten rolüne vurgu yapmıştır. Luxemburg, bir  yandan Alman Sosyal Demokrat Partisi’nin içindeki reformist eğilimlere  karşı uzlaşmaz bir tavır gösterirken bir yandan da devrimci mücadelenin  ekonomik mücadelelerden ortaya çıkabileceği gibi politik mücadelelerden  de ortaya çıkabileceğini savunmuştur. Rosa’nın yoldaşı Karl  Liebknecht parlamentoda özgürlüklerin ve proletaryanın sesi olmuştur. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Calibri; font-size: small;"&gt;Siyasal demokrasiyi korumak için  mücadele  eden başka bir marksist ise Troçki’dir. Troçki, Almanya’da faşizmin  yükselişine karşı mücadelede sosyalistlerle, sosyal demokratların  bir araya gelmesi gerektiğini söylemiştir. Bu aslında hem faşizmin  korkunç baskıcı koşullarına karşı koymanın hem de mücadele  içinde işçileri devrimci fikirlere kazanmanın koşuludur. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Calibri; font-size: small;"&gt;Sonuç&amp;nbsp;olarak tüm devrimciler  için reform mücadelesi, devrimci mücadele ile kopmaz bağlara sahiptir  ve devrimci mücadelenin kaçınılmaz bir uğrağıdır. Siyasal demokrasinin  genişlemesini savunmak da bu mücadelenin en temel noktalarından bir  tanesidir. Britanyalı devrimci Alex Callinicos’un da belirttiği  gibi, “klasik devrimci sosyalist gelenek-Marx ve Engels, Lenin ve  Troçki, Luxemburg ve Gramsci- marksistlerin, liberal demokrasinin  haklarına  ve kurumlarına yönelik gerici saldırılara kayıtsız kalmaları  gerektiği görüşünü hep reddetmişlerdir”. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Calibri; font-size: small;"&gt;Can Irmak Özinanır (Sosyalist İşçi, 2010)&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5497519225350301537-2414872804725076965?l=canirmakozinanir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://canirmakozinanir.blogspot.com/feeds/2414872804725076965/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5497519225350301537&amp;postID=2414872804725076965' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5497519225350301537/posts/default/2414872804725076965'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5497519225350301537/posts/default/2414872804725076965'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://canirmakozinanir.blogspot.com/2010/06/reformlar-icin-mucadele-ve-anayasa.html' title='Reformlar İçin Mücadele ve Anayasa Değişikliği'/><author><name>Can Irmak Özinanır</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13858203484417588559</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='33' height='26' src='http://4.bp.blogspot.com/_NP1YvbyLx8o/SpkBOGUcJlI/AAAAAAAAADs/dG4xFgfTKwM/S220/6020_200077940458_680820458_7534272_1501237_n.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5497519225350301537.post-1673932129724364226</id><published>2010-04-18T05:21:00.001-07:00</published><updated>2010-04-18T05:22:19.995-07:00</updated><title type='text'>Marksizmin Güncelliği</title><content type='html'>&lt;span style="text-decoration: none;"&gt;“&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Calibri,sans-serif;"&gt;Marx, sevimli küçük bir doktrin kaleme almadı. Değişmez ilkeler, zaman ve mekan ötesi mutlak ve sorgulanmaz standartlar içeren meseleler yazıp giden bir mesih değildi. Tek değişmez ilke, tek kıstas 'Bütün dünyanın işçileri birleşin!'”&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Calibri,sans-serif;"&gt;&lt;span style="text-decoration: none;"&gt;Antonio Gramsci bun&lt;/span&gt;dan 90 yıl önce Marx'ın yüzüncü doğumgününde böyle yazıyordu. Gerçekten de Marx bizler için bir peygamber, bir mesih değildir. Marx'ın köklerini attığı kapitalizm analizi bir yönüyle tamamen özgün bile değildir. Adam Smith, David Ricardo, Hegel, Proudhon gibi bir çok düşünürden ciddi biçimde etkilenmiştir. &lt;/span&gt; &lt;br /&gt;&lt;div style="text-decoration: none;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri,sans-serif;"&gt;Peki Marx'ı günümüzde hala bu kadar önemli, düşüncesini bu kadar güncel kılan nedir? Neden burjuva yayın organları bile “Marx haklı mı?” çığlıkları atıyorlar.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_NP1YvbyLx8o/S8r5CsAuVXI/AAAAAAAAAF0/I143xet6Z0g/s1600/karl_marx.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://1.bp.blogspot.com/_NP1YvbyLx8o/S8r5CsAuVXI/AAAAAAAAAF0/I143xet6Z0g/s320/karl_marx.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family: Calibri,sans-serif;"&gt;&lt;span style="text-decoration: none;"&gt;Oysa bundan kısa bir süre önce bize başka bi&lt;/span&gt;r şey anlatılıyordu. Neoconların soytarısı Fukuyama, SSCB ve Doğu Bloku ülkelerindeki devlet kapitalisti rejimlerin çöküşünü “İdeolojilerin Sonu”&amp;nbsp; diye selamlıyor, kapitalizmin koşulsuz zaferini ilan ediyordu.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Calibri,sans-serif;"&gt;&lt;span style="text-decoration: none;"&gt;Kapitalizm, marksistlerin yıllarca söyledikler&lt;/span&gt;i gibi bir krize girince Marx'ın adı bir daha anılır oldu. Ancak Marx'ın gücü kapitalizmin krizlere gebe bir sistem olduğu uyarısı yapmasından gelmez, sistemin bütünlüklü ve çelişik yapısını ortaya koyarak, bu dünyayı değiştirmenin anahtarını elimize vermesinden gelir. Yani marksizm bir tür teorik zırvalama değildir, dünyayı değiştirmek için bir eylem kılavuzudur.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-decoration: none;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri,sans-serif;"&gt;&lt;b&gt;Diyalektik Materyalizm&amp;nbsp;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family: Calibri,sans-serif;"&gt;&lt;span style="text-decoration: none;"&gt;Marksizmin bize mirası her şeyden önce diyalektik materyalizm denilen ve dünyayı açıklamamızı sağlayan düşünce sistemidi&lt;/span&gt;r. &lt;/span&gt; &lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Calibri,sans-serif;"&gt;&lt;span style="text-decoration: none;"&gt;Marx’a göre tarih – o güne kadar yaşanmış olan toplum tarihi- sınıf mücadeleleri tarihidir. Marx’ın diyalektik yönteminin, tarihi sınıflar arasındaki çatışmaların tarihi olarak anlamasının kökeni tam da onun insanlığın ilk tarihsel faaliyetini ne olara&lt;/span&gt;k gördüğünde yatar. Marx, tarihi insanların yaşamlarını sürdürebilmek için üretim yapmalarıyla, maddi yaşamın üretimiyle başlatır. Tarih bu üretimin, bu üretimin ortaya çıkardığı ilişkilerin tarihidir. &lt;/span&gt; &lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Calibri,sans-serif;"&gt;&lt;span style="text-decoration: none;"&gt;Üretim süreçlerine, üretim ilişkilerine ve bunlar son&lt;/span&gt;ucu ortaya çıkan işbölümüne odaklanmak kaçınılmaz olarak sınıfsal bir analizi gerekli kılar.&amp;nbsp; Çünkü iş bölümü&amp;nbsp; ile birlikte iş ve ürünleri eşitsiz olarak dağılmıştır, bu özel mülkiyetin ortaya çıkması anlamını taşır. Özel mülkiyetin ortaya çıkışı ile birlikte toplum sınıflara bölünmüştür,&amp;nbsp; üretim ilişkileri tek tek bireyler arasında kurulan bir ilişki değildir. Bireylerin mensup olduğu sınıflar arasındadır. &amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Calibri,sans-serif;"&gt;Sınıflar arasındaki çelişki Marx'a göre tarihin temel itici gücüdür. Marx, kapitalizmin ayrıntılı bir analizini yapar. Sistemin bugünkü kriz de dahil doğasındaki kriz dinamiğini ve bunun karşısındaki gücü de gösterir. &amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-decoration: none;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri,sans-serif;"&gt;&lt;b&gt;Kapitalizm Çelişik Bir Sistemdir &amp;nbsp;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family: Calibri,sans-serif;"&gt;&lt;span style="text-decoration: none;"&gt;Kapitalizmde bütün değeri yaratan işçi sınıfıdır. Sermaye birikimi, emeğin büyük bir kısmına el&lt;/span&gt; konulması ile oluşur. Örneğin günde 9 saat çalışıyorsanız, bunun dört saatinde ürettiğiniz değeri ücret olarak patrondan alırsınız ancak geri kalan beş saat ürettiğiniz değerin kontrolü, üretim aracının sahibine yani patronunuza ait olacaktır. Buraya kadar çok çelişik bir şey görünmemektedir. Eğer bütün sistem baştan aşağı bu şekilde işleyebiliyor olsaydı sadece işçileri ikna etmek sömürünün sürmesi için yeterli olabilirdi.&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Calibri,sans-serif;"&gt;Ancak kapitalizm kendi içinde de çelişik bir sistemdir. Kapitalizmde kâr etmek isteyen her işletme planlıdır. Üretim toplumsaldır ve bu toplumsallık küresel çaptadır. Ancak kapitalizmin kendisi planlı değildir, irili ufaklı bir çok firma birbirleriyle rekabet ederler. Bu rekabet ve dolayısıyla üretim tamamen plansızdır. Yani bir yandan devasa bir üretici güç varken bir yandan da sistemin bütün doğası anarşi üzerine kuruludur. &lt;/span&gt; &lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Calibri,sans-serif;"&gt;&lt;span style="text-decoration: none;"&gt;Kapitalistler, artık değer üzerinden kazandıkları kârı ceplerine atmazlar. Tabii ki kapitalistler, işçilerden milyonlarca kat iyi yaşamaktadırlar ancak sistem&lt;/span&gt;in asıl dayandığı nokta birikimdir.&amp;nbsp; Sermaye kendisin tamamen üretilen değere el koymak ve bir yandan da bu değere el koyma yarışında rakipleriyle yarışmaya adadığı için, biriktirmek ve sürekli yeni yatırımlar yapmak durumundadır.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Calibri,sans-serif;"&gt;&lt;span style="text-decoration: none;"&gt;İşte bu kapitalizmin teme&lt;/span&gt;l yapısal çelişkilerinden birisini oluşturur. Kapitalistler rekabet edebilmek için kârlarını arttırmalıdırlar. Bunun için ya işçileri daha çok sömürmek için ücretleri düşürmeleri ya da emek gücü yerine makinalaşmayı koyarak ücretlerin bir bölümünden kurtulmaları gerekir. İki türlü de kâr oranları düşmeye başlar, işçiyi daha çok sömürdüğünde işçinin alım gücü azalır ve pazar daralır. Makinalaşmada ise değerin gerçek üreticisi olan emek gücünden feragat edildiği için artık değer yani kâr düşmeye başlar, o zaman sermaye yeni yatırım yapamaz&amp;nbsp;&amp;nbsp; elindeki muazzam sermaye birikimi elinde kalır. Kriz başlar.&amp;nbsp; Dünya tarihinde bolluk yüzünden, aşırı üretim yüzünden insanların sefalet çektiği yegane sistem kapitalizmdir.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-decoration: none;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri,sans-serif;"&gt;&lt;b&gt;İşçi Sınıfının Kendi Eylemi &amp;nbsp;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family: Calibri,sans-serif;"&gt;&lt;span style="text-decoration: none;"&gt;Marx'ın, Feuerbach&lt;/span&gt; üzerine tezlerindeki ünlü 11. tez şöyle demektedir: “Filozoflar bugüne kadar dünyayı açıklamaya çalıştılar oysa asıl olan onu değiştirmektir”&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Calibri,sans-serif;"&gt;&lt;span style="text-decoration: none;"&gt;Marx'ın kişisel yaşamı da sadece masa başında okuyup yazarak teori geliştirmekle değil bizzat proletaryanın eyle&lt;/span&gt;mi içinde geçmiştir. Bugün marksizmin en önemli belgelerinden biri sayılan Komünist Manifesto, I. Enternasyonal'in öncülü sayılabilecek Komünist Birlik'in kuruluş belgesidir. &lt;/span&gt; &lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Calibri,sans-serif;"&gt;&lt;span style="text-decoration: none;"&gt;Marx, işçi sınıfının kurtuluşunun kendi eseri olacağını söyleyerek kendisinden ö&lt;/span&gt;nceki ve sonraki bütün sosyalizm anlayışlarından açık biçimde ayrı bir anlayış ortaya koymuştur. Kapitalizmi yıkmanın tek yolu işçi sınıfının aşağıdan eylemidir. &lt;/span&gt; &lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Calibri,sans-serif;"&gt;&lt;span style="text-decoration: none;"&gt;İşçi sınıfı kapitalizmde tüm değeri üreten ve bu sistemden çıkarı olmayan tek sınıf olduğu iç&lt;/span&gt;in tek devrimci sınıftır. Kapitalizmde, sınıf çelişkileri ilk defa çözümlenebilir bir noktaya gelmiştir. Dünya giderek işçi sınıfı ve burjuvazi arasında bölünmektedir. Bu sebeple işçi sınıfı kendi kurtuluşu için harekete geçtiğinde toplumun büyük çoğunluğu için de harekete geçer ve iktidarı ele geçirdiğinde sınıfları ortadan kaldırabilme potansiyeline sahiptir. &amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-decoration: none;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri,sans-serif;"&gt;&lt;b&gt;Sosyalizm için mücadeleye &amp;nbsp;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family: Calibri,sans-serif;"&gt;&lt;span style="text-decoration: none;"&gt;Bugün neoliberalizmin çöküşü geniş kitlelerin gözünde kapitalizmi teşhir etmektedir. &amp;nbsp;Burjuvazi ve yoksullar arasındak&lt;/span&gt;i uçurum dünya tarihinin hiçbir döneminde bu kadar yüksek olmamıştır. İşçi sınıfı bugüne kadar hiç olmadığı kadar genişlemiştir. Bugün tek bir ülkedeki işçi sınıfının niceliği bile Marx'ın yaşadığı dönemde tüm dünyada bulunan işçi sınıfından fazladır. Marksizm bugün belki de hiç olmadığı kadar günceldir. &lt;/span&gt; &lt;br /&gt;&lt;div style="text-decoration: none;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri,sans-serif;"&gt;O halde işçi sınıfıyla birlikte mücadele etmek, ezilenlerin taleplerini genelleştirmek gerekir. Önümüzde kazanılacak bir dünya var! &lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;span style="text-decoration: none;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Calibri,sans-serif;"&gt;Can Irmak Özinanır (Sosyalist İşçi, sayı: 341, Kasım 2008) &lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5497519225350301537-1673932129724364226?l=canirmakozinanir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://canirmakozinanir.blogspot.com/feeds/1673932129724364226/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5497519225350301537&amp;postID=1673932129724364226' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5497519225350301537/posts/default/1673932129724364226'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5497519225350301537/posts/default/1673932129724364226'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://canirmakozinanir.blogspot.com/2010/04/marksizmin-guncelligi.html' title='Marksizmin Güncelliği'/><author><name>Can Irmak Özinanır</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13858203484417588559</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='33' height='26' src='http://4.bp.blogspot.com/_NP1YvbyLx8o/SpkBOGUcJlI/AAAAAAAAADs/dG4xFgfTKwM/S220/6020_200077940458_680820458_7534272_1501237_n.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_NP1YvbyLx8o/S8r5CsAuVXI/AAAAAAAAAF0/I143xet6Z0g/s72-c/karl_marx.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5497519225350301537.post-6005244796845639348</id><published>2010-04-10T03:40:00.000-07:00</published><updated>2010-04-10T03:40:59.324-07:00</updated><title type='text'>MEDYAMIZDA KAN SESLERİ</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_AlE8w_RKdeU/R62MIFASDTI/AAAAAAAAAA8/XOFfYHhJj_E/s1600/gazeteler_medya_00%5B1%5D.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://2.bp.blogspot.com/_AlE8w_RKdeU/R62MIFASDTI/AAAAAAAAAA8/XOFfYHhJj_E/s320/gazeteler_medya_00%5B1%5D.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;Gülemiyorsun ya, gülmek&lt;br /&gt;Bir halk gülüyorsa gülmektir&lt;br /&gt;Ne kadar benziyoruz Türkiye’ye Ahmet abi.&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Edip Cansever “Mendilimde Kan Sesleri” “Her Türk asker doğar”, bir süre sokaklarda bu ses yankılandı, İstanbul belki işgal altında olduğu günlerden beri bu kadar çok bayrağı bir arada görmemiştir... Bir çok gösteride halkların kardeşliğinin sesi yerine ağabeyin asi kardeşe tehditleri, ellerde Türkiye’deki Nazi muadillerinin sembolü kurt işareti vardı... Ahmet Kaya dinlediği için linç girişimine uğrayan gençlerden, DTP bürosunun altında oturduğu için evi basılan Gökkuşağı Derneği başkanına herkesi bir korku kapladı. Özellikle de resmi ideolojinin tanımadığı tanımaktan korktuğu halklar, başta Kürtler, Ermeniler, sonra Hrant’ın cenazesine katılıp da  genelkurmayın E-muhtırasında “ne mutlu Türküm diyene” anlayışına değil “Hepimiz Ermeniyiz” anlayışına sahip olduğu için düşman ilan edilen yüz binler...&lt;br /&gt;Milliyetçi hava içi boş bir balon gibi bir yükselip sonra düşüşe geçti. Evet, Türkiye’de milliyetçi bir dalga sürekli olarak yükseltilmeye çalışıyor, bunu son yıllarda Mersin’deki bayrak provokasyonundan, cumhuriyet mitinglerine kadar bir çok olayda gözlemlemek mümkün. Fakat Türkiye’de kardeşliğin ve barışın sesinin de güçlü olduğunu bilmek lazım. Hrant’ın cenazesini ve 3 Kasım’da yapılan eylemde barış talebini dillendiren 25 bin insanı hatırlayın. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yazının konusu ise bu havanın yükseltilmeye çalışılmasının araçlarından medya. 12 askerin öldürüldüğü günden bu yana medyadan kan sesleri yükseliyor. Televizyonlarda ellerinde silahlarla Türk askerleri dağa taşa ateş ederken gösterilirken askeri olarak güçlü Türkiye imgesi çiziliyor, haberlerde her zamanki “şehitler” ve “ölü ele geçirilenler”... Köşe yazılarında operasyon çığlıkları atılıyor; Ertuğrul Özkök zafere koşan bir komutan edasıyla Talabani’yi, Barzani’yi tehdit ediyor: “Kafanızdaki Kürt megalo ideasını, Türk kabusuna çeviririz!”. “Türkiye Türklerindir” gazetesinin* bu yazarının satırlarında net bir ırkçılık, Kürtlere dönük bir nefret ve en üst perdeden bir Türklük gururu okunabiliyor. Petek Dinçöz ve Seda Sayan’ınki gibi sabah kuşağı “kadın aşağılama” programlarında şehitlik mertebesinin yüceliği anlatılabiliyor. Bu örnekler medya şahinliğinin kısa bir özeti olarak görülebilir ve örnekler çoğaltılabilir. Medya da tıpkı iktidar partisi AKP gibi yalpalıyor; bir yandan milliyetçiliğe oynarken, bir yandan itidal çağrıları yapabiliyor. Fakat medya da aynen AKP, CHP, MHP gibi DTP’lileri hedef göstermekten geri durmuyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;PKK tarafından kaçırılan 8 askerin serbest bırakılması,  medyada DTP’ye yönelik linç kampanyasını güçlendirdi. Bugünden itibaren başta askerleri teslim alan vekiller olmak üzere –özellikle de eşi dağda olduğu için hedef gösterilen ve ardından kendisinin de dağlarda eğitim gördüğü iddia edilen Fatma Kurtulan-, DTP’nin yeni genel başkanı Nurettin Demirtaş’a kadar bütün DTP’liler çeşitli programlarda, yazılarda hedef tahtasına oturtuldular. Bu süreç DTP’ye kapatma davası açılmasına kadar geldi. Bütün haber bültenlerinde DTP ile ilgili en az iki-üç haber yer alırken, bunların hiçbirisi Kürt halkının ne istediğiyle, çözümle ilgili değil. &lt;br /&gt;DTP’yi hedef göstermek Kürt halkını da hedef göstermektir. Medya kendi işini yapmaya devam ediyor, çağırdığı kan seslerinin kendini de yutacağını bildiği için biraz yalpalıyor.  Unutmamak gerekir ki bir halk ancak tüm halklar güldüğü sürece gülebilir. Dünya çapında ezilenlerin çıkarları ortaktır. İşte bu sebeple biz şimdi  işimizi şimdi daha iyi yapmak, barışın sesini daha güçlü yükseltmek zorundayız. Milliyetçi hava geri çekilmeye başladı ama bunu tekrar yükseltemeye çalışmayacaklarını düşünmek saflık olur. Bu yüzden savaşa, ırkçılığa, milliyetçiliğe ve yeni liberalizme karşı sürekli sokakta olmak lazım, medyanın savaş çığırtkanlığını püskürtmenin tek yolu budur.  &lt;br /&gt;Can Irmak Özinanır (Antikapitalist, Sosyalist İşçi eki, Kasım 2007)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5497519225350301537-6005244796845639348?l=canirmakozinanir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://canirmakozinanir.blogspot.com/feeds/6005244796845639348/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5497519225350301537&amp;postID=6005244796845639348' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5497519225350301537/posts/default/6005244796845639348'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5497519225350301537/posts/default/6005244796845639348'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://canirmakozinanir.blogspot.com/2010/04/medyamizda-kan-sesleri.html' title='MEDYAMIZDA KAN SESLERİ'/><author><name>Can Irmak Özinanır</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13858203484417588559</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='33' height='26' src='http://4.bp.blogspot.com/_NP1YvbyLx8o/SpkBOGUcJlI/AAAAAAAAADs/dG4xFgfTKwM/S220/6020_200077940458_680820458_7534272_1501237_n.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_AlE8w_RKdeU/R62MIFASDTI/AAAAAAAAAA8/XOFfYHhJj_E/s72-c/gazeteler_medya_00%5B1%5D.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5497519225350301537.post-365918274109323731</id><published>2010-04-10T03:33:00.001-07:00</published><updated>2010-04-10T03:34:33.535-07:00</updated><title type='text'>Sermayenin Dolaysız Sözcüsü: Doğan Grubu</title><content type='html'>&lt;meta content="text/html; charset=utf-8" http-equiv="Content-Type"&gt;&lt;/meta&gt;&lt;meta content="Word.Document" name="ProgId"&gt;&lt;/meta&gt;&lt;meta content="Microsoft Word 12" name="Generator"&gt;&lt;/meta&gt;&lt;meta content="Microsoft Word 12" name="Originator"&gt;&lt;/meta&gt;&lt;link href="file:///C:%5CUsers%5CEmok%5CAppData%5CLocal%5CTemp%5Cmsohtmlclip1%5C01%5Cclip_filelist.xml" rel="File-List"&gt;&lt;/link&gt;&lt;link href="file:///C:%5CUsers%5CEmok%5CAppData%5CLocal%5CTemp%5Cmsohtmlclip1%5C01%5Cclip_themedata.thmx" rel="themeData"&gt;&lt;/link&gt;&lt;link href="file:///C:%5CUsers%5CEmok%5CAppData%5CLocal%5CTemp%5Cmsohtmlclip1%5C01%5Cclip_colorschememapping.xml" rel="colorSchemeMapping"&gt;&lt;/link&gt;&lt;style&gt;&lt;!-- /* Font Definitions */ @font-face	{font-family:"Cambria Math";	panose-1:2 4 5 3 5 4 6 3 2 4;	mso-font-charset:162;	mso-generic-font-family:roman;	mso-font-pitch:variable;	mso-font-signature:-1610611985 1107304683 0 0 159 0;}@font-face	{font-family:Calibri;	panose-1:2 15 5 2 2 2 4 3 2 4;	mso-font-charset:162;	mso-generic-font-family:swiss;	mso-font-pitch:variable;	mso-font-signature:-1610611985 1073750139 0 0 159 0;} /* Style Definitions */ p.MsoNormal, li.MsoNormal, div.MsoNormal	{mso-style-unhide:no;	mso-style-qformat:yes;	mso-style-parent:"";	margin-top:0cm;	margin-right:0cm;	margin-bottom:10.0pt;	margin-left:0cm;	line-height:115%;	mso-pagination:widow-orphan;	font-size:11.0pt;	font-family:"Calibri","sans-serif";	mso-ascii-font-family:Calibri;	mso-ascii-theme-font:minor-latin;	mso-fareast-font-family:Calibri;	mso-fareast-theme-font:minor-latin;	mso-hansi-font-family:Calibri;	mso-hansi-theme-font:minor-latin;	mso-bidi-font-family:"Times New Roman";	mso-bidi-theme-font:minor-bidi;	mso-fareast-language:EN-US;}p	{mso-style-noshow:yes;	mso-style-priority:99;	mso-margin-top-alt:auto;	margin-right:0cm;	mso-margin-bottom-alt:auto;	margin-left:0cm;	mso-pagination:widow-orphan;	font-size:12.0pt;	font-family:"Times New Roman","serif";	mso-fareast-font-family:"Times New Roman";}.MsoChpDefault	{mso-style-type:export-only;	mso-default-props:yes;	mso-ascii-font-family:Calibri;	mso-ascii-theme-font:minor-latin;	mso-fareast-font-family:Calibri;	mso-fareast-theme-font:minor-latin;	mso-hansi-font-family:Calibri;	mso-hansi-theme-font:minor-latin;	mso-bidi-font-family:"Times New Roman";	mso-bidi-theme-font:minor-bidi;	mso-fareast-language:EN-US;}.MsoPapDefault	{mso-style-type:export-only;	margin-bottom:10.0pt;	line-height:115%;}@page Section1	{size:595.3pt 841.9pt;	margin:70.85pt 70.85pt 70.85pt 70.85pt;	mso-header-margin:35.4pt;	mso-footer-margin:35.4pt;	mso-paper-source:0;}div.Section1	{page:Section1;}--&gt;&lt;/style&gt;  &lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://images.habervitrini.com/haber_resim/aydin_dogan_yumruk.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="400" src="http://images.habervitrini.com/haber_resim/aydin_dogan_yumruk.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;meta content="text/html; charset=utf-8" http-equiv="Content-Type"&gt;&lt;/meta&gt;&lt;meta content="Word.Document" name="ProgId"&gt;&lt;/meta&gt;&lt;meta content="Microsoft Word 12" name="Generator"&gt;&lt;/meta&gt;&lt;meta content="Microsoft Word 12" name="Originator"&gt;&lt;/meta&gt;&lt;link href="file:///C:%5CUsers%5CEmok%5CAppData%5CLocal%5CTemp%5Cmsohtmlclip1%5C01%5Cclip_filelist.xml" rel="File-List"&gt;&lt;/link&gt;&lt;link href="file:///C:%5CUsers%5CEmok%5CAppData%5CLocal%5CTemp%5Cmsohtmlclip1%5C01%5Cclip_themedata.thmx" rel="themeData"&gt;&lt;/link&gt;&lt;link href="file:///C:%5CUsers%5CEmok%5CAppData%5CLocal%5CTemp%5Cmsohtmlclip1%5C01%5Cclip_colorschememapping.xml" rel="colorSchemeMapping"&gt;&lt;/link&gt;&lt;style&gt;&lt;!-- /* Font Definitions */ @font-face	{font-family:"Cambria Math";	panose-1:2 4 5 3 5 4 6 3 2 4;	mso-font-charset:162;	mso-generic-font-family:roman;	mso-font-pitch:variable;	mso-font-signature:-1610611985 1107304683 0 0 159 0;}@font-face	{font-family:Calibri;	panose-1:2 15 5 2 2 2 4 3 2 4;	mso-font-charset:162;	mso-generic-font-family:swiss;	mso-font-pitch:variable;	mso-font-signature:-1610611985 1073750139 0 0 159 0;} /* Style Definitions */ p.MsoNormal, li.MsoNormal, div.MsoNormal	{mso-style-unhide:no;	mso-style-qformat:yes;	mso-style-parent:"";	margin-top:0cm;	margin-right:0cm;	margin-bottom:10.0pt;	margin-left:0cm;	line-height:115%;	mso-pagination:widow-orphan;	font-size:11.0pt;	font-family:"Calibri","sans-serif";	mso-ascii-font-family:Calibri;	mso-ascii-theme-font:minor-latin;	mso-fareast-font-family:Calibri;	mso-fareast-theme-font:minor-latin;	mso-hansi-font-family:Calibri;	mso-hansi-theme-font:minor-latin;	mso-bidi-font-family:"Times New Roman";	mso-bidi-theme-font:minor-bidi;	mso-fareast-language:EN-US;}p	{mso-style-noshow:yes;	mso-style-priority:99;	mso-margin-top-alt:auto;	margin-right:0cm;	mso-margin-bottom-alt:auto;	margin-left:0cm;	mso-pagination:widow-orphan;	font-size:12.0pt;	font-family:"Times New Roman","serif";	mso-fareast-font-family:"Times New Roman";}.MsoChpDefault	{mso-style-type:export-only;	mso-default-props:yes;	mso-ascii-font-family:Calibri;	mso-ascii-theme-font:minor-latin;	mso-fareast-font-family:Calibri;	mso-fareast-theme-font:minor-latin;	mso-hansi-font-family:Calibri;	mso-hansi-theme-font:minor-latin;	mso-bidi-font-family:"Times New Roman";	mso-bidi-theme-font:minor-bidi;	mso-fareast-language:EN-US;}.MsoPapDefault	{mso-style-type:export-only;	margin-bottom:10.0pt;	line-height:115%;}@page Section1	{size:595.3pt 841.9pt;	margin:70.85pt 70.85pt 70.85pt 70.85pt;	mso-header-margin:35.4pt;	mso-footer-margin:35.4pt;	mso-paper-source:0;}div.Section1	{page:Section1;}--&gt;&lt;/style&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Calibri&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Calibri&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;Türkiye’de okunan bir çok gazetenin, izlenen bir çok kanalın sahibinin kim olduğuna baktığımızda Aydın Doğan ismiyle karşılaşıyoruz. Bugünlerde, daha önce de sık sık yaptığı&amp;nbsp;şekilde savaş&amp;nbsp;çığırtkanlığı&amp;nbsp; yapan Ertuğrul Özkök’ün başında olduğu Hürriyet’ten, daha liberal –hatta bazen “sol” liberal- olarak görülebilecek Radikal gazetesine, Türkiye’nin en çok izlenen televizyon kanallarından Kanal D’ye kadar “Doğan Grubu” ismiyle karşılaşmak mümkün. Türkiye’de kapitalistlerin başlıca birliği olan TÜSİAD(Türkiye Sanayici ve İşadamları Derneği) başkanı da bu grubun içinden: Arzuhan Yalçındağ Doğan. Doğan Medya Grubu(DMG)’nin hikayesi tam da yeni liberal politikaların Türkiye’de uygulanmasıyla koşut bir tablo çiziyor. Bunu görmek için DMG’nin nasıl bir ortam içine doğduğuna göz atmakta da fayda var. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;  &lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Calibri&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;1980’ler bütün dünyada işçi sınıfı&amp;nbsp;hareketlerinin geri çekilmeye başladığı, tüm amacı&amp;nbsp;karını&amp;nbsp;en üst düzeye çıkartmak olan kapitalizmin, bu amacı&amp;nbsp;önündeki bütün engelleri tek tek yok etmeye başladıkları bir ortamdı, bu döneme damgasını vuran yeni liberal politkalar oldu. Bu İngiltere, ABD gibi ülkelerde Thatcher, Reagan gibi yeni muhafazakarların iktidarıyla sağlandı. Türkiye’de yeni liberalizmin yerleşmesinin ilk adımı 24 Ocak 1980 ekonomik kararlarıydı fakat bu kararların uygulanabilmesi için sokaktaki muhalefetin sindirilmesi gerekiyordu, sokaktaki muhalefet gelişmiş kapitalistler olan ABD ve İngiltere’dekinden farklı olarak 12 Eylül darbesi ile ezildi. Böylece 24 Ocak kararları rahatlıkla uygulamaya konulabildi. Yeni liberal politikaların uygulanmaya başlanmasıyla birlikte geleneksel medya sahipliğinde köklü bir dönüşüm yaşandı, medya sektöründe muazzam bir genişleme yaşandı . Eskiden medya sahipleri meslek içinden gelme insanlarken, yeni liberal politikalarla birlikte farklı sektörlerden büyük gruplar medya sektörüne girmeye başladı ve sermayenin yoğunlaşmasıyla tekeller ortaya çıkmaya başladı. Aydın Doğan böyle bir ortamda medya sektörüne giriş yapmıştır.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Calibri&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;Aydın Doğan, 1958 yılında iş hayatına atıldı, 70’li yıllara kadar müteahhitlik, nakliyecilik, otomobil, ticari araç ve inşaat makineleri ticareti ile uğraşmış bir yandan da Koç’un bayiliğini yapmıştır. 70’li yıllarda gıda sektörüne giren Doğan, İstanbul Ticaret Odası(İTO) ve Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB)’da yönetim kurulu üyeliği de yapmıştır. Aydın Doğan medya sektörüne 1979 yılında Ercüment Karacan’dan Milliyet gazetesini satın alarak adım atmıştır. 80’li yıllarda Türkiye Gazete Sahipleri Sendikası Başkanlığı yapan Doğan, aynı zamanda Dünya Yayıncılık Birliği yönetim kurulu üyeliğine Türkiye’den ilk seçilen temsilcidir. 1993’te Doğan Yayın Grubu’nun şirketi olarak Medya D’yi kurmuş ve bir çok dergi ve gazete Medya D bünyesinde bir araya gelmiştir. Aydın Doğan’ın medya serüveni 1994’te Hürriyet gazetesini satın alması ile devam etmiş böylece medya sektöründe büyümesi mümkün hale gelmiştir. Bunun ardından Doğan Grubu televizyon yayıncılığına da el atmış Doğuş Holding’le birlikte Kanal D’yi kurmuştur. Bu dönemde Kanal D, İtalyan medya devi Berlusconi –ki daha sonra hepimiz bu ismi Irak Savaşı’na destek veren İtalya başbakanı olarak öğrenecektik- ile de işbirliği anlaşması imzalamıştır. Bundan sonra Doğan Grubu medya sektörü içinde gözle görülür bir şekilde yayılmaya başlamıştır, Show TV’ye ortak olmuş, Kanal D’nin denetimini tamamane ele geçirmiş, uluslar arası ortaklıklar aracılığıyla CNN Türk gibi kanallar kurmuş, ezeli rakibi Uzan Grubu’ndan arta kalan Star televizyonunu da satın almıştır. Tabii ki büyümekte olan bütün gruplar gibi finans sektörüne de el atmış DışBank’ı bünyesine katmıştır. Doğan Grubu, diğer büyük medya grupları ile kimi zaman ortaklıklar kursa da kıyasıya rekabet etmektedir. Örneğin, Sabah Grubu ile 1995 yılında medya savaşlarına girişmiş, iki grupta birbirleri aleyhinde yayınlar yapmışlardır. Bu dönemde Doğan Grubu, Mesut Yılmaz’ın ANAP’ını, Sabah Grubu ise Tansu Çiller’in DYP’sini destekler pozisyonda yer almıştır. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Calibri&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;Bugün DMG, medya sektörünün neredeyse her alanında büyük bir Pazar payına sahiptir ve bunların bir bölümünde de pazarın hakimidir. Gazete-dergi yayıncılığı, dağıtımı, haber ajansı, radyo ve TV yayıncılığı, kitap yayıncılığı, online yayıncılık, reklam program üretimi, müzik yapımı gibi alanlarda söz sahibi olan Doğan Yayın Holding A.Ş.’nin yanında, Doğan Grubu’na bağlı olarak bir de bankacılık ve finansal hizmetler, turizm, sanayi, ticaret ve pazarlama alanlarında söz sahibi olan Doğan Şirketler Grubu Holding A.Ş. vardır. Grup, medya sektöründeki en önemli girdi olan kağıt konusunda da pazarda söz sahibidir. Bunu da kağıt ithal ederek yapmaktadır. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Calibri&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;Yukarıda da görülebileceği gibi Doğan Grubu basit bir medya şirketi olmaktan daha ötede bir yapı&amp;nbsp;oluşturmaktadır. Birçok farklı&amp;nbsp;sektörde aynı&amp;nbsp;anda varlık göstererek hem yatay olarak hem de dikey olarak bütünleşerek, Türkiye sermaye sınıfının en önemli aktörlerinden birisini oluşturmaktadır. Kitle iletişim araçlarının mülkiyetinde en büyük grup olmasının bir getirisi olarak diğer sektörlerde de kendisini hakim kılabilmektedir, küçük şirketleri yutmakta başta medya olmak üzere diğer sektörlerde de tekelleşme eğilimi göstermektedir. Bunun yanında&amp;nbsp; holdingin stratejik kararları doğrultusunda dönem dönem küçülme politikaları izleyerek, medya alanındaki işçilerin örgütsüzlüğünden de faydalanarak bir çok medya emekçisini işsiz bırakmaktadır. Son olarak birkaç ay önce Radikal’den çıkartılan 14 gazeteci buna bir örnek olarak gösterilebilir. Doğan Grubu’nda olduğu gibi bir çok medya kuruluşunda da&amp;nbsp; çalışanların bir çoğu güvencesiz hatta parasız çalıştırılabiliyor. Bu medya sektöründe emekçilerin kendi örgütlülüklerini yaratmasının ne kadar önemli olduğunu bir kez daha ortaya koyuyor. Ertuğrul Özkök gibi doğrudan mülkiyet sahibi olmayan fakat safını sermayeden yana belirleyen kapı bekçilerinin ise çıkarları egemen sınıfla birliktedir, bu sınıfla bağları organiktir. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Calibri&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;Bütün bunlara bakarak, Türkiye’nin Irak Savaşı’na girmesi için en çok çaba sarf edenlerin başında Doğan Grubu’na bağlı&amp;nbsp;Hürriyet gazetesinin bulunduğunu, Telekom grevi haberleri “sol”&amp;nbsp;liberal Radikal gazetesinde bile küçücük yer kaplarken, TÜSİAD’ın açıklamalarının neden kocaman puntolarla duyurulduğunu anlamak mümkün. Doğan Grubu ve buna bağlı medya kuruluşları, sermaye sınıfının temsilcisi değil, bizzat dolaysız sözcüleridir. Egemen sınıfın ne düşündüğünü bunlara bakarak anlamak mümkündür. Medya grupları arasındaki savaşları, egemen sınıfın kendi içindeki çelişkilerin, rekabetin ve siyasi çatışmaların bir yansıması olarak okumak gerekir. &amp;nbsp;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Calibri&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;Bu yazının yazılmasında büyük oranda, Gülseren Adaklı’nın&amp;nbsp; “Türkiye’de Medya Endüstrisi; Neoliberalizm Çağında Mülkiyet ve Kontrol İlişkileri”(Ütopya Yayınları, 2006)&amp;nbsp; isimli kitabından yararlanılmıştır. Türkiye medyasının ekonomi politiği hakkında ayrıntılı bilgi edinmek isteyenler bu kitaptan yararlanabilirler. &lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Calibri&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;&amp;nbsp;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Can Irmak Özinanır (Antikapitalist Dergisi, Sosyalist İşçi eki, Kasım 2007) &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5497519225350301537-365918274109323731?l=canirmakozinanir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://canirmakozinanir.blogspot.com/feeds/365918274109323731/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5497519225350301537&amp;postID=365918274109323731' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5497519225350301537/posts/default/365918274109323731'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5497519225350301537/posts/default/365918274109323731'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://canirmakozinanir.blogspot.com/2010/04/sermayenin-dolaysz-sozcusu-dogan-grubu.html' title='Sermayenin Dolaysız Sözcüsü: Doğan Grubu'/><author><name>Can Irmak Özinanır</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13858203484417588559</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='33' height='26' src='http://4.bp.blogspot.com/_NP1YvbyLx8o/SpkBOGUcJlI/AAAAAAAAADs/dG4xFgfTKwM/S220/6020_200077940458_680820458_7534272_1501237_n.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5497519225350301537.post-1152952769156569200</id><published>2010-04-10T02:59:00.000-07:00</published><updated>2010-04-10T02:59:26.071-07:00</updated><title type='text'>Irkçılığa ve Milliyetçiliğe Dur De!</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_NP1YvbyLx8o/S8BL9NANmOI/AAAAAAAAAFk/Q6S0-b_TWi8/s1600/logo3.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://4.bp.blogspot.com/_NP1YvbyLx8o/S8BL9NANmOI/AAAAAAAAAFk/Q6S0-b_TWi8/s320/logo3.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Türkiye’de son bir kaç yıldır sürekli olarak tartışılan milliyetçilik, Hrant’ın öldürülmesi ile birlikte başka bir boyuta taşındı. Irkçılık ve milliyetçilik arasındaki ince ama sıkıca bağlı iplik gözler önüne serildi. Televizyon programlarında ardarda çıkan milliyetçiler ve bazı ırkçı partilerin başkanları milliyetçiliğin kötü bir şey olmadığını anlatarak kendilerini savunmaya başladılar, baktılar olmuyor “Hepimiz Ermeni’yiz” diyerek Hrant’a sahip çıkanlara ağızlarından köpükler saçarak saldırmaya başladılar. Kimler yoktu ki bu kervanda, Türkiye’nin “sosyal demokrat” partisi CHP, Hrant Dink soruşturmasında sıkça adı geçen BBP,  bünyesinden Erhan Tuncel’in öncüllerini, Ağcaları, Çatlıları çıkartan, mozaik düşmanı MHP, yeni ulusal solcu kankaları İP, onun bağrından kopan ırkçı Türk Solu dergisi, Kerinçsizler, Vural Savaşlar, Cumokçular, emekli generaller, Atatürkçü Düşünce Dernekleri, küçük ama mide bulandıran Susurlukçu Veliler vs....  Ama halkın büyük bir bölümü, yükseltilmeye çalışılan milliyetçilik zokasını yutmadığını, Hrant’ın cenazesinde yüzbinlerce insanın sessiz haykırışı ile gösterdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Yükselen Milliyetçilik Miti   &lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Yıllardır Türkiye’nin belli başlı gazetelerinde  “Türkiye Türklerindir”  yazısı yer alırken, milliyetçiliğin düşünce baloncuğu dışında her türlü görüş “sözde”, “hain” gibi sıfatlarla tamamlanırken, ders kitaplarında, okul törenlerinde milliyetçilik pompalanıp, ırkçı tanımlamalar gayet doğalmış gibi gösterilirken, gündelik hayatta “Ermeni Dölü”, “Çingene” gibi sözler hakaret olarak kullanılırken, yüzbinlerin “Hepimiz Ermeniyiz” sloganı altında sokaklara dökülmesi gerçekten milliyetçiliğe ve ırkçılığa tamiri zor bir darbe vurdu. Aylardır  yükseldi, yükseliyor denilen milliyetçiliğin karşısındaki gücün de hiç de hafife alınır cinsten olmadığı ortaya çıktı. Bu tablo gösteriyor ki milliyetçiliğin yükselişi bir mitten ibaret, tam tersine milliyetçilik eskiden sahip olduğu tartışmasız konumu yitirmekte olduğu için sistemli olarak yükseltilmeye çalışılıyor. Fakat görünen o ki çoğu zaman şişirilen milliyetçilik balonu uzun süre şişkin kalamıyor, milliyetçi dalga kısa bir süre kabarır gibi görünüp geri çekiliyor. Tabii ki toplumda milliyetçiliğin hiçbir etkisi olmadığı gibi bir düşünceye saplanıp da içimizi rahatlatalım demiyorum, fakat Hrant’ın cenazesinde varlığı açıkça ortaya çıkan güce güvenip ona göre hareket etmek lazım.  &lt;br /&gt;&lt;b&gt;Dur De! &lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Milliyetçiliğe ve ırkçılığa karşı olan büyük kitleler şimdilik eve dönmüş gözüküyor fakat emin olmak gerekir ki bu kitleler hala öfkeli ve bir şeyler yapmak istiyor. Şimdi yapılması gereken bu kitlelerle buluşabilmenin, beraber hareket edebilmenin bir yolunu bulmak. Dur De! girişimi böyle bir arayışın parçası olarak bir araya geldi. Sağdan veya soldan milliyetçiliğe yaslanan düşüncelerin tamamına karşı çıkmak, ister ulusalcı, ister milliyetçi, ister yurtsever, ister vatansever olsun; insanları sınırlar, ırklar ve uluslara bölen her tür düşünceye karşı çıkan, çeşitliliğin bir zenginlik olduğunu düşünen insanları bir araya getirmek için toplandı. Dur De! çağrısında da belirttiği gibi:  “Irkçılığın yasalarca suç sayıldığı, çocuklarımızın her türlü ırkçı fikirden temizlenmiş kitaplarla eğitildiği, kimsenin kültürel, siyasal, dinsel ve cinsel kimliğinden dolayı korku içinde yaşamadığı bir Türkiye ve dünya için mücadele etmek” istiyor. Irkçılığa ve milliyetçiliğe karşı olan herkesle bir araya gelmek ve bu iki kardeş ideolojinin karşısına, halkların kardeşliğini koymak mümkün ve gerekli. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Can Irmak Özinanır (Radikal Genç, Nisan 2007)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5497519225350301537-1152952769156569200?l=canirmakozinanir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://canirmakozinanir.blogspot.com/feeds/1152952769156569200/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5497519225350301537&amp;postID=1152952769156569200' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5497519225350301537/posts/default/1152952769156569200'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5497519225350301537/posts/default/1152952769156569200'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://canirmakozinanir.blogspot.com/2010/04/irkclga-ve-milliyetcilige-dur-de.html' title='Irkçılığa ve Milliyetçiliğe Dur De!'/><author><name>Can Irmak Özinanır</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13858203484417588559</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='33' height='26' src='http://4.bp.blogspot.com/_NP1YvbyLx8o/SpkBOGUcJlI/AAAAAAAAADs/dG4xFgfTKwM/S220/6020_200077940458_680820458_7534272_1501237_n.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_NP1YvbyLx8o/S8BL9NANmOI/AAAAAAAAAFk/Q6S0-b_TWi8/s72-c/logo3.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5497519225350301537.post-4354293965038695390</id><published>2010-04-10T02:52:00.001-07:00</published><updated>2010-04-10T02:53:40.652-07:00</updated><title type='text'>Hoşgeldin Anne!</title><content type='html'>&lt;meta content="text/html; charset=utf-8" http-equiv="Content-Type"&gt;&lt;/meta&gt;&lt;meta content="Word.Document" name="ProgId"&gt;&lt;/meta&gt;&lt;meta content="Microsoft Word 12" name="Generator"&gt;&lt;/meta&gt;&lt;meta content="Microsoft Word 12" name="Originator"&gt;&lt;/meta&gt;&lt;link href="file:///C:%5CUsers%5CEmok%5CAppData%5CLocal%5CTemp%5Cmsohtmlclip1%5C01%5Cclip_filelist.xml" rel="File-List"&gt;&lt;/link&gt;&lt;link href="file:///C:%5CUsers%5CEmok%5CAppData%5CLocal%5CTemp%5Cmsohtmlclip1%5C01%5Cclip_themedata.thmx" rel="themeData"&gt;&lt;/link&gt;&lt;link href="file:///C:%5CUsers%5CEmok%5CAppData%5CLocal%5CTemp%5Cmsohtmlclip1%5C01%5Cclip_colorschememapping.xml" rel="colorSchemeMapping"&gt;&lt;/link&gt;&lt;style&gt;&lt;!-- /* Font Definitions */ @font-face	{font-family:"Cambria Math";	panose-1:2 4 5 3 5 4 6 3 2 4;	mso-font-charset:162;	mso-generic-font-family:roman;	mso-font-pitch:variable;	mso-font-signature:-1610611985 1107304683 0 0 159 0;}@font-face	{font-family:Calibri;	panose-1:2 15 5 2 2 2 4 3 2 4;	mso-font-charset:162;	mso-generic-font-family:swiss;	mso-font-pitch:variable;	mso-font-signature:-1610611985 1073750139 0 0 159 0;} /* Style Definitions */ p.MsoNormal, li.MsoNormal, div.MsoNormal	{mso-style-unhide:no;	mso-style-qformat:yes;	mso-style-parent:"";	margin-top:0cm;	margin-right:0cm;	margin-bottom:10.0pt;	margin-left:0cm;	line-height:115%;	mso-pagination:widow-orphan;	font-size:11.0pt;	font-family:"Calibri","sans-serif";	mso-ascii-font-family:Calibri;	mso-ascii-theme-font:minor-latin;	mso-fareast-font-family:Calibri;	mso-fareast-theme-font:minor-latin;	mso-hansi-font-family:Calibri;	mso-hansi-theme-font:minor-latin;	mso-bidi-font-family:"Times New Roman";	mso-bidi-theme-font:minor-bidi;	mso-fareast-language:EN-US;}p	{mso-style-noshow:yes;	mso-style-priority:99;	mso-margin-top-alt:auto;	margin-right:0cm;	mso-margin-bottom-alt:auto;	margin-left:0cm;	mso-pagination:widow-orphan;	font-size:12.0pt;	font-family:"Times New Roman","serif";	mso-fareast-font-family:"Times New Roman";}.MsoChpDefault	{mso-style-type:export-only;	mso-default-props:yes;	mso-ascii-font-family:Calibri;	mso-ascii-theme-font:minor-latin;	mso-fareast-font-family:Calibri;	mso-fareast-theme-font:minor-latin;	mso-hansi-font-family:Calibri;	mso-hansi-theme-font:minor-latin;	mso-bidi-font-family:"Times New Roman";	mso-bidi-theme-font:minor-bidi;	mso-fareast-language:EN-US;}.MsoPapDefault	{mso-style-type:export-only;	margin-bottom:10.0pt;	line-height:115%;}@page Section1	{size:595.3pt 841.9pt;	margin:70.85pt 70.85pt 70.85pt 70.85pt;	mso-header-margin:35.4pt;	mso-footer-margin:35.4pt;	mso-paper-source:0;}div.Section1	{page:Section1;}--&gt;&lt;/style&gt;  &lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_NP1YvbyLx8o/S8BKNoVXHSI/AAAAAAAAAFc/flmHvf7xZPA/s1600/bakcindybul-2.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://4.bp.blogspot.com/_NP1YvbyLx8o/S8BKNoVXHSI/AAAAAAAAAFc/flmHvf7xZPA/s320/bakcindybul-2.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;ABD ordusundaki oğlunu, Irak’ta kaybeden ve sonra bütün hayatını&amp;nbsp; Bush’u ve savaşı durdurmaya adayan Cindy Sheehan Türkiye’deydi. Küresel Barış ve Adalet Koalisyonu(BAK) tarafından İstanbul’da düzenlenen Uluslararası&amp;nbsp;Savaş&amp;nbsp;Karşıtları&amp;nbsp;&lt;wbr&gt;&lt;/wbr&gt;Buluşması’na katılan Sheehan 26 Şubat’ta Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’ne geldi. &lt;br /&gt;Sheehan salona girdiğinde savaş&amp;nbsp;karşıtı&amp;nbsp;aktivistlerin açtığı&amp;nbsp; “Welcome Mom”(Hoşgeldin Anne) pankartına gülümseyerek ve zafer işareti yaparak karşılık verdi. Bu duygulu başlangıcın ardından 650 kişinin doldurduğu salonda sırasıyla Sheehan, KESK genel başkanı İsmail Hakkı Tombul, Doç.Dr. Filiz Çulha Zabcı ve gazeteci Ece Temelkuran çok umut verici konuşmalar yaptılar. Sheehan konuşmasında bütün dünyanın Bush’a karşı birleşmesi ve İran’a saldırıyı engellemesi gerektiğini söyledi. ABD askerlerinin Irak’ta bulunmaktan memnun olmadığını vurgulayarak Bush’u suçladı: “Bush bir uyuşturucu bağımlısı gibi fakat onun bağımlılığı öldürmek”. Sheehan son olarak savaşa karşı olmakla ABD halkına karşı olmanın birbirine karıştırılmamasını rica etti. Sheehan konuşması boyunca herkesi 17 Mart’ta yapılacak savaş karşıtı küresel eyleme davet etti. &lt;br /&gt;Maalesef salonda Cindy Sheehan’ın bu ricasını dikkate almayıp Sheehan’ı neredeyse ağlatacak kadar saldırgan tavırlar takınanlar da vardı. Salondan alınan sözler iki temel anlayışı yansıtıyordu, bunlardan birisi Sheehan’ın samimi bir savaş karşıtı olmadığını, sadece kendi oğlunun acısını hissettiğini söyleyen, Sheehan’a sadece ABD’li olduğu için saldıran sol milliyetçi bir anlayıştı, diğeri ise Sheehan’ı tüm savaş karşıtlarının annesi kabul eden, savaş karşıtı hareketin küresel olduğunu bilen ve ABD’deki savaş karşıtı hareketi büyütmek için çaba gösteren Sheehan’a sahip çıkan enternasyonalist bir anlayıştı. &lt;br /&gt;Cindy Sheehan oğlu öldürüldüğü&amp;nbsp;günden bu yana ülkesinde savaş karşıtı hareketin büyümesinde oldukça etkili olan bir lider. Bunun yanında aynen Ankara’da yaptığı gibi tüm dünyada savaş karşıtı hareketi örgütlemeye çalışan bir aktivist. Bir gün Chavez’in, bir gün Irak’lı bir annenin, bir gün Ankara Üniversiteli bir aktivistin yanında olabilecek kadar da net. &lt;br /&gt;Onu samimi bir savaş&amp;nbsp; karşıtı&amp;nbsp;olmamakla suçlayanlar, savaşı durduracak olan asıl gücün&amp;nbsp;ABD ve İngiltere’deki savaş karşıtı hareket olduğunu göremiyorlar. Yüzbinleri sokağa döken, Rumsfeld’i istifa etmek zorunda bırakan ABD savaş karşıtı hareketini küçümsüyolar. Bu milliyetçi bir anlayış, ABD’lileri sırf ABD’li olmalarından dolayı suçlayan, ırkçılığa meyleden tehlikeli bir anlayış.(bu anlayışın bir başka yansıması ise Hrant’ın cenazesinde “Hepimiz Ermeni’yiz” diyemeyeyenlerde görülüyor) Bu anlayışın küresel savaş karşıtı hareketin bir parçası olma şansı yok. &lt;br /&gt;Savaşı durdurmak isteyenler, bugün ABD’deki, İngiltere’deki savaş karşıtı harekete, Irak’taki, Afganistan’daki. Filistin’deki, Lübnan’daki direnişlere moral vermek ve kendi hükümetlerinin savaşa her tür ortaklığını engellemek üzere hareket etmelidir. Bunu sağlayabilmenin tek yolu enternasyonalist bir bakış açısıdır. Unutmamak gerekir, milliyetçiler savaşa karşı olamazlar çünkü onlar için kendi ülkelerinin çıkarları dünyanın çıkarından daha önemlidir. Dünyayı daha yaşanabilir bir yer haline getirmek için Bush’u Irak’tan kovmalıyız. Bunu yapabilmek içinse 17 Mart’ı çok kitlesel bir gösteri haline getirmek lazım. Ben kendi adıma Sheehan’a Rumsfeld’i istifa ettiren, Bush’u kongre seçimlerinde yenilgiye uğratan hareketin bir parçası olduğu için teşekkür ediyorum. Bizler de 17 Mart’ı büyüterek Sheehan’a verebileceğimiz en güzel hediyeyi vermeliyiz. &lt;br /&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;Can Irmak Özinanır&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Radikal Genç, Mart 2007 &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5497519225350301537-4354293965038695390?l=canirmakozinanir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://canirmakozinanir.blogspot.com/feeds/4354293965038695390/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5497519225350301537&amp;postID=4354293965038695390' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5497519225350301537/posts/default/4354293965038695390'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5497519225350301537/posts/default/4354293965038695390'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://canirmakozinanir.blogspot.com/2010/04/hosgeldin-anne.html' title='Hoşgeldin Anne!'/><author><name>Can Irmak Özinanır</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13858203484417588559</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='33' height='26' src='http://4.bp.blogspot.com/_NP1YvbyLx8o/SpkBOGUcJlI/AAAAAAAAADs/dG4xFgfTKwM/S220/6020_200077940458_680820458_7534272_1501237_n.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_NP1YvbyLx8o/S8BKNoVXHSI/AAAAAAAAAFc/flmHvf7xZPA/s72-c/bakcindybul-2.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5497519225350301537.post-8708442299686448</id><published>2010-04-10T02:47:00.000-07:00</published><updated>2010-04-10T02:48:26.872-07:00</updated><title type='text'>Yeni Bir Sol Geliyor!</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_NP1YvbyLx8o/S8BJHOjwViI/AAAAAAAAAFU/CGNPvtYXoxk/s1600/ufuk_uras_istanbul.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://3.bp.blogspot.com/_NP1YvbyLx8o/S8BJHOjwViI/AAAAAAAAAFU/CGNPvtYXoxk/s320/ufuk_uras_istanbul.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Yaklaşık bir yıl önce Radikal Genç’te “Başka bir sol mümkün”  başlıklı bir yazı yazmıştım ve küresel anti kapitalist hareketle bütünleşmiş yeni bir aktivist kuşağın ortaya çıktığından, bunun ezilenlerden yana yeni bir siyasal alternatife dönüşmesi gerektiğinden bahsetmiştim. İstanbul’da, bağımsız sol adaylar Baskın Oran ve Ufuk Uras’ın seçim kampanyaları bu alternatifin şekillenmeye başladığını gösterdi.  &lt;br /&gt;&lt;b&gt;Darbe değil demokrasi &lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Seçim sonuçları, topluma korku enjekte ederek ve darbe çığırtkanlığına soyunarak iyice sağa kayan CHP’nin yenilgisi ile sonuçlandı. Bu, CHP tabanında hala solda duran insanlar da yeni bir adres arayışına girişeceklerini gösteriyor. Bunun yanında cumhuriyet mitingleri ve muhtıranın CHP’yi değil MHP’yi güçlendirdiği ortaya çıktı, CHP’nin laik ve milliyetçi söylem üzerinden yarattığı korku havası MHP’yi meclise taşıdı. Fakat muhtıranın asıl etkisi ters yönde oldu: geniş kitleler darbeye karşı tavır aldı ve AKP yüzde 47 oy alarak yeniden iktidara geldi. Bunu solun değil, darbecilerin yenilgisi olarak görmek lazım. Türkiye’nin ezici çoğunluğu demokrasiden yana tavır aldı. Fakat AKP’nin neo-liberal bir parti olduğunu ve seçim sonuçlarının verdiği güvenle IMF programını daha da kararlı bir şekilde uygulamaya başlayacağını, özelleştirmelere hız vereceğini, sosyal kazanımları yok etmek için güçlü adımlar atacağını unutmamak lazım. Sol, buna bir cevap üretebildiği ölçüde başarılı olacaktır.  &lt;br /&gt;&lt;b&gt;Ortak Adaylar  &lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Baskın Oran ve Ufuk Uras kampanyalarının “ortak aday” ya da “Bin Umut” kampanyalarından farklı değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum. “Ortak Aday” kampanyası aslında solun 3 Kasım 2002 seçimlerindeki taktiğinin bir benzeri olarak karşımıza çıktı. Bir takım sol partiler ve dergi çevreleri yanyana gelerek, DTP’nin oylarına sığındılar, üstüne üstlük yanyana gelen bu örgütler, seçim kampanyalarında gerçek anlamda bir ortak çalışma yürütemediler. Bu durum, “ortaklığın” sokakta şekillenecek yeni bir alternatifle değil de sadece seçimlerle ilgili olduğunu gösterdi. Ortak adayların aldığı oylar da bunun bir göstergesi. Bu seçimde 3 Kasım’ı tekrar eden eski sol partiler de bir defa daha yenilgiye uğradı bunun yanında bu süreç DTP’ye de oy kaybettirdi. &lt;br /&gt;DTP’nin bağımsız adayları ile meclise girmesi ise ilk defa Kürtlerin mecliste temsil edilmesini sağladı. Bu demokrasi açısından büyük bir adım oldu. Solun, Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı doğu ve güneydoğuda DTP’li adayları desteklemesi doğruydu. Kuşkusuz DTP mecliste ezilenlerden, demokratikleşmeden, barıştan ve emekten yana tutum alacaktır fakat DTP için haklı olarak “Kürt sorunu” diğer gündemlerden önde geliyor. Bunun için batıda savaşa,özelleştirmelere, IMF’ye, ırkçılığa, cinsel ayrımcılığa, homofobiye, çevre tahribatına karşı başka türden bir sol alternatifin yaratılması önem kazanıyor.&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Sokaktaki ses &lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Baskın Oran’ın ve Ufuk Uras’ın adaylıkları bu türden bir alternatife işaret ediyor. Bunun sebebi kampanyalarının sadece solun “ortaklığının”  değil, savaş karşıtı harekette, iklim değişimine karşı mücadelede, LGBTT mücadelesinde ve Hrant’ın cenazesinde ortaya çıkan dinamiğin yansıması olması. Yani bu kampanyalar solun bir mekanik birlikteliğinden çok, sokakta olanın diyalektik bir sonucuydu, aynen Baskın Oran’ın dediği gibi, hedef zaten sokakta olan sesi bir de meclis kürsüsünden duyurmaktı. Kampanya sırasında atılan bir çok slogan, eylemlerde yankılanan sloganlardı. Bu sebeple bu adaylar, sadece İstanbul’daki seçmenleri değil, sol bir alternatif isteyen herkesi heyecanlandırdı. Bunun en büyük göstergelerinden biri Baskın Oran’ın web sitesinin bir buçuk milyon kişi tarafından ziyaret ediliyor olması. Seçim öncesinde ve sonrasında hem Baskın Oran’ın hem de Ufuk Uras’ın web sitelerinde İstanbul dışından bir çok insanın destek listelerinde isimlerinin bulunması da bu kampanyaların yarattığı umudu gösteriyor. &lt;br /&gt;Seçimden sonra Ufuk Uras’ı ezilenlerin, dışlananların, emekçilerin sesi olarak meclise yollamayı başardık, Baskın Oran ise 30 binden fazla oy aldı fakat meclise giremedi. Fakat ikisi de çok oy aldı ve görünen o ki kampanyalardaki  birliktelik seçimle sınırlı kalmayacak. Çünkü bu kampanyalar zaten bugüne kadar da sokakta olan Küresel BAK, Küresel Eylem Grubu, Irkçılığa Dur de, Barışarock gibi bir çok kampanyanın aktivistlerinin daha da geniş bir çevreye ulaşmasını sağladı. Bu insanlar hareketi inşa etmeye devam edecekler. Bu sebeple, Ufuk Uras’ın yanına Baskın Oran’ı yollayamadık diye moral bozmamak lazım.  Asıl bakılması gereken yer 23 Temmuz ve sonrasında, hareketin sokaktaki gücü olmalıdır. &lt;br /&gt;&lt;b&gt;Yeni bir sol alternatif &lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Hem Baskın Oran’ın hem de Ufuk Uras’ın seçim sonrası yaptığı  açıklamalar oldukça umut verici. Baskın Oran bu hareketin şu anda bırakılamayacak kadar güzel olduğunu, yeni bir sol anlayışın ortaya çıktığını anlatıyor ve meclis dışında da yola devam edeceğini söylüyor. Ufuk Uras ise kapsayıcı yeni bir sol partinin oluşabileceğini söylüyor.&lt;br /&gt;Dünyanın bir çok yerinde hareketlerin içinden doğan yeni sol partiler, harekete güven verdi ve gücünü arttırdı. Bugün, Türkiye’de de bunu yapmak gerekir. Baskın Oran ve Ufuk Uras kampanyaları bunun mümkün olduğunu gösterdi. Artık seçimler bitti, yerel seçimlere hazır olmak lazım. Şimdi hareketi, birlikteliğimizi sokaklarda büyüterek yeni bir sol alternatifi inşa etmeliyiz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Can Irmak Özinanır, Radikal Genç, Temmuz 2007&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5497519225350301537-8708442299686448?l=canirmakozinanir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://canirmakozinanir.blogspot.com/feeds/8708442299686448/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5497519225350301537&amp;postID=8708442299686448' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5497519225350301537/posts/default/8708442299686448'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5497519225350301537/posts/default/8708442299686448'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://canirmakozinanir.blogspot.com/2010/04/yaklask-bir-yl-once-radikal-gencte.html' title='Yeni Bir Sol Geliyor!'/><author><name>Can Irmak Özinanır</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13858203484417588559</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='33' height='26' src='http://4.bp.blogspot.com/_NP1YvbyLx8o/SpkBOGUcJlI/AAAAAAAAADs/dG4xFgfTKwM/S220/6020_200077940458_680820458_7534272_1501237_n.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_NP1YvbyLx8o/S8BJHOjwViI/AAAAAAAAAFU/CGNPvtYXoxk/s72-c/ufuk_uras_istanbul.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5497519225350301537.post-536938202164987054</id><published>2010-04-10T02:37:00.001-07:00</published><updated>2010-04-10T02:38:37.259-07:00</updated><title type='text'>MEDİKOLAR KAPANIYOR!</title><content type='html'>&lt;meta content="text/html; charset=utf-8" http-equiv="Content-Type"&gt;&lt;/meta&gt;&lt;meta content="Word.Document" name="ProgId"&gt;&lt;/meta&gt;&lt;meta content="Microsoft Word 12" name="Generator"&gt;&lt;/meta&gt;&lt;meta content="Microsoft Word 12" name="Originator"&gt;&lt;/meta&gt;&lt;link href="file:///C:%5CUsers%5CEmok%5CAppData%5CLocal%5CTemp%5Cmsohtmlclip1%5C01%5Cclip_filelist.xml" rel="File-List"&gt;&lt;/link&gt;&lt;link href="file:///C:%5CUsers%5CEmok%5CAppData%5CLocal%5CTemp%5Cmsohtmlclip1%5C01%5Cclip_themedata.thmx" rel="themeData"&gt;&lt;/link&gt;&lt;link href="file:///C:%5CUsers%5CEmok%5CAppData%5CLocal%5CTemp%5Cmsohtmlclip1%5C01%5Cclip_colorschememapping.xml" rel="colorSchemeMapping"&gt;&lt;/link&gt;&lt;style&gt;&lt;!-- /* Font Definitions */ @font-face	{font-family:"Cambria Math";	panose-1:2 4 5 3 5 4 6 3 2 4;	mso-font-charset:162;	mso-generic-font-family:roman;	mso-font-pitch:variable;	mso-font-signature:-1610611985 1107304683 0 0 159 0;}@font-face	{font-family:Calibri;	panose-1:2 15 5 2 2 2 4 3 2 4;	mso-font-charset:162;	mso-generic-font-family:swiss;	mso-font-pitch:variable;	mso-font-signature:-1610611985 1073750139 0 0 159 0;} /* Style Definitions */ p.MsoNormal, li.MsoNormal, div.MsoNormal	{mso-style-unhide:no;	mso-style-qformat:yes;	mso-style-parent:"";	margin-top:0cm;	margin-right:0cm;	margin-bottom:10.0pt;	margin-left:0cm;	line-height:115%;	mso-pagination:widow-orphan;	font-size:11.0pt;	font-family:"Calibri","sans-serif";	mso-ascii-font-family:Calibri;	mso-ascii-theme-font:minor-latin;	mso-fareast-font-family:Calibri;	mso-fareast-theme-font:minor-latin;	mso-hansi-font-family:Calibri;	mso-hansi-theme-font:minor-latin;	mso-bidi-font-family:"Times New Roman";	mso-bidi-theme-font:minor-bidi;	mso-fareast-language:EN-US;}p	{mso-style-noshow:yes;	mso-style-priority:99;	mso-margin-top-alt:auto;	margin-right:0cm;	mso-margin-bottom-alt:auto;	margin-left:0cm;	mso-pagination:widow-orphan;	font-size:12.0pt;	font-family:"Times New Roman","serif";	mso-fareast-font-family:"Times New Roman";}.MsoChpDefault	{mso-style-type:export-only;	mso-default-props:yes;	mso-ascii-font-family:Calibri;	mso-ascii-theme-font:minor-latin;	mso-fareast-font-family:Calibri;	mso-fareast-theme-font:minor-latin;	mso-hansi-font-family:Calibri;	mso-hansi-theme-font:minor-latin;	mso-bidi-font-family:"Times New Roman";	mso-bidi-theme-font:minor-bidi;	mso-fareast-language:EN-US;}.MsoPapDefault	{mso-style-type:export-only;	margin-bottom:10.0pt;	line-height:115%;}@page Section1	{size:595.3pt 841.9pt;	margin:70.85pt 70.85pt 70.85pt 70.85pt;	mso-header-margin:35.4pt;	mso-footer-margin:35.4pt;	mso-paper-source:0;}div.Section1	{page:Section1;}--&gt;&lt;/style&gt;  &lt;br /&gt;&lt;meta content="text/html; charset=utf-8" http-equiv="Content-Type"&gt;&lt;/meta&gt;&lt;meta content="Word.Document" name="ProgId"&gt;&lt;/meta&gt;&lt;meta content="Microsoft Word 12" name="Generator"&gt;&lt;/meta&gt;&lt;meta content="Microsoft Word 12" name="Originator"&gt;&lt;/meta&gt;&lt;link href="file:///C:%5CUsers%5CEmok%5CAppData%5CLocal%5CTemp%5Cmsohtmlclip1%5C01%5Cclip_filelist.xml" rel="File-List"&gt;&lt;/link&gt;&lt;link href="file:///C:%5CUsers%5CEmok%5CAppData%5CLocal%5CTemp%5Cmsohtmlclip1%5C01%5Cclip_themedata.thmx" rel="themeData"&gt;&lt;/link&gt;&lt;link href="file:///C:%5CUsers%5CEmok%5CAppData%5CLocal%5CTemp%5Cmsohtmlclip1%5C01%5Cclip_colorschememapping.xml" rel="colorSchemeMapping"&gt;&lt;/link&gt;&lt;style&gt;&lt;!-- /* Font Definitions */ @font-face	{font-family:"Cambria Math";	panose-1:2 4 5 3 5 4 6 3 2 4;	mso-font-charset:162;	mso-generic-font-family:roman;	mso-font-pitch:variable;	mso-font-signature:-1610611985 1107304683 0 0 159 0;}@font-face	{font-family:Calibri;	panose-1:2 15 5 2 2 2 4 3 2 4;	mso-font-charset:162;	mso-generic-font-family:swiss;	mso-font-pitch:variable;	mso-font-signature:-1610611985 1073750139 0 0 159 0;} /* Style Definitions */ p.MsoNormal, li.MsoNormal, div.MsoNormal	{mso-style-unhide:no;	mso-style-qformat:yes;	mso-style-parent:"";	margin-top:0cm;	margin-right:0cm;	margin-bottom:10.0pt;	margin-left:0cm;	line-height:115%;	mso-pagination:widow-orphan;	font-size:11.0pt;	font-family:"Calibri","sans-serif";	mso-ascii-font-family:Calibri;	mso-ascii-theme-font:minor-latin;	mso-fareast-font-family:Calibri;	mso-fareast-theme-font:minor-latin;	mso-hansi-font-family:Calibri;	mso-hansi-theme-font:minor-latin;	mso-bidi-font-family:"Times New Roman";	mso-bidi-theme-font:minor-bidi;	mso-fareast-language:EN-US;}p	{mso-style-noshow:yes;	mso-style-priority:99;	mso-margin-top-alt:auto;	margin-right:0cm;	mso-margin-bottom-alt:auto;	margin-left:0cm;	mso-pagination:widow-orphan;	font-size:12.0pt;	font-family:"Times New Roman","serif";	mso-fareast-font-family:"Times New Roman";}.MsoChpDefault	{mso-style-type:export-only;	mso-default-props:yes;	mso-ascii-font-family:Calibri;	mso-ascii-theme-font:minor-latin;	mso-fareast-font-family:Calibri;	mso-fareast-theme-font:minor-latin;	mso-hansi-font-family:Calibri;	mso-hansi-theme-font:minor-latin;	mso-bidi-font-family:"Times New Roman";	mso-bidi-theme-font:minor-bidi;	mso-fareast-language:EN-US;}.MsoPapDefault	{mso-style-type:export-only;	margin-bottom:10.0pt;	line-height:115%;}@page Section1	{size:595.3pt 841.9pt;	margin:70.85pt 70.85pt 70.85pt 70.85pt;	mso-header-margin:35.4pt;	mso-footer-margin:35.4pt;	mso-paper-source:0;}div.Section1	{page:Section1;}--&gt;&lt;/style&gt;  &lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_NP1YvbyLx8o/S8BG2oH6_JI/AAAAAAAAAFM/hmz0dx4hTKM/s1600/mv_logo.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://3.bp.blogspot.com/_NP1YvbyLx8o/S8BG2oH6_JI/AAAAAAAAAFM/hmz0dx4hTKM/s320/mv_logo.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;Geçen yıl tam bu sıralarda Fransa devasa bir öğrenci hareketi ile sallanıyordu. 26 yaşından küçük işçilerin işten çıkartılmasını&amp;nbsp;kolaylaştıran Yeni İş Yasası(CPE) öğrencileri öfkelendirmiş, yasaya karşı&amp;nbsp; çıkan öğrenciler üniversiteleri ve liseleri işgal etmişti. Hükümetin harekete karşı saldırgan tavrı, işçilerin giderek eylemlere katılımının artması ve sonunda ülkenin en büyük sendikalarının genel grev çağrısı yapmaları ile değişmiş, yasa geri çektirilmişti. Bundan birkaç ay sonra Yunanistan’da özel okulların açılması ile ilgili yasa öğrencileri harekete geçirmiş, üniversiteler işgal edilmiş ve yasa ertelenmişti. Benzer bir şekilde Şili’de de öğrenciler, eğitimde fırsat eşitliğini engelleyen yasaların kaldırılması için işgal ve boykot eylemlerine başladılar, sonunda hükümet lise öğrencileri ile görüşmek ve onlara yönetimde söz hakkı tanımak zorunda kaldı. &lt;br /&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;“Ee, bütün bunların başlıkla ne ilgisi var?” diye sorabilirsiniz fakat dünyanın dört bir yanında öğrencilerin sokaklarda olmasının ortak bir sebebi var: yeni liberal politikalar. Yeni liberalizm farklı ülkelerde farklı yüzleriyle ortaya çıkıyor; Fransa’da adı CPE oluyor, Yunanistan’da ise eğitimin özelleştirilmesi. Bu politikaların temel belirleyeni ise hep aynı: patronların k&lt;span style="color: #333333;"&gt;ârı uğruna geniş kitlelerin sosyal haklarının budanması. Türkiye’de de bu saldırının adı Genel Sağlık Sigortası(GSS). GSS ile bütün sağlık hizmetleri tek bir sigorta paketinde toplanacak fakat bu bizi daha eşit hale getirmeyecek. Sağlık hizmeti alabilmek için ağır primler ödeyeceğiz, mesela ayda 135 lira geliri olan birisi, 64 lira prim vermek zorunda kalacak, üstelik tedavinin her aşamasında ekstra para ödemek zorunda kalacak. Prim ödemiyorsanız hizmet alma şansınız hiç yok, tabii özel bir hastahaneye gidebilen şanslı azınlıktan değilseniz. Yasanın ayrıntılarını buraya sığdıramayacağım için yasanın öğrencileri ilgilendiren kısmından bahsedeyim: GSS ile birlikte sağlık ocakları ve medikolar kapatılıyor. Bunun yerine primimizi ödediğimiz takdirde yararlanabileceğimiz aile hekimliği sistemine dahil olacağız. Bu toplumun büyük çoğunluğu ile birlikte zaten güçlükle okuyabilen ve herhangi bir geliri olmayan milyonlarca öğrencinin de ölüme mahkum edilmesi anlamına geliyor. Sağlığın alınıp-satılabilir bir meta haline dönüştürülmesi, sağlıkta özelleştirmenin teşvik edilmesi gerçekten trajik.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;span style="color: #333333;"&gt;Yazının giriş bölümünde gördüğümüz gibi “80 sonrası apolitik gençlik”, kendilerini ve toplumu tehdit eden yeni liberal politikalar söz konusu olduğunda hızla direnişe geçiyor. Bu direniş benzer dertlerden muzdarip işçi sınıfı hareketine moral verebiliyor ve onları da direnişin bir parçası haline getirebiliyor. Gençlerin dinamizmi ile işçi sınıfının gücü birleştiğinde ise zafer kaçınılmaz oluyor. Medikoların kapanmasını engellemek isteyen gençler, “Mediko’mu Vermiyorum” isimli bir kampanyaya başladılar. Çeşitli üniversitelerde aynı isimle inisiyatifler oluşturdular, forumlar, toplantılar düzenlediler, sağlık emekçilerinin eylemlerine destek verdiler. Ve sonunda 12 Mayıs’ta Ankara’da Abdi İpekçi Parkı’nda bir miting yapmaya karar verdiler. Bu miting sadece öğrencileri değil herkesi ilgilendiriyor. O yüzden bu miting bir mücadelenin ilk adımı olmasının yanında bir çağrıdır: kendisinin, ailesinin, dostlarının, sevdiklerinin basit hastalıklardan ölmesini istemeyen, sağlığı hizmet sektörünün bir ayağı olarak değil doğal bir hak olarak görenlere bir çağrı.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Can Irmak Özinanır &lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Radikal Genç, Mayıs 2007 &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5497519225350301537-536938202164987054?l=canirmakozinanir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://canirmakozinanir.blogspot.com/feeds/536938202164987054/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5497519225350301537&amp;postID=536938202164987054' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5497519225350301537/posts/default/536938202164987054'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5497519225350301537/posts/default/536938202164987054'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://canirmakozinanir.blogspot.com/2010/04/medikolar-kapaniyor.html' title='MEDİKOLAR KAPANIYOR!'/><author><name>Can Irmak Özinanır</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13858203484417588559</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='33' height='26' src='http://4.bp.blogspot.com/_NP1YvbyLx8o/SpkBOGUcJlI/AAAAAAAAADs/dG4xFgfTKwM/S220/6020_200077940458_680820458_7534272_1501237_n.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_NP1YvbyLx8o/S8BG2oH6_JI/AAAAAAAAAFM/hmz0dx4hTKM/s72-c/mv_logo.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5497519225350301537.post-8548972328609797103</id><published>2010-04-10T01:43:00.000-07:00</published><updated>2010-04-10T01:44:11.078-07:00</updated><title type='text'>Dikkat Güvenlik Çıkabilir!</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_NP1YvbyLx8o/S8A6EVUriEI/AAAAAAAAAFE/LvE9kzl9vhE/s1600/Cebec%C4%B0.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="300" src="http://3.bp.blogspot.com/_NP1YvbyLx8o/S8A6EVUriEI/AAAAAAAAAFE/LvE9kzl9vhE/s400/Cebec%C4%B0.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Bir üniforma ne demektir? Güvenliğin tanımı nedir? Kampus kimler içindir? Kampuslardaki güvenlik görevlileri kimi kimden korumaktadır? Bu soruları sorduğumda belki tek başına bir anlam ifade etmiyor fakat Ankara Üniversitesi Cebeci Kampusu’nda bu soruları sormanın tam zamanı. Son zamanlarda Cebeci Kampunu’nda basına da az-çok yansıyan garip olaylar yaşanmakta daha doğrusu yaşanmakta olan bazı olaylar su yüzüne çıkmakta.  &lt;br /&gt;Geçtiğimiz ay, kampusta saat 22.00 sularında oturmakta olan bir öğrenci, güvenlik birimi tarafından yumruklanarak kampustan çıkarıldı, iki gün sonra ise kampustan çıkmakta olan başka bir öğrencinin yine güvenlik tarafından kafasında telsiz kırıldı. Kampusta anında bir hareketlilik başladı, öğrenciler “Güvenlik Terörüne Son” başlıklı el ilanları dağıtarak bir basın açıklaması çağrısı yapmaya başladılar.Kampanya başladığı ilk gün bir çok öğrencinin benzer olayları yaşadığı duyuldu. Güvenliğin bir kadın ve çocuğu tartaklarken uyarılması ve uyaran kişiyle tartışmaya girmesi üstüne üstlük güvenlik personelinin kadın ve çocuğu “çingene” oldukları gerekçesiyle tartaklıyor olması, kampus içindeki bıçaklı bir adamın öğrencilerle tartışması sonrasında bıçaklı adamın güvenliğin arkadaşı çıkması gibi bir çok duyulmamış olay su yüzüne çıkmaya başladı. Öğrenciler olaydan tam bir hafta sonra 80-90 kişilik bir basın açıklaması yaptılar.  Basın açıklamasına kadar olayları; soruşturma tehditleri, iyi polis-kötü polis yöntemleriyle örtbas etmeye çalışan kampus yönetimi öğrencilerin, dayakçı güvenlik görevlilerinin hesap vermesi ve güvenlik biriminin tüm öğrencilerden özür dilemesi yönündeki taleplerinden rahatsız olmuş ki dayak yiyen öğrencilere soruşturma açmayı ihmal etmemiş. Şimdi öğrenciler taleplerinin yanına bir da soruşturmaların kaldırılması talebini ekleyerek bir imza kampanyasına başladılar. Siz bu yazıyı okurken bir çok ülkeden  öğrencilerden ve bazı aydınlardan alınan yaklaşık 400 imza kampus yönetimine teslim edilmiş veya ediliyor olacak. &lt;br /&gt;Olaylar bazı internet sitelerine ve kulaktan kulağa yayılan söylentilerde öğrencilerin     alkollü içki içmesi ile ilgili yorumlanıyor. Evet, Türkiye’de bir çok üniversitede öğrenciler kendi sosyal yaşam alanları olan kampusta içki içerler, sohbet ederler. Üniversite sadece derslere girip çıktığımız taş binalardan ibaret bir yapı değil; dostluklarımızı, aşklarımızı yaşadığımız sosyalleşme alanımız. Kampusta dövülen öğrencilerin alkollü içki içip içmediği bence bir tartışma konusu olmamalı, güvenliğin öğrenciyi dövmesini içki meşrulaştırabilir mi? Eğer meşrulaştırıyorsa bence güvenlik biriminin, Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi’ndeki şenliğe “içki içildiği” gerekçesiyle saldıran eli satırlı faşist güruhun kampusumuzdaki bir tezahürü olup olmadığı sorusunu sorma zamanı da gelmiştir. &lt;br /&gt;Geçtiğimiz hafta Cebeci Kampusu’nda  Kürt arkadaşların yapmak istediği  barış temalı şenlik yasaklandı ve kampusa güvenlik görevlileri, yeni getirilen Özel Güvenlik ve kapıda bekleyen çevik kuvvet polisleri arasından üzerimiz aranarak girdik, Hacettepe Üniversitesi’nde jandarma bir çok öğrenciyi hastanelik etti, İstanbul Üniversitesi’nde  Özel Güvenlik Birimi öğrencileri tekmeleyip, üzerlerine sıcak çay attı.  Yaşanan bu olaylar bence bir tartışmayı başlatmalı. Yönetmeliklerin öğrenciyi korumadığı, güvenliğin “zor kullanma yetkisi” gibi çok geniş bir yetki sahibi olduğu bir durumda öğrenciler ne yapabilirler? Bu yönetmelik ve yetkilerin sorgulanması için daha ne olması gerekiyor? Öğrenciler hakkındaki kararlar, öğrencilerin katılımı olmadan verilebilir mi? &lt;br /&gt;Yukarıda sorduğum sorulara kısa bir cevap vermeden yazımı bitiremeyeceğim. Bütün bu olaylar “münferit vaka” denilip hasır altı edilebilirdi, güvenlik birimi öğrenci dövmeye devam edebilir ve bizlerin bunlardan haberi olmayabilirdi. Yönetmeliklerin öğrenciyi korumaya yönelik olmadığını, güvenliğin tavrına karşı bir kampanya yapılmasaydı öğrenemeyebilirdi. Yönetmelikler, güvenlik birimi, jandarma, polis bizi korumuyor olabilir. Biz istediğimiz özgürlükleri ancak birleşerek kazanabiliriz, Fransa’daki arkadaşlarımızın gösterdiği gibi...   &lt;br /&gt;Can Irmak Özinanır&lt;br /&gt;Radikal Genç, Mayıs 2006&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5497519225350301537-8548972328609797103?l=canirmakozinanir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://canirmakozinanir.blogspot.com/feeds/8548972328609797103/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5497519225350301537&amp;postID=8548972328609797103' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5497519225350301537/posts/default/8548972328609797103'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5497519225350301537/posts/default/8548972328609797103'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://canirmakozinanir.blogspot.com/2010/04/dikkat-guvenlik-ckabilir.html' title='Dikkat Güvenlik Çıkabilir!'/><author><name>Can Irmak Özinanır</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13858203484417588559</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='33' height='26' src='http://4.bp.blogspot.com/_NP1YvbyLx8o/SpkBOGUcJlI/AAAAAAAAADs/dG4xFgfTKwM/S220/6020_200077940458_680820458_7534272_1501237_n.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_NP1YvbyLx8o/S8A6EVUriEI/AAAAAAAAAFE/LvE9kzl9vhE/s72-c/Cebec%C4%B0.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5497519225350301537.post-6858299062373925777</id><published>2010-04-10T01:32:00.000-07:00</published><updated>2010-04-10T01:32:36.918-07:00</updated><title type='text'>BİR  1 MART  DAHA</title><content type='html'>&lt;meta content="text/html; charset=utf-8" http-equiv="Content-Type"&gt;&lt;/meta&gt;&lt;meta content="Word.Document" name="ProgId"&gt;&lt;/meta&gt;&lt;meta content="Microsoft Word 12" name="Generator"&gt;&lt;/meta&gt;&lt;meta content="Microsoft Word 12" name="Originator"&gt;&lt;/meta&gt;&lt;link href="file:///C:%5CUsers%5CEmok%5CAppData%5CLocal%5CTemp%5Cmsohtmlclip1%5C01%5Cclip_filelist.xml" rel="File-List"&gt;&lt;/link&gt;&lt;link href="file:///C:%5CUsers%5CEmok%5CAppData%5CLocal%5CTemp%5Cmsohtmlclip1%5C01%5Cclip_themedata.thmx" rel="themeData"&gt;&lt;/link&gt;&lt;link href="file:///C:%5CUsers%5CEmok%5CAppData%5CLocal%5CTemp%5Cmsohtmlclip1%5C01%5Cclip_colorschememapping.xml" rel="colorSchemeMapping"&gt;&lt;/link&gt;&lt;style&gt;&lt;!-- /* Font Definitions */ @font-face	{font-family:"Cambria Math";	panose-1:2 4 5 3 5 4 6 3 2 4;	mso-font-charset:162;	mso-generic-font-family:roman;	mso-font-pitch:variable;	mso-font-signature:-1610611985 1107304683 0 0 159 0;}@font-face	{font-family:Calibri;	panose-1:2 15 5 2 2 2 4 3 2 4;	mso-font-charset:162;	mso-generic-font-family:swiss;	mso-font-pitch:variable;	mso-font-signature:-1610611985 1073750139 0 0 159 0;} /* Style Definitions */ p.MsoNormal, li.MsoNormal, div.MsoNormal	{mso-style-unhide:no;	mso-style-qformat:yes;	mso-style-parent:"";	margin-top:0cm;	margin-right:0cm;	margin-bottom:10.0pt;	margin-left:0cm;	line-height:115%;	mso-pagination:widow-orphan;	font-size:11.0pt;	font-family:"Calibri","sans-serif";	mso-ascii-font-family:Calibri;	mso-ascii-theme-font:minor-latin;	mso-fareast-font-family:Calibri;	mso-fareast-theme-font:minor-latin;	mso-hansi-font-family:Calibri;	mso-hansi-theme-font:minor-latin;	mso-bidi-font-family:"Times New Roman";	mso-bidi-theme-font:minor-bidi;	mso-fareast-language:EN-US;}p	{mso-style-noshow:yes;	mso-style-priority:99;	mso-margin-top-alt:auto;	margin-right:0cm;	mso-margin-bottom-alt:auto;	margin-left:0cm;	mso-pagination:widow-orphan;	font-size:12.0pt;	font-family:"Times New Roman","serif";	mso-fareast-font-family:"Times New Roman";}.MsoChpDefault	{mso-style-type:export-only;	mso-default-props:yes;	mso-ascii-font-family:Calibri;	mso-ascii-theme-font:minor-latin;	mso-fareast-font-family:Calibri;	mso-fareast-theme-font:minor-latin;	mso-hansi-font-family:Calibri;	mso-hansi-theme-font:minor-latin;	mso-bidi-font-family:"Times New Roman";	mso-bidi-theme-font:minor-bidi;	mso-fareast-language:EN-US;}.MsoPapDefault	{mso-style-type:export-only;	margin-bottom:10.0pt;	line-height:115%;}@page Section1	{size:595.3pt 841.9pt;	margin:70.85pt 70.85pt 70.85pt 70.85pt;	mso-header-margin:35.4pt;	mso-footer-margin:35.4pt;	mso-paper-source:0;}div.Section1	{page:Section1;}--&gt;&lt;/style&gt;  &lt;br /&gt;&lt;b&gt;BİR&amp;nbsp; 1 MART&amp;nbsp; DAHA&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;İsrail’in Lübnan saldırısı başladığından beri bir çok yayında savaşın çirkin yüzünü teşhir eden, savaşa tepki gösteren yazılar yayınlandı. Bu yazıların bir çoğu ahlaki açıdan savaşa karşı çıkmak gerektiğini anlatan yazılardı ki buna tabii ki bir itirazım olamaz. Ancak bunu anlatırken atlanmaması gereken bir nokta var; bu savaştan çıkarı olan bir avuç insan dışında herkes zaten bu savaşa karşı. Bunun yanında hükümetin Lübnan’a asker göndermekte kararlı oluşu artık bu savaşı bizden uzakta bir yerlerde yaşanan acı bir olay olarak görmemizi engelliyor. Lübnan savaşı artık bizim hayatlarımızın en önemli noktasında duruyor. Artık savaşa sadece ahlaki açıdan değil aynı zamanda ölmemek, öldürmemek için de karşı çıkmak ve 1 Mart 2003’ü anımsamak gerekiyor. Tabii, bir yandan Türkiye savaşa girmese bile Lübnan’a düşen her bombanın bize daha kötü eğitim, daha kötü sağlık, daha fazla yoksulluk, daha kötü bir dünya bırakacağını da akıldan çıkarmamak lazım. &amp;nbsp; &lt;br /&gt;1 Mart 2003 tarihinde Türkiye halkı&amp;nbsp;tarihinde en önemli adımlardan birini atmıştı.&amp;nbsp; Medyanın bütün savaş kışkırtılıcığına ve çeşitli kanallardaki “uzmanların ulusal “çıkarcılığına” rağmen toplumdaki %90’lardaki savaş karşıtlığı, Sıhhiye meydanında yüz bin kişi ile vücut bulmuş, savaş tezkeresi durdurulmuştu. 1 Mart’ta ne başarmış olduğumuzu Irak’tan ABD ve İngiliz askerlerinin ölüleri evlerine dönmeye başladığında, Londra’nın, İspanya’nın göbeğinde bombalar patlamaya başladığında daha da net anlamıştık. O günden bugüne savaş karşıtı hareketin her uluslararası toplantısında Türkiye delegasyonu teşekkürlerle karşılanmış, ABD; kuzey cephesinin açılmaması yüzünden Irak’ta direnişin başladığını, bataklığa saplandığını açıklamıştı.&lt;br /&gt;Şimdi ise bizi yeniden İsrail’in ABD destekli korkunç savaşında –katillerin tarafında- ölüme göndermeye çalışıyorlar, bizi yine halkın karşı olduğu bir savaşa sokmaya çalışıyorlar. Bu sefer işgal ortaklığına bir de trajikomik isim koyulmuş: “Barış Gücü”. Silahlı bir güç ve barış yanyana ne kadar anlamlı gözüküyor değil mi? Ateşkesin sürekliliğini sağlama görevi ise gerçek olmaktan çok uzak. Saldıran taraf İsrail, korkunç acılarla başbaşa kalan, bombalanan, yıkılan ise Lübnan. Bu durumda saldırılara karşı direnen tek güç olan ve Lübnan halkı arasında büyük bir desteği, hükümette üyeleri olan Hizbullah’ı silahsızlandırmaya çalışmak, “barış gücü”nü Lübnan’da konuşlandırmak niye? Bunun tek nedeni İsrail’in ilk defa direniş karşısında bir yenilgi yaşamış olmasıdır dolayısıyla&amp;nbsp; şimdi “barış gücü” Hizbullah’la savaşacak, İsrail’in işine bıraktığı yerden devam edecektir. .&lt;br /&gt;Ulusal “çıkarcılar”&amp;nbsp;korosu şimdiden savaş&amp;nbsp;baltalarını&amp;nbsp; gömdükleri yerlerden çıkarmaya başladılar, Türkiye’nin bölgede söz sahibi olması&amp;nbsp;gerektiğini, ikinci bir 1 Mart yaşamak istemediklerini söylemeye başladılar. Bütün bunlar olurken savaş karşıtları da boş durmadı tabii ki, savaş başladığı günden bu yana irili ufaklı bir çok eylem gerçekleşti bunların en sonuncusu ise 26-27 Ağustos’ta gerçekleşen&amp;nbsp; yüz bine yakın insanın katılımıyla gerçekleşen Barışarock festivaliydi. Burada gördük ki Türkiye’de Irak Savaşından beri var olan savaş karşıtı hareket henüz geri çekilmemiş daha da büyümüş. Şimdi bu güvenle hareket etmek lazım; savaş yanlıları bizden, savaş karşıtlarından, korkuyorlar çünkü tezkereyi durdurabileceğimizi biliyorlar.&lt;br /&gt;Siz bu satırları&amp;nbsp;okuduğunuz sıralarda, tam da bugün Lübnan’a asker gönderme, tezkeresi TBMM’de görüşülüyor olacak. Tabii ki savaş&amp;nbsp;karşıtları&amp;nbsp;da tezkereyi durdurmak için Ankara’da olacaklar. Lütfen şimdi yerinizden kalkın ve Sıhhiye Meydanı’nda sizi bekleyen onbinlerce savaş karşıtıyla buluşun. Orada buluşalım ki ikinci kez tezkereyi durduralım, dünya savaş karşıtı hareketine, Afganistan, Filistin, Irak, Lübnan halklarına yalnız olmadıklarını gösterelim, Lübnan’a eli silahlı birlikler değil, dayanışma mesajlarımız gitsin. Bir 1 Mart daha yaratalım, savaşı durduralım!&lt;br /&gt;&lt;div style="margin-left: 36pt;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;Can Irmak Özinanır&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Radikal Genç, Eylül 2006 &lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5497519225350301537-6858299062373925777?l=canirmakozinanir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://canirmakozinanir.blogspot.com/feeds/6858299062373925777/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5497519225350301537&amp;postID=6858299062373925777' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5497519225350301537/posts/default/6858299062373925777'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5497519225350301537/posts/default/6858299062373925777'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://canirmakozinanir.blogspot.com/2010/04/bir-1-mart-daha.html' title='BİR  1 MART  DAHA'/><author><name>Can Irmak Özinanır</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13858203484417588559</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='33' height='26' src='http://4.bp.blogspot.com/_NP1YvbyLx8o/SpkBOGUcJlI/AAAAAAAAADs/dG4xFgfTKwM/S220/6020_200077940458_680820458_7534272_1501237_n.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5497519225350301537.post-1575106552044019125</id><published>2010-04-10T01:26:00.000-07:00</published><updated>2010-04-10T01:26:42.985-07:00</updated><title type='text'>BAŞKA BİR SOL MÜMKÜN!</title><content type='html'>&lt;span style="font-family: Times New Roman; font-size: small;"&gt;Televizyonlarda,  gazetelerde bir sol ittifak tartışmasıdır almış başını&amp;nbsp; gidiyor. CHP sağa açılım&amp;nbsp;çağrıları&amp;nbsp;yapıyor, İlhan  Selçuk sağcı&amp;nbsp;Süleyman Demirel’i laik cephenin başına çağırıyor,  Rahşan Ecevit de Demirel, Baykal gibi isimlerle görüşerek “sol”u  birleştirmeye çalışıyor. Sağımız, solumuz, merkezimiz birbirimize  girmiş durumda. Açık ki, bu birleşme ne yeni ne de sol olacak, emekten  ve değişimden yana olan güçleri değil, kemalist, statükocu, resmi  ideoloji yanlılarını biraraya getirecek milliyetçi ve laik bir cephe  olacak. 3 Kasım 2002 seçimlerinde “Emek-Barış-Demokrasi” bloğunu  oluşturarak sandıkta hezimete uğrayan sosyalist sol ise açık ki  hala bir alternatif oluşturmaktan uzak. DİSK’in yeni bir sol parti  oluşturma çabası olumlu olmakla beraber akademisyenler ve sendikacıların   kapalı kapılar ardında yaptığı toplantılardan yeni bir sol doğacağını  düşünmek pek mümkün gözükmüyor.  Bir de faşistlerle kolkola  kızıl elma cepheleri oluşturan ulusal solcular(!) var, onları yazının  ve solun kapsamında değerlendirmeyeceğim. CHP, DSP gibi “sosyal  demokrat” partilerin hızla sağa savrulmaları, demokratik her atılımın  karşısına düzenin yılmaz bekçileri olarak dikilmeleri, Kürt sorunu,  Kıbrıs, Ermeni sorunu gibi konularda en milliyetçi tepkileri vermeleri,  bugüne kadar gördüğümüz en neo-liberal parti olan AKP’nin sosyal  haklara saldırıları, neo-liberal politikaları karşısında hiçbir  mücadele vermemeleri, Irak savaşına karşı net tavır almamaları   ve muhalefeti AKP’nin şeriatçı bir parti olduğu paranoyasına  dayanan suni bir laiklik söylemine indirgemeleri&amp;nbsp; önceden reformizmin  doldurduğu alanda bir boşluk bıraktı. Bu alanı ise bütün neo-liberal  uygulamalarına karşın, en demokrasi yanlısı parti gibi görünen  AKP doldurmaya devam ediyor. En büyük derdi yoksulluk olan kitlelere  umut verecek demokrasiden, emekten yana, milliyetçi olmayan bir sol  alternatif ise ortada yok. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family: Times New Roman; font-size: small;"&gt;Yeni Sol &lt;/span&gt;&amp;nbsp;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Times New Roman; font-size: small;"&gt;Bu  karamsar tablonun ardından durumun aslında bu kadar vahim olmadığını&amp;nbsp; hatta çok umutlu olunacak bir dönemde yaşadığımızın&amp;nbsp;altını  çizmekte yarar var. 1980’lerde ABD’de Reagan, İngiltere’de Thatcher  ile başlayan yenilgi dönemi artık bitiyor, tarihin sonunu “müjdeleyen”  kapitalist küreselleşme ideolojisinin hegemonyası ciddi biçimde  çatırdıyor. 1999’da ABD’nin Seattle şehrinde Dünya Ticaret  Örgütü toplantılarını bloke ederek tarih sahnesine çıkan anti-kapitalist   hareket ve bu hareketin içinden doğarak dünya tarihinin en büyük  eylemleriyle kendini ortaya koyan savaş karşıtı hareket yeni bir  solun tüm dünyada yeşermesini sağlıyor. Günümüzde ardarda  neo-liberalizme,  savaşa karşı mücadele ve zafer haberleri alıyoruz. Fransa’da  AB anayasasının çöpe yollanması kısa bir süre sonra ise gençlerin  işten daha kolay kovulmasını sağlayacak olan CPE yasasına karşı  okullarını işgal eden öğrencilere işçi sınıfından gelen destek  ve yasanın püskürtülmesi, Yunanistan’daki öğrencilerin mücadelesi  tüm dünyayı etkiliyor. Bu hareketlerle birlikte dünyada daha önce  hiç yenilgi yaşamamış, sokakta mücadele eden, kampanyalar yapan,  kazanmaya kararlı genç bir aktivist kuşak ortaya çıkıyor. Bunun  yanında artık hareket kendisini siyasi olarak da ifade eden sol  alternatifler  yaratmaya başladı; İngiltere’de savaş karşıtı hareket içinden  doğan RESPECT çok uzun yıllar sonra ilk defa İşçi Partisi’nin  solunda bir alternatif olarak ortaya  çıktı, bir milletvekilliği  kazandı, Almanya’da neo-liberalizme karşı mücadele eden aktivistlerin  oluşturduğu Wahlalternative ile eski Doğu Almanya’nın Komünist  Partisi’nin birleşmesinden doğan yeni sol parti iktidara gelmese  de ciddi bir seçim başarısı kazandı, İtalya’da sol az farkla  da olsa savaş yanlısı medya patronu Berlusconi’yi yendi, Latin  Amerika’da ise ardarda sol partiler iktidara geldi ve kendilerine  güvenli, örgütlü kitlelerin baskısıyla önemli reformlara başladılar.  Türkiye ise bütün dünyada esen bu rüzgarların tabii ki dışında  kalmıyor. Dünyayı sadece Türkiye’den bakarak açıklamaya kalkarsak  yazının en başındaki karamsar tabloyla kendimizi sınırlamak gibi  bir hataya düşebiliriz. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;span style="font-family: Times New Roman; font-size: small;"&gt;Türkiye’de  de&amp;nbsp; özellikle savaş&amp;nbsp;karşıtı&amp;nbsp;hareketle birlikte küresel  harekete eklemlenen bir kuşak ortaya çıktı, unutmamak gerekir ki  dünya savaş&amp;nbsp;karşıtı&amp;nbsp;hareketinin en büyük zaferlerinden  birini 1 Mart 2003’te savaş tezkeresini durduran Türkiyeli savaş  karşıtları kazandı. Savaşa, küresel ısınmaya, nükleer santrallere,  sağlığın, eğitimin özelleştirilmesine, bebeklerin kobay olarak  kullanılmasına, genetiği değiştirilmiş organizmalara, milliyetçiliğe,  cinsiyetçiliğe, ırkçılığa, militarizme karşı tabandan mücadele  eden bu aktivistler yeni bir solu müjdeliyorlar. Bu aktivistlerin nerede   olduğunu soracaklara, Küresel Barış ve Adalet Koalisyonu, GDO’ya  Hayır Platformu, Küresel Eylem Grubu  vs. gibi platformlara bir göz  atmalarını öneririm, bir de tabii ki 26-27 Ağustos’ta yapılacak  olan Barışarock’a çünkü hepsi orada olacak. Şimdi önemli olan  bu genç aktivistlerle, emekçilerin ve tüm ezilenlerin birliğini  sağlayacak, bu kampanyaları birbirine bağlayacak yeni bir sol partinin  adımlarını atmakta. Bu parti&amp;nbsp; özelleştirmelere ve savaşa  karşı, antikapitalist, kürt sorununda demokratik çözümü savunan,  insanların dinsel inanç ve inançsızlık haklarını garantiye alan,  cinsiyetçiliğe, ayrımcılığa ve milliyetçiliğe karşı net bir  tavrı olan basit bir programa dayanmalı, gençlerin ve kadınların  öne çıktığı bir parti olmalı. Radikal Genç’in ikinci sayısında  Önder Eren Akgül’ün belirttiği gibi: “Türkiye’de iktidara  alternatif olacak bir solun Kürtlerin, türbanlıların, eşcinsellerin,  işsizlerin yani bütün dışlanmışların yanında olması şart”.  En önemlisi bu partinin, kapalı kapılar ardında yapılan milletvekilliği  hesaplarına değil sokakta tabandan örgütlenen bir güce dayalı  olması, bunun yolu tabandaki aktivistlerin sendikaların tabanıyla  bir araya gelmesinden geçiyor. Yeni bir sol partiyi yaratmak,  reformizmin  bıraktığı boşluğu doldurmak, neo-liberalizmi ve savaşı durdurmak  mümkün. Şimdi bunu sokakta yapma zamanı, Barışarock’ta aktivistlerin  Coca-Cola’dan geri aldıkları sloganda anlatıldığı gibi: “Sokağa  çıksana, hayat sokakta”.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;span style="font-family: Times New Roman; font-size: small;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;wbr&gt;&lt;/wbr&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;span style="font-family: Times New Roman; font-size: small;"&gt;Can Irmak Özinanır&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Times New Roman; font-size: small;"&gt;&amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp;&amp;nbsp; Radikal Genç, Haziran 2006&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5497519225350301537-1575106552044019125?l=canirmakozinanir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://canirmakozinanir.blogspot.com/feeds/1575106552044019125/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5497519225350301537&amp;postID=1575106552044019125' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5497519225350301537/posts/default/1575106552044019125'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5497519225350301537/posts/default/1575106552044019125'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://canirmakozinanir.blogspot.com/2010/04/baska-bir-sol-mumkun.html' title='BAŞKA BİR SOL MÜMKÜN!'/><author><name>Can Irmak Özinanır</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13858203484417588559</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='33' height='26' src='http://4.bp.blogspot.com/_NP1YvbyLx8o/SpkBOGUcJlI/AAAAAAAAADs/dG4xFgfTKwM/S220/6020_200077940458_680820458_7534272_1501237_n.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5497519225350301537.post-7382605412234684204</id><published>2010-04-09T14:22:00.000-07:00</published><updated>2010-04-09T14:36:37.549-07:00</updated><title type='text'>Murat Belge’nin Troçkizme Bakışı</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_NP1YvbyLx8o/S7-ch8SX0GI/AAAAAAAAAE8/W4xId-xwbWs/s1600/TrotskyMugShot-20.jpg"&gt;&lt;img style="float: left; margin: 0pt 10px 10px 0pt; cursor: pointer; width: 224px; height: 320px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_NP1YvbyLx8o/S7-ch8SX0GI/AAAAAAAAAE8/W4xId-xwbWs/s320/TrotskyMugShot-20.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5458253380329132130" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Murat Belge,  Alex Callinicos’un Türkçeye çevrilen Karl Marx’ın Devrimci Fikirleri kitabı üzerine Milliyet Kitap’ta  “Bir Troçkistin Gözünden Marx” başlıklı bir yazı yazmış. “Ortodoks bir Troçkist-Marksist olarak tanırım” dediği Callinicos üzerinden Troçkizme ve özellikle de Callinicos’un da içinde bulunduğu Uluslar arası Sosyalist Akım (IST) üzerine fikirlerini belirtmiş Belge. Ancak son zamanlarda Halil Berktay’ın yazılarında da rastlanan bir sorundan muzdarip Belge’nin yazısı…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Parti içi tasfiye değil sınıf mücadelesi&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belge, Callinicos’u kitabında Marksizm içi tartışmaları  ve Marksizmin temel kavramlarını tartışmaya açmamakla eleştiriyor ve buradan yola çıkarak “ortodoksi”nin sorgulanması gerektiğini söylüyor. Belge, Callinicos’un bu tavrını Troçkist olmasına bağlıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Troçki 1917 Devrimi’nden oldukça kısa bir süre sonra parti-içi mücadelede tasfiyeye uğrayınca, Sovyetler Birliği’ndeki sosyalizm deneyiminde ona düşen bir sorumluluk payı kalmadı. Marksizm ve komünizm, en fazla, Troçki’yi tasfiye eden Stalin tarafından deformasyona uğratıldı. Stalin, Troçki’yi marjinalize etmekte çok başarılı olduğu için, daha sonraki sosyalizm örneklerinde de ‘iktidara geçmiş Troçkizm’ diye bir şey görmedik.” diye özetliyor görüşlerini.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu satırlarda 1917 Ekim devrimine ilişkin temel bir hata yapıyor Belge. Klasik bir söyleme; Troçki’nin parti-içi mücadelede iktidarı kaybettiği yönündeki indirgemeye yaslanıyor.  Oysa 1920’li yıllarda parti içinde verilen mücadele Troçki ile Stalin arasındaki basit bir iktidar mücadelesi olmanın çok ötesinde gelişmekte olan bürokrasi ile işçi sınıfı iktidarı arasındaki bir mücadeleydi.  Tek ülkeye sıkışan ve iç savaşla sınıfın büyük çoğunluğunu fizikî olarak kaybeden devrimin devamlılığı için Bolşevikler sosyalizmden geri adımlar atan “kısmî kapitalizm” uygulamalara mecbur kalmışken, işçi iktidarını ezmek üzere ortaya çıkan ve partide giderek yoğunlaşan bürokrasiye karşı savaş açmışlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Stalin öncülüğündeki bu bürokrasiye karşı, deklase olmuş –sınıfsızlaşmış- bir işçi sınıfına dayanarak mücadele verilemedi. Nihayetinde Stalin’de vücut bulan bürokrasi iktidarı ele geçirerek işçi iktidarının son nüvelerini de yok etti. Yani Stalin, Marksizmi kendi keyfine göre deforme etmedi. Asıl olan bürokrasinin kendisini egemen sınıf olarak işçi sınıfına karşı örgütlemesiydi. Troçki ile Stalin arasındaki “parti-içi mücadele” işte bu sınıf mücadelesiydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Ortodoks değil klasik Marksizm&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;IST’nin Tony Cliff gibi yazarlarında da benzer bir ortodoksiye rastladığını söylüyor Belge. Buradan, Belge’nin “ortodoksi” olarak adlandırdığı şeyin sınıf mücadelesi olduğu sonucuna varmak mümkün.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çünkü IST, asıl olarak Ortodoks Troçkizmden bir kopuşu ifade eder. Troçki’nin, stalinizme karşı vermiş olduğu mücadeleyi sahiplenmekle ve onu geleneğinin köşe taşlarından birisi yapmakla beraber Troçki ve onu izleyen diğer Troçkistlerin SSCB analizini paylaşmaz. Tony Cliff, tarafından geliştirilen devlet kapitalizmi teorisi, SSCB’yi Troçki ve Ortodoks Troçkistlerin tanımladığı gibi “dejenere bir işçi devleti” olarak tanımlamaz, Stalinist karşı devrimin ardından oradaki rejim devlet kapitalistidir ve kapitalizmin işleyiş yasalarına; emek-değer teorisine tabidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Burada Ortodoks Troçkizmden kopuş asıl olarak işçi sınıfının kurtuluşunun kendi eseri olacağını söyleyen klasik Marksizme bir dönüş anlamına gelmektedir. Doğu Bloğu ülkelerindeki  “sosyalizm”ler bu dönüşün ne kadar doğru olduğunu kanıtlamıştır. İşçi sınıfının hiçbir katkısı olmadan kurulan devlet kapitalisti rejimler 1989 devrimleri ile bizzat işçi sınıfı tarafından tarihin çöplüğüne yollandı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Sosyalizm” adı verilen rejimlerde yaşananları sınıf çözümlemesine tabi tutmayanlar, buraların kapitalist niteliğini anlamayanlar yaşananlara “reel sosyalizm” adını takmaktan çekinmeyecekler ve başka çıkış yolları arayacaklardır elbette. Bu çıkış yolları, taşları Stalinizm tarafından döşenen sınıf reddiyesine varmakta da zorlanmayacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Duvarın altında kalanların ortodoksisi&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne IST ne de Callinicos bir ortodoksiye saplanmış değil. Aşağıdan sosyalizm geleneği Marx, Engels, Lenin, Troçki, Luxemburg, Gramsci gibi çok çeşitli kaynaklardan ve asıl olarak ezilenlerin mücadelesinin kendisinden besleniyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Murat Belge, “ortodoksi”yi yanlış tanımlıyor bu sebeple asıl olarak emek-değer teorisi, işçi sınıfı gibi kavramların sorunsallaştırılması gerektiği sonucuna varıyor. Callinicos’un yanı sıra IST’den pek çok yazarın bu kavramları sorunsallaştırdığı yazılar bulması mümkün ancak bu sorunsallaştırmaların hepsi asıl olarak sınıf perspektifine dayandığı ve nihayetinde çözümü işçi sınıfının kendi eyleminde bulduğu için Belge’yi doyurmayabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belge, farkında veya değil başka bir ortodoksinin içinden konuşuyor çünkü… Stalinistlerden, liberallere, yapısalcılardan, Ortodoks Troçkistlere kadar geniş bir kesim dâhil bu ortodoksiye: Berlin’de çöken duvarın altında kalanların ortodoksisi…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Devlet kapitalisti rejimleri birer “hatalı sosyalizm deneyi” olarak görenlerin, dolayısıyla sosyalizmi sürekli sınıf dışı unsurlara yaslamaya çalışanların ortodoksisi…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yenilginin ortodoksisi…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte bu sebeple şöyle söylüyor Belge:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Tarihin şu dönemecinde Marx’la ya da Marksizm’le tanışmak için can atan çok kişi var mı bilemiyorum; bana pek yok gibi geliyor. Bunun çok yerinde olduğunu da düşünmüyorum. Ama belki yavaş yavaş yeniden uyanıyordur ilgi.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kapitalizmin 1929 krizinden beri en derin krizini yaşadığı bugünlerde Belge yenilgi havasını pek de üzerinden atamamış gibi…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biz devrimci Marksistler, Belge’nin yazısının sonunda söylediğine katılıyoruz. Bu konuları tartışmaya hazırız. Dünyayı anlamak ve değiştirmek için tartışmaya ve harekete geçmeye ihtiyacımız var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Can Irmak Özinanır &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;(Sosyalist İşçi, 390, Mart 2010)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Murat Belge’nin yazısı için:&lt;br /&gt;http://www.milliyet.com.tr/bir-trockistin-gozunden-marx/murat-belge/kitap/yazardetay/18.03.2010/1212853/default.htm&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5497519225350301537-7382605412234684204?l=canirmakozinanir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://canirmakozinanir.blogspot.com/feeds/7382605412234684204/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5497519225350301537&amp;postID=7382605412234684204' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5497519225350301537/posts/default/7382605412234684204'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5497519225350301537/posts/default/7382605412234684204'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://canirmakozinanir.blogspot.com/2010/04/murat-belgenin-trockizme-baks.html' title='Murat Belge’nin Troçkizme Bakışı'/><author><name>Can Irmak Özinanır</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13858203484417588559</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='33' height='26' src='http://4.bp.blogspot.com/_NP1YvbyLx8o/SpkBOGUcJlI/AAAAAAAAADs/dG4xFgfTKwM/S220/6020_200077940458_680820458_7534272_1501237_n.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_NP1YvbyLx8o/S7-ch8SX0GI/AAAAAAAAAE8/W4xId-xwbWs/s72-c/TrotskyMugShot-20.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5497519225350301537.post-3637606985521081507</id><published>2010-03-07T11:56:00.000-08:00</published><updated>2010-03-07T12:01:16.843-08:00</updated><title type='text'>Yoksulluğu Kitlelerin Kendi Eylemi Durdurabilir</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.ido.org.tr/resimler/dergi104/09.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 0pt 10px 10px; float: right; cursor: pointer; width: 362px; height: 240px;" src="http://www.ido.org.tr/resimler/dergi104/09.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Yoksulluk, günümüzün en ciddi sorunlarından biri; savaşlardan, küresel ısınmadan, özelleştirmelerden ve daha sayabileceğimiz bir çok beladan ilk etkilenenler yoksul kitleler oluyor. Murat Belge de Radikal gazetesindeki köşesinde yoksulluktan bahsetmiş ve sosyalistlerin bu konuda bir şeyler yapması gerektiğini söylemiş. Murat Belge, günümüzde Marksizmin geçerliliğini yitirdiğini söylemiş: “bugün, buna bakışımızda, ister istemez, Marksizm'den çok 'utopik' sosyalizmin aldığı pozisyonlara yakınız. 'Geleceği yoksullar kuracak, yeni dünyayı onlar inşa edecek' diyecek bir durum kalmadı.” demiş. Oysa dünyaya baktığımızda yoksulların  yeni bir dünyayı inşa etmeye çoktan başladıklarını görüyoruz. Irak’ta, Filistin’de, Lübnan’da yoksul halk kitlelerinin desteğine sahip direniş hareketleri gün geçtikçe büyüyüp yayılıyor, bunun yanında küresel anti-kapitalist ve savaş karşıtı hareketin de büyümesine, siyasallaşmasına, zaferler kazanmasına şahit oluyoruz, Latin Amerika’da yoksullar solu hükümete taşıdı ve seçtikleri insanlara karşı ABD tezgahlı darbeleri püskürttüler, Fransa’da göçmen ayaklanmalarından kısa bir süre sonra öğrencilerin ayaklanmasına işçiler destek verdi ve gençlerin çalışma hakkını engelleyen yasayı geri çektirdiler. Bütün bunlar yoksulların aşağıdan kendi mücadeleleriyle gerçekleşti ve gerçekleşmekte. Marks’a kadar hiçbir sosyalist, kitlelerin aşağıdan kendi eylemiyle dünyayı değiştirebileceklerini dillendirmemişti, ütopik sosyalistler her zaman kitlesellikten kopuk, elitist çözümler önermişlerdi, bu yüzden ütopik sosyalizm yukarıda saydığımız kitle hareketlerini anlamaktan ve yoksulluğu yoketmekten çok uzak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;  Sosyalizm düşüncesi 1800’lerde işçi sınıfının tarih sahnesine çıkışı ile Fransa ve İngiltere’de başlamıştı. Charles Fourier, Saint-simon, Robert Owen gibi bir kaç iyi niyetli burjuva, kendileri gibi iyi niyetli insanlar sayesinde işçilerin yaşam koşullarının iyileşeceği ve sosyalizmin kurulacağı gibi anti-demokratik ve elitist tezler savunuyorlardı, işçi sınıfını pasif, kurtarılması gereken bir sınıf olarak görüyorlar, işçilerin kendi eylemine karşı çıkıyorlardı. Aynı dönemlerde sosyalist hareket içinde “komplocu komünistler” olarak anılan devrimci bir kanat da vardı, Babeuf ve Blanqui gibi devrimciler bir grup komünistin iktidara el koyarak, sosyalizmi kuracağını savunuyordu. Bu düşünce de tıpkı devrimci olmayan ütopik sosyalistlerinki gibi elitistti. İlk defa işçi sınıfına yüzünü çevirmiş ve işçi sınıfının eyleminden bir teori çıkartmış olan düşünür ise Karl Marks’tı. Karl Marks, 1830-1848 arası yaşanan grevlerden ve büyük işçi hareketliliklerinden etkilenerek, işçi sınıfının kurtuluşunun kendi eseri olacağını gördü, ütopik sosyalistlerin bütün anti-demokratik tezlerini çürüttü ve kitlelerin kendi eylemiyle özgürleşeceğini savundu. Tıpkı bugün anti-kapitalist hareket içindeki aktivistlerin, dünyadaki yoksulların özgürleşmeye başlamaları gibi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;  Bugün dünyada işçilerin sayısı Marks’ın yaşadığı yıllara göre kat be kat fazla, üstüne üstlük tüm dünyada yoksulların kendine güvenini arttıran bir hareket var. Henüz işçi sınıfı tüm güçleriyle harekete dahil olmadı, henüz hareket dünyayı kökten değiştirmeye başlamadı fakat devrimin güncelliği hergün daha çok ortaya çıkmakta. Yoksulluğu durdurmanın yolu, sokaktan, kitlelerin kendi eyleminden geçer. Bugün dünyayı değiştirmek sokağa çıkıp ABD’nin ve İsrail’in işgaline, genel sağlık sigortasına, küresel ısınmaya, nükleer enerjiye karşı aşağıdan kampanyalar örgütlemekten geçer.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Can Irmak Özinanır (Sosyalist İşçi, Ağustos 2006)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5497519225350301537-3637606985521081507?l=canirmakozinanir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://canirmakozinanir.blogspot.com/feeds/3637606985521081507/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5497519225350301537&amp;postID=3637606985521081507' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5497519225350301537/posts/default/3637606985521081507'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5497519225350301537/posts/default/3637606985521081507'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://canirmakozinanir.blogspot.com/2010/03/yoksulluk-gunumuzun-en-ciddi.html' title='Yoksulluğu Kitlelerin Kendi Eylemi Durdurabilir'/><author><name>Can Irmak Özinanır</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13858203484417588559</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='33' height='26' src='http://4.bp.blogspot.com/_NP1YvbyLx8o/SpkBOGUcJlI/AAAAAAAAADs/dG4xFgfTKwM/S220/6020_200077940458_680820458_7534272_1501237_n.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5497519225350301537.post-4144072552677913747</id><published>2010-03-07T11:47:00.000-08:00</published><updated>2010-03-07T11:50:02.954-08:00</updated><title type='text'>Savaş Karşıtı Hareket, Sol, Siyasal İslam</title><content type='html'>&lt;span style="font-family:Times New Roman;font-size:100%;"&gt;Roni  Margulies’in “Müslümanlar için bir sınav” yazısı  üzerine, Zeynep Demir siyasal islam ile müslümanlığın karıştırılmaması  gerektiğini belirten bir cevap yazmış ve solun ideolojik duruşunu  geniş bir birlik adına silikleştirmemesi gerektiğini belirtmiş.  Bence bu cevap solun büyük bir kısmının  – tam da Margulies’in  eleştirdiği biçimde- hala göremediği bazı eksikliklerini, savaş  karşıtı harekete ve siyasal islama bazı yanlış bakışlarını  içinde barındınıyor. &lt;/span&gt; &lt;p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;font-size:100%;"&gt;Kanımca  bu yanlışlardan ilki müslümanlık ile siyasal islam arasındaki  farkın silikleştirildiği yönündeki eleştiri; tabii ki kendini  müslüman olarak tanımlayan kitlelerin tamamı kendisini siyasal islam  ile özdeşleştirmiyor fakat bu Türkiye’deki halkın %99’unun  müslüman olduğu, savaşa karşı çıkan kitlelerin büyük bir kısmının  bu %99’un içinden geldiği, hareket içinde azımsanamayacak sayıdaki  müslümanın da bir alternatif olarak siyasal islamı gördüğü gerçeğini  değiştirmiyor. Saadet Partisi’nin yaptığı kitlesel savaş karşıtı  eylem de bunun kanıtı.  Bu noktada müslümanlık ile siyasal islam  arasına kalın çizgiler çekmek kemalizmin müslümanlığı kendine  göre tanımlaması ile benzer bir tuzağa düşmek anlamına geliyor.  Margulies de yazısında bunun bilincinde olarak  savaş karşıtı  hareketin siyasal islamı da kapsaması gerektiğini anlatıyor. Bunu  yapmadığımız takdirde geniş kitleleri savaşa karşı bir araya  getirmemiz ve savaşı durdurmamız mümkün değil. Üstüne üstlük  bu bakış Demir’in yazısında belirttiği şekilde postmodernizmden  yola çıkan kimlik politikalarını hayata geçirmeye çalışan  bir  bakış açısı da değil; siyasal islamın tabanı ile solun tabanı  aynı: yoksul emekçi kitleler.  Siyasal islam  yükselişini Türkiye’de  de, İran’da da, Lübnan ve Filistin’de de kimlik politikaları  üzerinden değil yoksulluğa karşı sosyal politikalar öneren popüler  söylemler üzerinden yaşadı. Yani, marksistler için savaşa karşı  birleşik bir cephede reformizmle yanyana gelmek, siyasal islamla yanyana  gelmekle aynı şey, böyle bir cepheyi oluşturmak ise savaşı durdurmak  için en önemli koşul.  Böyle bir duruşu kimlik üzerinden politika  yapmak ve  solun ideolojik konumlarını silikleştirmekle yargılayan  bir bakışın, 11 Eylül sonrası dünyanın bir çok tarafında müslümanlara  yönelen ırkçılığa karşı bir tepki göstermesi mümkün müdür?  Emperyalizmin çıkarları ile bu kadar çakışan islamofobinin Türk  solunda da olması, Türk solunu hareketten soyutluyor. Bu yüzden tartışma  bana kalırsa “geniş kitlelerin birleşik eylemi mi? Sosyalistlerin  dar eylemi mi? gibi bir tartışmaya tekabül ediyor.  &lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;font-size:100%;"&gt;Demir’in  yazısında yanlış bulduğum ikinci nokta ise direnişin karakterinin  anti-emperyalist olarak değerlendirilmemesi gerektiği yolundaki görüşü.  Demir, solun direnişi desteklemesi gerektiğini fakat Hizbullah’ın  anti-emperyalist olarak değerlendirmenin, direnişin niteliğine ilişkin  bir hata olduğunu, anti-emperyalizm kavramının islamcı-faşist-ulusalcı-&lt;wbr&gt;milliyetçi   çevrelerce de kullanıldığını belirtmiş. Burada görmemiz gereken  nokta, Hizbullah’ın kendisini anti-emperyalist diyip dememesinin  direnişin niteliğini belirlemediği. Hizbullah anti-emperyalizm terimin  sahiplendiği için değil, emperyalizme karşı mücadele ettiği için  anti-emperyalist. Eğer bunu saptayamazsak, solun neden direnişin yanında  olması gerektiğini de açıklayamayız. Hamas da, Hizbullah da bugün  en az Chavez kadar anti-emperyalist. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;font-size:100%;"&gt;Bugün  başka bir dünyayı mümkün kılmanın yolu ABD’yi, İngiltere’yi  ve emperyalizmin bekçi köpeği İsrail’i  Ortadoğu’da  durdurmaktan geçer, bunu da direniş tek başına yapamaz, savaşı   küresel savaş karşıtı hareket durdurabilir. O yüzden sekter olmayan  bir savaş karşıtı odak olarak Küresel BAK’ı büyütmek, dünya  savaş karşıtı hareketinin bir parçası olmak gerekir.  Türk solu  da “ideolojik konumlarını silikleştirmek”  bir yana,  sol  olabilmek için bu hareketin tam göbeğinde yer almalı, savaşa karşı  en geniş kitleleri bir araya getirmeye çalışmalı, savaşla kapitalizmin  bağını geniş kitlelere anlatmanın,  küresel kapitalizmi durdurmanın  başka yolu yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Can Irmak Özinanır (Birgün, Temmuz 2006)&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5497519225350301537-4144072552677913747?l=canirmakozinanir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://canirmakozinanir.blogspot.com/feeds/4144072552677913747/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5497519225350301537&amp;postID=4144072552677913747' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5497519225350301537/posts/default/4144072552677913747'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5497519225350301537/posts/default/4144072552677913747'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://canirmakozinanir.blogspot.com/2010/03/savas-karst-hareket-sol-siyasal-islam.html' title='Savaş Karşıtı Hareket, Sol, Siyasal İslam'/><author><name>Can Irmak Özinanır</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13858203484417588559</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='33' height='26' src='http://4.bp.blogspot.com/_NP1YvbyLx8o/SpkBOGUcJlI/AAAAAAAAADs/dG4xFgfTKwM/S220/6020_200077940458_680820458_7534272_1501237_n.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5497519225350301537.post-6827110027404838854</id><published>2010-03-07T11:38:00.000-08:00</published><updated>2010-03-07T11:41:22.030-08:00</updated><title type='text'>Leninist Parti Modeli mi? Hangisi?</title><content type='html'>&lt;div style="margin: 1ex;"&gt;      &lt;div&gt;       &lt;p&gt;&lt;span style=";font-family:Times New Roman;font-size:100%;"  &gt;Türk  solunda çok yaygındır. Neredeyse her örgüt Leninist parti modeline  göre örgütlendiğini savunur. Ama bütün bu örgütlerin leninist  parti modelleri birbirinden farklıdı; kimisi illegal hücre örgütlenmelerinin  leninizmin olmazsa olmazlarından olduğunu düşünür, kimisi yukarıdan  aşağıya müthiş bir bürokratik mekanizmanın daha devrimci olduğunu  iddia eder, bazı örgütlere göre her tür ittifaktan kaçınarak  kendi küçük örgütünün zamandan ve mekandan bağımsız olarak  en doğru ilkesel sloganı haykırması leninizmdir, işçiler bir gün  uyandıklarında devrim yapmaya karar verecek, karar verdiklerinde de  bu örgütü bulacaklardır.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style=";font-family:Times New Roman;font-size:100%;"  &gt;Herkes  için farklı bir “leninist örgüt modeli” bulunmasının  temelinde stalinizmin bütün bürokratik parti mekanizmasını “leninist”  olarak genelleştirmesinin yanı sıra Lenin'in örgüt anlayışının  asla bir şablon olmaması, Lenin'in asla bütün dünyada ve bütün  koşullar altında geçerli olacak bir modelden bahsetmemiş hatta uygulamamış  olmasıdır. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p&gt;&lt;span style=";font-family:Times New Roman;font-size:100%;"  &gt;Tabii  ki, Lenin'in marksizme en büyük katkılarından bir tanesi örgüt  teorisidir. Ancak Lenin'in örgüt teorisinin gücü asla basit  bir şablona indirgenemeyecek olmasındadır. Lenin'in örgüt konusundaki  düşünceleri Rusya'daki koşullardan ve de bir bütün olarak uluslararası  işçi hareketi içindeki tartışmalar ayrı ele alınamaz. Tony Cliff'in  de belirttiği gibi stalinizmin iddialarının aksine Lenin'in saçsız  başından bir anda eksiksiz ve net bir örgüt fikri fırlamadı.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;span style=";font-family:Times New Roman;font-size:100%;"  &gt;Lenin'in  örgüt konusundaki fikirlerini ilk olarak ortaya attığı önemli  çalışması 1902'de yazılan “Ne Yapmalı” isimli eseridir. Bu  kitap, Rusya Sosyal Demokrat İşçi Partisi(RSDİP) içindeki ekonomistlere  karşı bir polemik olarak yazılmış bir polemiktir. Lenin, bu kitapta  marksistlerin neden kendilerini ekonomik mücadele ile sınırlı tutamayacaklarını  uzun uzun anlattıktan sonra RSDİP'in ne şekilde örgütlenmesi gerektiği  üzerine düşüncelerini aktarır&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;span style=";font-family:Times New Roman;font-size:100%;"  &gt;Ne  Yapmalı'nın Lenin'ine göre işçi sınıfının kendiliğinden bilinci  ancak sendikal bir aşamaya ulaşabilir. Bu ise burjuva düşüncelerine  hizmet eder. Sınıf bu bilince kendiliğinden ulaşamayacağı için  bu bilinç ona parti aracılığıyla dışarıdan götürülmelidir.  Bu sebeple, “Ne Yapmalı”da ikili bir parti perspektifi sunar. Bu  perspektife göre öncü parti sınıfın dışında profesyonel devrimcilerden  oluşan bir gizli örgüt olmalıydı ve bu partinin çekirdeğine ancak  gizlilik faaliyetini sürdürebilecek çelik disipline sahip üyeler  kabul edilmelidir.  Diğer tarafta ise bu parti çekirdeğine bağlı  kılınacak bütün işçilere açık bir sendikal örgütlenme gerekir.  Ne Yapmalı'daki parti modeli yukarıdan aşağı merkeziyetçidir.  Lenin, bu modelin dönemin Rusya'sı için olduğunu özellikle belirtir.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;span style=";font-family:Times New Roman;font-size:100%;"  &gt;1903'teki  RSDİP kongresinde Lenin'in bu fikirlerinin hayata geçmesi üzerine  ciddi tartışmalar yaşanmıştır. Bu kongrede RSDİP, Bolşevikler  ve Menşevikler olarak ikiye bölünmüştür. Lenin, bütün kongre  boyunca partinin sınıftan ayrı olması gerektiğine dikkat çekmiş.  Aydınların partiye kazanılmasının öneminden bahsetmiştir.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style=";font-family:Times New Roman;font-size:100%;"  &gt;1905'ten  sonra ise Lenin artık “dışarıdan bilinç” götürmekten bahsetmemektedir.  1905 devrimi açık bir şekilde işçi sınıfının kendiliğinden  eyleminin, burjuva düşüncesinden çok daha ilerilere gidebileceğini  kanıtlamıştır. Lenin, artık partinin kapılarını işçi sınıfına  açmaktan, partideki aydınların kat be kat fazlası işçiyi partiye  kazanmak gerektiğinden bahsetmektedir. 1905 sonrasının Lenin'i için:  “İşçi sınıfı içgüdüsel olarak, kendiliğinden sosyal demokrattır”.  Parti hala sınıftan ayrıdır ancak artık sınıfın dışından  bilinç götüren aydınların partisi değildir, sınıfın organik  bir parçasıdır. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p&gt; &lt;span style=";font-family:Times New Roman;font-size:100%;"  &gt;Lenin'in  parti konusundaki katkısının özü ise demokratik merkeziyetçilik  fikrinde yatar. Kapitalizm merkezi bir sistem olduğuna göre bunun  karşısında proletarya da merkezi olarak örgütlenmek zorundadır.  Lenin, partinin tartışmada özgür eylemde birlik içinde olmasını  savunur. Böylece parti aşağıdan örgütlenebilir ve devrimde işçilere  önderlik edebilir.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;span style=";font-family:Times New Roman;font-size:100%;"  &gt;1917  Şubat ayında işçiler çarlığı devirdiklerinde bir ikili  iktidar durumu ortaya çıkmıştı. Bir tarafta işçi sınıfının  kendi öz iktidar aygıtı olan sovyetler(işçi konseyleri), bir tarafta  ise burjuvazinin kurduğu geçici hükümet vardı. Ancak Bolşevikler,  işçi sınıfının iktidarı ele geçirmeye hazır olmadığını  düşünüyorlardı. Lenin, tutucu Bolşevik liderleri ile hesaplaştı.  Bunu demokratik merkeziyetçilik sayesinde gerçekleştirdi. Parti tabanına,  işçi sınıfa döndü ve Ekim ayında Bolşevikler önderliğinde  işçiler iktidarı ele geçirdiler.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style=";font-family:Times New Roman;font-size:100%;"  &gt;Sonuç  olarak Lenin'in düşüncesi, işçi sınıfı pratiğiyle birlikte  şekillenmiş ve olgunlaşmıştır.  Eğer Bolşevik partisi,  bugün Leninist olduğu iddia edilen katı şablonlardan herhangi birine  sıkı sıkıya sarılıp tutuculaşsaydı Ekim Devrimi'nde işçilerin  zafer kazanması mümkün olmayacaktı. Lenin, bunun yerine partiyi  işçi sınıfından yola çıkarak, somut durumun tahlilini yapan ve  buna göre hızla yeni koşullara uyum sağlayabilecek kolektif bir  araç olarak ortaya koyduğu için devrim başarıya ulaştı. Devrimci  partilerin olmadığı ya da yeterince örgütlenemediği ülkelerde  ise devrimler yenilgiyle sonuçlandı. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;span style=";font-family:Times New Roman;font-size:100%;"  &gt;Devrimci  Sosyalistler için Lenin'in örgüt teorisi bir şablonlar öğretisi,  devrimci parti ise amaç değildir. Bizim Lenin'den öğrendiğimiz  devrimci parti, hem tarihten hem de güncel hareketin kendisinden öğrenen,  dünyayı değiştirmek için vazgeçilmez bir araçtır.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Can Irmak Özinanır (Sosyalist İşçi, Ekim 2008)&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;/div&gt;  &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5497519225350301537-6827110027404838854?l=canirmakozinanir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://canirmakozinanir.blogspot.com/feeds/6827110027404838854/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5497519225350301537&amp;postID=6827110027404838854' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5497519225350301537/posts/default/6827110027404838854'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5497519225350301537/posts/default/6827110027404838854'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://canirmakozinanir.blogspot.com/2010/03/leninist-parti-modeli-mi-hangisi.html' title='Leninist Parti Modeli mi? Hangisi?'/><author><name>Can Irmak Özinanır</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13858203484417588559</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='33' height='26' src='http://4.bp.blogspot.com/_NP1YvbyLx8o/SpkBOGUcJlI/AAAAAAAAADs/dG4xFgfTKwM/S220/6020_200077940458_680820458_7534272_1501237_n.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5497519225350301537.post-5385873650154353439</id><published>2010-03-07T10:25:00.001-08:00</published><updated>2010-03-07T11:26:43.348-08:00</updated><title type='text'>Ulusların Hapishanesi: Kapitalizm</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/b/b9/Lenin.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 328px; height: 405px;" src="http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/b/b9/Lenin.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;   &lt;p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;font-size:100%;"&gt;Sosyalistler  milliyetçiliğe karşıdırlar. Bu sebeple kendilerini Türk, Japon,  İngiliz, Yunan vs. olarak değil enternasyonalist olarak tanımlarlar. Bunun basit bir sebebi vardır. Milliyetçiliğin bir akım olarak ortaya  çıkışı kapitalizmin gelişimi ile doğrudan bağlantılıdır.  Kapitalizm ortaya çıktıktan kısa bir süre sonra sermaye birikimini  sağlayabilmek için feodalizmden kalma büyük imparatorluklar yerine  denetimi daha kolay olan ulus devlete ihtiyaç duymaya başladı. Bu  sebeple bir çok halkın bir arada yaşadığı geniş devletler yerine  ulus temeline dayanan devletler kuruldu.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;font-size:100%;"&gt;Milliyetçilik,  bu devletlerin hem kuruluşu hem de korunması için gerekli zemini  döşeyen ideoloji oldu ve ulus devletle beraber iktidara gelen burjuvazinin  çıkarlarını ulusal çıkarlar adı altında genelleştirerek sınıf  çatışmasını perdeleyen bir ideoloji olarak işlev gördü. Sonuç  olarak, milliyetçilik, işçi sınıfının ezilmesinde başlıca etmenlerden  birisi oldu.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;font-size:100%;"&gt;Buradan  yola çıkarak, marksistlerin ulusal sorun konusunda, her türden milliyetçiliğe  karşı aynı şekilde tavır almaları gerektiği söylenebilir  ancak kapitalizm bir çok ulus için gerçekten hapishaneler oluşturmuştur.  Bu da ulus meselesinin bir şekilde marksizmin gündeminde olmasını  gerektirir.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;font-size:100%;"&gt;&lt;b&gt;Emperyalizm  ve Ulusal Sorun  &lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;font-size:100%;"&gt;Kapitalizm,  1800'lerin sonlarında yüksek düzeyde bütünleşerek ulus devletler  arası rekabeti körükleyen ve sonucunda ancak birkaç gelişmiş  kapitalist ülkenin hakimiyeti olarak ortaya çıkan emperyalizm biçimini  aldı. Emperyalizm bir yandan ulus devletlerin, “ulusal çıkarlar”  etrafında kıyasıya rekabeti ve sonuç olarak savaşması, bir yandan  bu rekabet içinde henüz pazara tam olarak açılmamış üçüncü  dünya ülkelerinin sömürülmesi anlamına geliyordu. Bu süreç tabii  ki ulusal baskı  olmadan işleyemezdi. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;font-size:100%;"&gt;Bunun  sonucu olarak, emperyalizm tarafından baskı gören ülkelerdeki  anti-emperyalist direnişler, milliyetçi bir nitelik kazandılar. Gelişmiş  kapitalist ülkelerde ise işçi hareketi içinde “ulusal çıkar”  ideolojisine sahip reformist bürokrasiler ortaya çıktı ve bu sebeple  işçi hareketi de bu ideolojiden nasibini aldı.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;font-size:100%;"&gt;Gelişmiş  kapitalist emperyalist ülkelerin yanı sıra, gelişmekte olan  ülkelerin egemen sınıfları da kendi sınıf çıkarları etrafında  rekabet edebilecek sermaye birikim merkezleri oluşturmaya başladılar,  bunun sonucu olarak sanayileşmekte olan ülkeler arasında bölgesel  bir güç olmayı amaçlayan alt-emperyalist devletler ortaya çıktı.(Hindistan,  Türkiye vs. gibi) &lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;font-size:100%;"&gt;Dolayısıyla  halkların hayatını zehir eden ulusal baskı, kapitalizmin vazgeçilmez  silahlarından birisi oldu.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;font-size:100%;"&gt;&lt;b&gt;Marksizm  ve Ulusal Sorun&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;font-size:100%;"&gt;Ulusal  baskının, kapitalizm tarafından halklara dönük bir silah olarak  kullanılması. Ulus gibi bir sorunsalı olmayan&lt;/span&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_NP1YvbyLx8o/S5P9zTMb6ZI/AAAAAAAAAEw/QvwqknZUuTU/s1600-h/rosa_luxemburg.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 0pt 10px 10px; float: right; cursor: pointer; width: 266px; height: 320px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_NP1YvbyLx8o/S5P9zTMb6ZI/AAAAAAAAAEw/QvwqknZUuTU/s320/rosa_luxemburg.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5445975432188651922" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;font-size:100%;"&gt; marksistler arasında  ciddi bir tartışma başlattı. Karl Kautsky gibi reformist liderler, emperyalizmin tüm dünyayı  sararak ulusal çelişkileri hafifleteceğini iddia eden ultra-emperyalizm  teorisi etrafında kendi egemen sınıflarının yanına dizildiler. Ulusal  sorun konusundaki asıl büyük tartışma ise iki önemli devrimci  marksist, Rosa Luxemburg ve Lenin arasında yaşandı.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;font-size:100%;"&gt;Luxemburg'un  ülkesi olan Polonya, Rus İmparatorluğu sınırları içindeydi.  Polonya'da bağımsızlık yönünde güçlü bir eğilim vardı. Rusya'da  yaşayan bir sosyalist olarak Lenin bu talebin desteklenmesi gerektiğini  savunuyordu. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;      &lt;span style="font-family:Times New Roman;font-size:100%;"&gt;Polonya'nın  bağımsızlık talebini destekleyen Lenin'e, Luxemburg'un yanıtı  emperyalizm çağında bağımsızlığın mümkün olmadığı, bu  sebeple de Rus sosyalistlerinin bu talebi desteklememeleri gerektiği  yönündeydi. Luxemburg, ulusal sorunun doğasından kaynaklanan sakatlıkları  görüyordu. Polonya Sosyalist Partisi(PPS) asıl olarak milliyetçiliği  benimsemiş ve bu sebeple işçi sınıfı çıkarlarını savunmaktan  uzaklaşmıştı. Bu sebeple Luxemburg bu çizgiye şiddetle muhalefet  etti ve bağımsızlık talebinin gerici bir talep olduğunu, Rus ve  Polonyalı işçilerin birliğini zedelediğini öne sürdü. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;font-size:100%;"&gt;Lenin  için ise durum farklıydı. Lenin,  emperyalizme karşı mücadelenin  bir parçası olarak ulusların kendi kaderini tayin hakkının desteklenmesi  gerektiğini savunuyordu. Bu onun için işçi sınıfının Uluslar  arası birliğini sağlamanın tek yoluydu. Çünkü Lenin'e göre emperyalist  ülkelerdeki işçilerin, baskı altındaki ulusların ayrılık dahil  her türlü hakkını desteklemesi, kendi kafalarındaki şövenist  ve milliyetçi fikirlerden kopmalarının temel koşullarından biriydi. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;font-size:100%;"&gt;Luxemburg,  kendi konumundan enternasyonalist bir tavır takınıyordu ancak ezen  ulusun sosyalistlerinden, ezilenlerin ayrılık hakkını reddetmesini  istediği ölçüde tabloyu bir bütün olarak göremiyordu. Lenin ise  ulusal sorun konusunda kendisinden önceki ve çağdaşı olan bütün  marksistlerden daha ileri bir çizgiyi savunuyordu. Dünyayı bir bütün  olarak ele alıyor, emperyalizm koşullarında ulusların kendi kaderini  tayin hakkının hem gelişmiş ülkelerdeki işçi sınıfı mücadelesine  yapacağı katkıyı hem de sömürge ülkelerdeki halkların emperyalizme  karşı harekete geçmesini sağlayabileceğini net bir şekilde görüyordu. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;font-size:100%;"&gt;Lenin'in  bu tavrı, Ekim Devrimi'nden hemen sonra hayata geçti. İktidara gelen  işçi sınıfının yayınladığı ilk kararlar, Rusya'daki bütün  ulusların kendi kaderlerini tayin hakkını tanıyordu. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;font-size:100%;"&gt;&lt;b&gt;Günümüzde  Ulusal Sorun &lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;font-size:100%;"&gt;Günümüzde  kapitalizm dünyanın dört bir yanında uluslar için gerçek bir hapishane  oluşturuyor. Emperyalizm, Afganistan ve Irak işgalleri ile birlikte  Ortadoğu'daki halklar üzerinde ciddi bir baskı yaratıyor. Bunun  yanı sıra halklar arasındaki etnik farklılıkları körüklemeye  çalışarak, kendi işgalini meşrulaştırmaya çabalıyor. Filistin,  Irak, Lübnan gibi ülkelerde emperyalizme karşı direniş ulusalcı  ya da dini bir nitelik kazanabiliyor. Sosyalistler, politikalarından  bağımsız olarak bu hareketleri desteklemeli, ulusların kendi kaderlerini  tayin hakkına sahip çıkmalıdır. Bir üçüncü taraf oluşturmaya  çalışmak, bu ülkelerde “devrimci”, “sosyalist” direniş  hareketlerinin ortaya çıkmasını bekleyerek bu hareketlere tavır  almak fiili olarak emperyalizmin işine yarar. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;font-size:100%;"&gt;Türkiye'de  de sermaye birikimi büyük ölçüde,  gayrimüslimlerin el konulan  mülkleri üzerinde gerçekleşmiştir. Sermaye birikimi ve ırkçılık  kol kola ilerlemiştir. Bu sebeple bu toprakların bir parçası olan  Yahudiler, Ermeniler, Rumlar vs. üzerindeki her türden ulusal baskıya  uzlaşmaz bir biçimde karşı çıkmak gerekir. Aynı şekilde yıllarca  ağır bir ulusal baskıya maruz kalmış olan Kürt halkının kendi  kaderini tayin hakkını tanımak ve desteklemek de sosyalistlerin başlıca  görevidir. Kürt halkının barış talebine sahip çıkmak ve Kürt  hareketinin siyasal partisi olan DTP üzerindeki baskılara net bir  şekilde karşı çıkmak gerekir.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;font-size:100%;"&gt;Sosyalistler,  ezen ulusun milliyetçiliğine karşı çıkarken, ezilen ulusların  milliyetçiliğine karşı aynı tavrı takınamazlar. Çünkü  ilk olarak kendi egemen sınıflarına karşı mücadele ederler. Ezilen  uluslara, koşulsuz ancak eleştirel bir destek verirler. Bu hareketlere  karşı eleştirel bir tavır takınabilmenin temel koşulu, koşulsuz  destek vermektir.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;font-size:100%;"&gt;Ulusal  baskı kapitalizm ortadan kalkmadan ortadan kalkmayacak, ancak  ezilen uluslardan yana tavır almadan kapitalizmi ortadan kaldırmak,  işçi hareketi içindeki ulusal bölünmüşlükleri aşmanın, emperyalizmi  ve kapitalizmi yenilgiye uğratmanın hiçbir yolu yok.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;font-size:100%;"&gt;Can Irmak Özinanır (Sosyalist İşçi, Eylül 2008)&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5497519225350301537-5385873650154353439?l=canirmakozinanir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://canirmakozinanir.blogspot.com/feeds/5385873650154353439/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5497519225350301537&amp;postID=5385873650154353439' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5497519225350301537/posts/default/5385873650154353439'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5497519225350301537/posts/default/5385873650154353439'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://canirmakozinanir.blogspot.com/2010/03/uluslarn-hapishanesi-kapitalizm.html' title='Ulusların Hapishanesi: Kapitalizm'/><author><name>Can Irmak Özinanır</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13858203484417588559</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='33' height='26' src='http://4.bp.blogspot.com/_NP1YvbyLx8o/SpkBOGUcJlI/AAAAAAAAADs/dG4xFgfTKwM/S220/6020_200077940458_680820458_7534272_1501237_n.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_NP1YvbyLx8o/S5P9zTMb6ZI/AAAAAAAAAEw/QvwqknZUuTU/s72-c/rosa_luxemburg.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5497519225350301537.post-1065315273427275670</id><published>2010-03-07T10:19:00.000-08:00</published><updated>2010-03-07T10:21:36.633-08:00</updated><title type='text'>Sus!</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.tavlioren.com/arsiv/arsiv-wene/kivranmak-ahmet-altan/ilker-basbug.JPG"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 350px; height: 313px;" src="http://www.tavlioren.com/arsiv/arsiv-wene/kivranmak-ahmet-altan/ilker-basbug.JPG" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt; &lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ, televizyonlara çıkarak iki saatlik bir konuşma yaptı. İki saat iktidar partisi ya da her hangi bir muhalefet partisinin konuşması için bile uzun bir süre. Nelerden bahsetmedi ki Başbuğ; asimilasyonun olmadığından, toplumun nasıl tanımlanması gerektiğinden, ÜNİTER devletten ve TSK’nın bu meselelere nasıl baktığından.&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-size:100%;color:#000000;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;Başbuğ’un anlattıkları TV’lerde, gazetelerde çokça tartışıldı. TSK’nin “açılımları”ndan bahsedildi. Bu “açılım” lafına seçim döneminde siyasi partilerle ilgili konuşurken sıkça rastlıyorduk. Başbuğ da sanki bir siyasi parti lideriymişçesine nutuklar atıp, açılımlar yapabiliyor demek ki… Bence Başbuğ’un ne söylediğindense bu konuşmanın gerçekleşebiliyor olmasını tartışmak lazım. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt; &lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;b style=""&gt;&lt;span style=";font-family:Arial;font-size:16pt;color:black;"   &gt;Burjuva Demokrasisi mi, Askeri Vesayet mi?&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;b style=""&gt;&lt;span style="font-size:16pt;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-size:100%;color:#000000;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;Burjuva demokrasisinin birçok açıdan bir tiyatrodan ibaret olduğunu, yaşanılan katharsisin tam da hayatımızı manipüle etmek için kullanıldığını düşünüyorum. 5 yılda bir gidip oy vererek, oy verdiklerimizi denetleme şansımız olmadan üstelik de bize dayatılan sömürü ilişkileri içinde oy vererek gerçek bir demokrasi içinde yaşadığımızı söyleyemeyiz. Hele de Türkiye’deki gibi %10’luk bir barajın baskısı altında yaşarken… &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-size:100%;color:#000000;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;Bütün bunlara rağmen, burjuva demokrasisinin en kötüsü bile askeri vesayete tercih edilmeli, hatta burada kalınmamalı burjuva demokrasisi askeri vesayete karşı savunulmalıdır.&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;Bunu en başta da bütün darbelerde cezaevleri, işkence ve idamlara maruz kalmış, darbe hazırlıklarında yoldaşlarını yitirmiş olan solcular yapmalıdır. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-size:100%;color:#000000;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;Marx’tan Lenin’e, Troçki’den Luxemburg’a bütün Marksistler burjuva demokrasisini bir tür diktatörlüğe karşı ileri bir adım olarak gördüler ve savundular. Lenin, Devlet ve Devrim isimli kitabında kapitalizm altında işçi sınıfı için en iyi biçimin demokratik cumhuriyet olduğunu anlatıyordu.&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;İşçi sınıfı için demokrasiyi savunmanın onu mümkün olan en geniş sınırlarına kadar genişletmenin önemli olduğunu düşünüyordu. Ekim Devrimi’ne birkaç ay kala Bolşevikler, kendi düşmanları olan Kerensky hükümetine karşı yapılan darbeyi püskürtmek için sokaklara dökülüp mücadele ettiler. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-size:100%;color:#000000;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;Askeri vesayete karşı çıkmaz sosyalistler açısından tartışılamaz olmalıdır. Bunun temel koşulu, Başbuğ’un söylediklerinden bağımsız olarak bir genelkurmay başkanının konuşmasının suç olduğunu, demokrasiye müdahale olduğunu savunmaktır. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-size:100%;color:#000000;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;b style=""&gt;&lt;span style=";font-family:Arial;font-size:16pt;"  &gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;Solun bazı hâlleri &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-size:100%;color:#000000;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;Türkiye solunun bir kısmı için “askeri vesayete karşı çıkmak” çok ciddi bir tartışma konusu oldu. “AKP gericiliği”ne karşı Kemalist ordunun “ilericiliğini” savunanlar bile ortaya çıktı. 27 Nisan muhtırası verildiğinde ordu içinde “ilerici” subaylar olduğundan bahseden, Ergenekon davası başladığında bunun sola ve yurtseverlere –sol ve yurtseverlik birbiriyle nasıl yan yana gelebiliyorsa- olduğunu savunanlar hızla sol saflardan uzaklaşıp, resmi ideolojinin tek notadan çok sesli müzik çıkartırmış gibi yapan korosunun saflarına katıldılar. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-size:100%;color:#000000;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;Bazıları ise “yiyin birbirinizi” diyerek, bunun bir iç hesaplaşma olduğunu anlatmaya başladılar ancak taraflardan birinin elinde top tüfek, darbe planları, asit kuyuları vs. varken “yiyin birbirinizi” demek kimin işine gelir bir düşünmek lazım. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-size:100%;color:#000000;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;Bütün bu tutumlar son bir yılda çok sık tartışıldı. Kimileri o günden bugüne darbe tehdidini ve Ergenekon’u daha önemli görmeye başlayarak sola kaydılar, kimileri ise AKP ile ordunun uzlaştığını söylemek için fırsat kollamaya, kelebek osursa “uzlaştılaaar, uzlaştılaaar, ben demiştim” diye bağırmaya başladılar, kimileri siyaset sahnesinden silindiklerinin farkında bile değiller hâlâ “Ergenekon yok” diye ortalarda geziyorlar. “Orducu sosyalist” Yalçık Küçük’ü Marksist ilân edenler de cabası… Bütün bu tutumlar içinde belki de en komik olanı, Ergenekon’a fasa fiso derken “sıkıysa Kenan Evren’i yargılasınlar” diyen tavır. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-size:100%;color:#000000;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;Türkiye solunun büyük bir kısmının hâlini göstermesi bakımından bu tavır oldukça iyi bir örnek. 13 Eylül sabahını yaşayan sol, politika dışı kalan, geleneğine değil anılarına sarılan, “öldük bittik” diye ağlaşan bir sol.&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-size:100%;color:#000000;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;İşte bunu anlamakta gerçekten zorlanıyorum. Asit kuyularını görmezden gelen, mevcut darbe girişimlerini hiç mi hiç iplemeyen, DTP’ ye yapılanları görmezden gelen ama söz konusu 30 yıl önceki 12 Eylül darbesine gelince aslan kesilenleri anlamıyorum. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-size:100%;color:#000000;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;b style=""&gt;&lt;span style=";font-family:Arial;font-size:16pt;"  &gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;Sus diyen sesleri bir araya getirelim&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-size:100%;color:#000000;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;12 Eylül generalleri elbette ki yargılanmalıdır, hem de hiç vakit geçirmeden. Marmaris’teki çakma ressam nalları dikmeden yargılanmalıdır. Ancak İlker Başbuğ’un çıkıp bir parti lideriymişçesine 2 saatimizi gasp ettiği, bakanlara Ergenekon konusunda laf sokabildiği, genç subayların rahatsız olabilmek gibi bir lüks hissettiği bir ortamda bütün bu konularda tek söz etmeden, 12 Eylül generalleri yargılansın derseniz en iyi ihtimalle komik duruma düşersiniz.&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;Bütün bu tabloda ilk söylenmesi gereken, mevcut darbe girişimlerinin hepsinin mahkûm edilmesi, darbeyi planlayanların ve ona zemin hazırlayanların cezalarını çekmesi gerektiği, hepsinden önce de askerler politika hakkında konuştuğunda kısaca “Sus!” demektir. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-size:100%;color:#000000;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;Bunu yapamayan bir sol, siyasi yelpazenin solunda bir kenar süsü bile olamaz.&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;Neyse ki sol bu tablodan ibaret değil. Baskın Oran, Ufuk Uras seçim kampanyalarında açıkça ortaya çıkan, darbelere amasız karşı çıkan, özgürlükleri amasız savunan, kapitalizme karşı küresel direnişi savunan bir sol da mevcut maalesef bu sol şimdilik kendini bir örgüt ya da platformla ifade etmiyor ama bu etmeyeceği anlamına gelmiyor. Yeter ki “Sus!” diyen sesleri bir araya getirmeyi başaralım. Tabii ki bu o kadar kolay değil ancak şimdiden "Sus!" demeyi başarırsak işimiz daha da kolay olacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Can Irmak Özinanır (Kronik Muhalif, 20 Nisan 2009)&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5497519225350301537-1065315273427275670?l=canirmakozinanir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://canirmakozinanir.blogspot.com/feeds/1065315273427275670/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5497519225350301537&amp;postID=1065315273427275670' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5497519225350301537/posts/default/1065315273427275670'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5497519225350301537/posts/default/1065315273427275670'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://canirmakozinanir.blogspot.com/2010/03/sus.html' title='Sus!'/><author><name>Can Irmak Özinanır</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13858203484417588559</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='33' height='26' src='http://4.bp.blogspot.com/_NP1YvbyLx8o/SpkBOGUcJlI/AAAAAAAAADs/dG4xFgfTKwM/S220/6020_200077940458_680820458_7534272_1501237_n.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5497519225350301537.post-7873755909398777962</id><published>2010-03-07T10:13:00.000-08:00</published><updated>2010-03-07T10:17:40.037-08:00</updated><title type='text'>İş, İklim, Adalet</title><content type='html'>&lt;p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;font-size:100%;"&gt;Kapitalizmin ipliği pazara  çıkmış durumda.  Küresel mâli kriz kapitalistlerin yıllardır  uygulamakta olduğu neoliberal politikaların koca bir balondan ibaret  olduğunu açıkça gösterdi. Bir anda yıllardır devletin müdahale  etmemesi gerektiği anlatılan bankalara devletler para akıtmaya başladılar.  Dev şirketlerin bir kısmı iflas etti, bir kısmı ise iflasın eşiğine  geldi. Tabii ki kapitalizmin krizi de ilk önce yoksulları vurdu, işten  çıkartmalar ve yoksulluğa bir de gıda krizi eşlik ediyor. Bu kriz  mâli bir kriz gibi görünmesine rağmen asıl olarak kapitalizmin  yapısal bir krizi, yani kapitalist sermaye birikiminin kendi doğasından  kaynaklanıyor. Hem de asıl sonuçlarını üretim alanında hissettiriyor  ve bu derinleşerek sürecek gibi görünüyor. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;font-size:100%;"&gt;Türkiye’de de başbakan  birkaç ay önce krizin teğet geçtiğini savunmuştu. Bugünkü tabloya  baktığımızda ise son zamanlarda sadece sendikalı işçiler arasından  bile 42 bin kişinin işsiz kaldığını görüyoruz, toplam işsiz  sayısı ise 6 milyona yakın. Tabii ki krizin etkisi işsizlikle sınırlı  değil, fiyatlar yükselirken alım gücünün yükselmemesi, maaşların  ya geç alınması ya da hiç alınamaması, ücretsiz izinler… Bütün  bunlar olurken, egemen sınıf tabii ki krizden en az etkilenmenin yolunu  krizin faturasını yoksullara yüklemek olarak görüyor. Krizi işini  kaybetmekten korkan yüz binlerce emekçiye karşı kullanarak iş yerlerindeki  denetimi arttırma çabası da bütün bu yaşananlara tuz biber ekiyor.  Geçtiğimiz günlerde gördüğümüz bir haber (&lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetay&amp;amp;ArticleID=926429&amp;amp;Date=16.03.2009&amp;amp;CategoryID=77" target="_blank"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;font-size:100%;color:#0000ff;"&gt;&lt;u&gt;http://www.radikal.com.tr/&lt;wbr&gt;Radikal.aspx?aType=&lt;wbr&gt;RadikalDetay&amp;amp;ArticleID=926429&amp;amp;&lt;wbr&gt;Date=16.03.2009&amp;amp;CategoryID=77&lt;/u&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;font-size:100%;"&gt;) bize artı değer sömürüsünün  ne kadar &lt;b&gt;boktan&lt;/b&gt; bir şey olduğunu bir kez daha hatırlattı.  Ancak kapitalizmin insanlığa yaşattığı tek kriz bu değil.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;font-size:100%;"&gt;&lt;b&gt;Neoliberalizmin Krizine  Karşı Direniş &lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;font-size:100%;"&gt;Bunlar karşısında emek hareketi  maalesef çok iyi durumda değil, dağınık ve birçok açıdan bir  tür sol ya da sağ bürokrasinin kontrolü altında. Elbette ki  işçi mücadeleleri, birkaç yıl önce olduğundan daha fazla, Turkuaz  çalışanlarının, IBM çalışanlarının sendikalaşma mücadelesi  ve grevleri,  başta Emine Aslan olmak üzere DESA işçilerinin direnişi  ve irili ufaklı bir çok yerde işten çıkartmalara karşı kısa  süreli işgaller ve direnişler var. Ancak bunlar henüz krize karşı  genel bir mücadele şeklini almadı.  &lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;font-size:100%;"&gt;Neoliberalizmin krizine karşı  harekete geçmek bugün elzem bir hâl aldı. Dünyanın dört bir yanında  işçiler, işlerini ve kazanılmış haklarını kaybetmemek üzere  harekete geçiyorlar, G 20 ‘ye ve NATO’ya karşı yapılan gösterilerin  de temel sloganlarından biri “Kapitalizm İşlemiyor, Başka Bir  Dünya Mümkün”dü.  Bu tablo kapitalizmin ekonomik olarak gerçekten  zorlu günler yaşadığı bu dönemde, ideolojik olarak da ciddi bir  şekilde sarsılmakta olduğunu gösteriyor. 1990’ların başındaki  TINA(There is no alternative/Başka bir alternatif yok) günlerinin  oldukça gerilerde kaldığını söylemek mümkün, 1999’daki Seattle  eylemleri ile kıvılcımı çakılan küresel antikapitalist hareket  ile yıllardır tokat yiyen kapitalizmin ideolojik hegemonyası bugün  çok daha zayıflamış hâlde. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;font-size:100%;"&gt;Bu hegemonyanın zayıflamış  olması sarkacın her zaman soldan yana vurması anlamına  gelmiyor tabii ki, kriz ortamlarında güçlü bir işçi hareketinin  ve bir sol alternatifin olmaması durumunda bundan kapitalizmin en çirkin  ve kanlı çocuğu olan faşizm de faydalanabilir.&lt;sup&gt;1&lt;/sup&gt; Yerel  seçimlerde MHP’nin oylarını arttırmasını da böyle okumak gerekir  diye düşünüyorum.  İşte en çok da bu sebepten neoliberalizmin  krizine karşı güçlü bir mücadeleyi inşa etmek, emek hareketini  birleştirebilecek, krizin faturasının patronlara kesilmesini sağlayacak  bir hattı örmek bugün çok elzem. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;font-size:100%;"&gt;Elbette bunun için “Krizin  Faturasını Patronlar Ödesin” demek yetmiyor. Petrol-İş  Ankara Şube Başkanı Mustafa Özgen’in&lt;sup&gt;2&lt;/sup&gt; de dediği gibi  “Krizin Faturasını Ödemeyeceğiz” tek başına ayakları pek  de yere basmayan bir slogan, daha somut talepler etrafında bir araya  gelmek gerekiyor.  Kıdem tazminatının kaldırılmasına karşı çıkmak,  işsizlik sigortasına sahip çıkmak, patronların vergilendirilmesi  ve bu vergilerin yoksullar lehine kullanılmasını savunmak gibi genel  talepleri düzgün bir program etrafında bir araya getirmek gerekir.  Bütün işçi sendikalarının birliğini savunmak da bu dönemin olmazsa  olmazlarından bir tanesidir, emek hareketi –HAK-İŞ de dahil- tek  bir soluk olarak krize karşı mücadele etmelidir.  Bunu küresel bir  mücadelenin parçası olarak başarmak zorundayız. Yoksa krizin bedeli  biz ezilenler için çok ağır olacak. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;font-size:100%;"&gt;Yukarıda da söylediğim gibi  kapitalizmin tek krizi neoliberalizmden kaynaklanmıyor. 200 küsur  yıllık kapitalizm tarihi kâr hırsı uğruna dünyayı da bir felakete  sürüklüyor. İklim değişimi günümüzde kapitalizmin en ciddi  krizi olarak karşımızda duruyor. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;font-size:100%;"&gt;&lt;b&gt;Küresel Isınmanın Sorumlusu  Kapitalizmdir&lt;/b&gt;&lt;sup&gt;&lt;b&gt;3&lt;/b&gt;&lt;/sup&gt;&lt;b&gt; &lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;font-size:100%;"&gt;İklim değişiminin sebepleri  uzun uzun yazıldı çizildi o yüzden burada tekrarlamaya gerek  yok. Artık sabık ABD Başkanı Bush bile küresel ısınmanın varlığını  kabul etti. Dünya liderleri bir araya gelip iklim üzerine tartışıyor,  öneriler geliştiriyorlar.  Petrol şirketlerinden, otomotiv sektörüne,  enerji sektöründen, beyaz eşya üreticilerine bir çok büyük şirket  “ekolojik” ürünlerinin reklamlarını yapıyorlar. Ancak tek başına  bu tablonun iklim değişimini engelleyeceğini düşünmek saflık  olur. Bu konuda bize anlatılan birkaç masala çok dikkat etmeliyiz.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;font-size:100%;"&gt;Birincisi, iklim değişiminin  bütün bir insanlığın ürünü olduğu yolundaki masal.  Kapitalistler, sermaye birikimini arttırmak için sürekli birbirleri  ile rekabet edip, milyonlarca ton karbon gazı salgılarken meseleyi  evde açık kalan elektriğe, yıkanırken sarf ettiğimiz suya kilitlemek  burjuvazinin en ahlaksız oyunlarından birisi olsa gerek. Evdeki elektrikten  tasarruf etsek, uçak kullanmasak, bireysel otomobiller edinmesek elbette  ki bunun iklim değişimine bir etkisi olur ancak sorunun kaynağı  yoksulları bu hayata mahkum eden, bağımlı kılan ve aynı zamanda  kâr aşkı yüzünden aşırı üretim yapan kapitalizm, büyük şirketler  ve onları anne şefkatiyle koruyup kollayan devletlerdir. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;font-size:100%;"&gt;İkincisi, birinci masalın  devamı şeklinde olan masal: “Kapitalistler, dünyayı kurtarmak  için çaba sarf ediyorlar”.  Kapitalistlerin, dünyayı kurtarmasının  temel koşulu kârlarından, acımasız sermaye birikiminden, artık  değer sömürüsünden vazgeçmektir. Bu ise sistemin işlemez hâle  gelmesi anlamına gelir. Kapitalistlerin bir anda kârlarından vazgeçip,  kaynakları iklim değişimini durdurmaya seferber edecekleri masalına  hayatında Marx’ın adını bile duymamış olan kargalar dahi güler. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;font-size:100%;"&gt;Üçüncü masal ise bir felaketi  bir başka felakete çözüm olarak sunan nükleer lobisinin masalı:  “Nükleer Santraller küresel ısınmayı durduracak bir alternatif  enerji kaynağıdır”. Bu büyük bir yalan. Evet, nükleer santraller  çalışma esnasında karbon gazları salgılamıyor ancak santralde  kullanılacak olan uranyumun elde edilmesi için büyük masraflar yapılarak  maden elde edilmesi gerekiyor. Bu işlem büyük ölçülerde karbon  gazının salgılanmasına yol açıyor. Üstelik, nükleer atıkların   nasıl korunabileceği belli değil, hâlâ bir çok yerde nükleer  atıkların sızıntı yapması sonucu kanser ve benzeri hastalıklara  yakalanıp ölen insanlar var. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;font-size:100%;"&gt;&lt;b&gt;25 Nisan’da Kadıköy’e! &lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;font-size:100%;"&gt;26 Nisan, adı sosyalist  kendisi devlet kapitalisti SSCB’de Çernobil Santrali’nin patlamasının  yıl dönümü. Bu büyük felaket bile nükleer santrallerden neden  uzak durmak gerektiğinin kanıtı. Patronlar kâr edecek diye ölmeyi  istemiyoruz. İklim değişiminin çözümü nükleer santral değil,  temiz enerji kaynaklarıdır. Temiz enerji kaynaklarının dünya çapında  kullanılabilmesinin temel koşulu ise küresel çapta kapitalizme,  kapitalizmin hem ekolojik hem de ekonomik krizine karşı mücadele  etmektir. Eğer dünya liderleri, gezegeni kurtarmak konusunda samimi  olsalardı, devasa kaynakları bankaları ve şirketleri kurtarmak için  değil gezegeni kurtarmak için harcarlardı. İki krizin tek bir çözümü  vardır; kâr edenlerin değil, kârı üretenlerin, küresel ısınmaya  yol açanların değil, küresel ısınmanın mağduru olanların ve  olacakların küresel birleşik mücadelesi. Kapitalizme karşı mücadele  etmeden iklim değişimine karşı mücadele edemeyiz.  Hem kıdem tazminatımıza,  hem suyumuza, hem işimize hem de gezegenimize sahip çıkacağız.  Çünkü: “Kapitalizm Çalışmıyor, Başka Bir Dünya Mümkün!”&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;font-size:100%;"&gt;Küresel Eylem Grubu (KEG)&lt;sup&gt;4&lt;/sup&gt;,  25 Nisan Cumartesi günü Kadıköy’de iklim değişimine karşı  bir miting düzenliyor.  “İş, İklim ve Adalet” demek için, iki  krizin de sorumlusunun kapitalizm olduğunu göstermek, bu krizleri  durdurmak için Kadıköy’de buluşalım. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;font-size:100%;"&gt;&lt;b&gt;CAN IRMAK  ÖZİNANIR (Kronik Muhalif, 22.Nisan.2009)&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;font-size:100%;"&gt;&lt;b&gt;1)Bu konuda bir makale için:   &lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://durde.org/makale/durde/fa%C5%9Fizm-kriz-d%C3%B6nemlerinin-tehlikeli-%C3%A7ocu%C4%9Fu" target="_blank"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;font-size:100%;color:#0000ff;"&gt;&lt;u&gt;http://durde.org/makale/&lt;wbr&gt;durde/fa%C5%9Fizm-kriz-d%C3%&lt;wbr&gt;B6nemlerinin-tehlikeli-%C3%&lt;wbr&gt;A7ocu%C4%9Fu&lt;/u&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;font-size:100%;"&gt;&lt;b&gt;2)  Sosyalist İşçi Gazetesi’nin Mustafa  Özgen’le yaptığı röportaj için&lt;/b&gt;: &lt;/span&gt;&lt;a href="http://sosyalistisci.org/index.php/ariv/358-6-nisan-09/93-yunanistanda-iciler-birleti-tuerkiyede-de-birlemeliyiz" target="_blank"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;font-size:100%;color:#0000ff;"&gt;&lt;u&gt;http://sosyalistisci.org/&lt;wbr&gt;index.php/ariv/358-6-nisan-09/&lt;wbr&gt;93-yunanistanda-iciler-&lt;wbr&gt;birleti-tuerkiyede-de-&lt;wbr&gt;birlemeliyiz&lt;/u&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt; &lt;span style="font-family:Times New Roman;font-size:100%;"&gt;&lt;b&gt;3)  Bu konuda iyi bir kitap için:&lt;/b&gt; &lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.yordamkitap.com/book.php?bookId=81" target="_blank"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;font-size:100%;color:#0000ff;"&gt;&lt;u&gt;www.yordamkitap.com/book.php?&lt;wbr&gt;bookId=81&lt;/u&gt;&lt;b&gt;&lt;u&gt;&lt;br /&gt;&lt;/u&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;font-size:100%;"&gt;&lt;b&gt;4)&lt;/b&gt; &lt;b&gt; Küresel Eylem Grubu’nun web sitesi için: &lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.kureseleylem.org/" target="_blank"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;font-size:100%;color:#0000ff;"&gt;&lt;u&gt;www.kureseleylem.org&lt;/u&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5497519225350301537-7873755909398777962?l=canirmakozinanir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://canirmakozinanir.blogspot.com/feeds/7873755909398777962/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5497519225350301537&amp;postID=7873755909398777962' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5497519225350301537/posts/default/7873755909398777962'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5497519225350301537/posts/default/7873755909398777962'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://canirmakozinanir.blogspot.com/2010/03/is-iklim-adalet.html' title='İş, İklim, Adalet'/><author><name>Can Irmak Özinanır</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13858203484417588559</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='33' height='26' src='http://4.bp.blogspot.com/_NP1YvbyLx8o/SpkBOGUcJlI/AAAAAAAAADs/dG4xFgfTKwM/S220/6020_200077940458_680820458_7534272_1501237_n.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5497519225350301537.post-7976862588244608195</id><published>2010-03-07T09:59:00.000-08:00</published><updated>2010-03-07T10:03:21.462-08:00</updated><title type='text'>Yeni Sol ve Devrimci Parti</title><content type='html'>&lt;div id=":2j" class="ii gt"&gt;&lt;div dir="ltr"&gt;    &lt;p style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span style="font-family:Century Gothic, sans-serif;"&gt;Sosyalist İşçi gazetesi uzun bir süredir yeni bir sol alternatifin inşa edilmesi gerektiğini savunuyor. DSİP'li aktivistler yıllardır savaşa ve kapitalizme karşı kampanyalar örgütlerken, bir yandan devrimci fikirleri savunan DSİP'İ, bir yandansa daha geniş bir sol partiyi inşa etmek için mücadele ediyor Peki, neden hem bir devrimci parti için hem de başka türlü bir parti için mücadele ediyoruz?&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span style="font-family:Century Gothic, sans-serif;"&gt;&lt;b&gt;İngiltere, İtalya ve Almanya&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span style="font-family:Century Gothic, sans-serif;"&gt;&lt;span&gt;Son yıllarda dünyada bir takım yeni sol parti deneyimleri yaşandı. Latin Amerika'daki iktidarlardan, Avrupa'daki yeni örgütlenmelere bir dizi deneyim yaşandı.  Bunlardan belli başlı bir kaçının deneyimlerine bakarak dersler çıkarabiliriz.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span style="font-family:Century Gothic, sans-serif;"&gt;&lt;b&gt; &lt;/b&gt;&lt;span&gt;RESPECT, savaş karşıtı hareket içinde birlikte hareket eden müslümanlar, devrimci marksistler ve sol kanat reformistler tarafından kuruldu. Bundan önce İngiltere'de, İşçi Partisi'nin solunda bir alternatif yoktu. RESPECT, yapılan ilk seçimlerde meclise bir milletvekili soktu. Bu milletvekili İşçi Partisi'nden kısa bir süre önce kopan George Galloway'di. Bu büyük bir zafer olmasa da bir heyecan yarattı. Ancak kısa bir süre önce Galloway öncülüğündeki reformistler, parti içindeki devrimcilere karşı tavır almaya başladılar. Reformist kanat, müslümanların da büyük bölümünün desteğiyle daha popülist bir politika izlemek istiyordu ve gözünü parlamentoya dikmişti. Devrimciler ise soldan yükselen bu alternatifi popülizme terk etmek istemiyorlardı. Ve RESPECT bölündü. Yerel seçimlerde İşçi Partisi ciddi oy kayıplarına uğrarken, işçi partisinin solundaki iki alternatif de ciddi bir etki yaratmayı başaramadı, muhafazakar parti seçimden oylarını ciddi bir ölçüde arttırarak çıktı.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span style="font-family:Century Gothic, sans-serif;"&gt;&lt;span&gt; İtalya'da ise daha farklı bir deneyim yaşandı.  2006 Nisan'ında sol, seçimlere blok halinde girdi ve Berlusconi'ye ufak bir fark atarak  iktidara geldi.  Hareketin liderliği  reformistti, neoliberal politikaları ve savaş politikalarını sürdürüyordu. Başbakan Prodi, merkez solda yer alan bir politikacıydı. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span style="font-family:Century Gothic, sans-serif;"&gt;&lt;span&gt; Koalisyonun içindeki en büyük devrimci güç Rifandazione Communista, Avrupa'da antikapitalist hareketin tam göbeğinde yer alan bir partiydi, Berlusconi hükümetinin neoliberal politikalarına ve Irak savaşına karşı gösteriler içinde güçlü bir şekilde yer alıyordu. Sonra sol koalisyon içinde yer almasıyla birlikte parlamentoya temsilcilerini soktu. Ancak parlamentodaki Rifandazione üyeleri koalisyonun bir parçası olarak, Afganistan'ın işgali yönünde oy kullandı. Merkez soldaki bir burjuva politikacısının olan Prodi'nin peşine takılarak parlamenter hayaller peşine düşmek İtalya'da sol için intihar oldu. Rifandazione, Prodi'nin politikalarını teşhir ederek, devrimci fikirlerin yaygınlık kazanmasını sağlayabilirdi ancak bunu yapmadı.  Prodi hükümeti sonunda istifa etmek zorunda kaldı. Bir sonraki seçimlerde sağ büyük bir yükselişe geçti, üstelik bu sefer faşistler de sağ koalisyon içinde ciddi bir güç olarak ortaya çıkmaya başladılar. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span style="font-family:Century Gothic, sans-serif;"&gt;&lt;span&gt; Almanya'da ise daha umut verici bir tablo ortaya çıktı. Bir grup antikapitalist aktivist ve sendikacı tarafından kurulan ve neoliberal politkalara karşı direniş içinde şekillenen Wahlalternative ile Almanya'nın batısında bir varlık gösteremeyen Doğu Almanya'nın eski komünist partisinin devamı PDS birleşti. Neoliberal politikaların uygulayıcısı olan Alman Sosyal Demokrat Partisi(SPD)'den kopan sol sosyal demokratlar da bu harekete katıldılar. Özellikle ilkeli bir şekilde SPD'den istifa eden Oscar Lafontaine'in katılması bu birliği güçlendirdi ve sonuç olarak Die Linke isimli parti ortaya çıktı. Bu parti seçimlerde ciddi bir oy oranına ulaşarak, burjuva politikacılarının bütün hesaplarını alt üst etmeyi başardı. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span style="font-family:Century Gothic, sans-serif;"&gt;&lt;span&gt; Tabii ki Die Linke içinde de reformistler ile devrimci marksistler arasında bir çeşit tartışma yürüyor. Başarının devamını devrimcilerin bir yandan birliği koruması, bir yandan da devrimci fikirlerin işçi sınıfı ve ezilenler arasında yaygınlaşmasını sağlaması getirecek. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span style="font-family:Century Gothic, sans-serif;"&gt;&lt;span&gt; Tabii ki amacımız, dünyadaki bütün yeni sol partilerin başarısızlıklarını sıralamak değil. Bütün bu partiler, işçi sınıfı ve ezilenler açısından yeni bir dinamik oluşturmayı başarabildiler ancak İtalya örneğinde açık bir şekilde görüleceği gibi devrimci partilerin hegemonik olamadığı ya da yanlış adımlar attıkları durumlarda başarı çok büyük bir hızla sağ politikaların yükselmeye başlamasına neden olabilir. Ve kitle partileri açısından bir süre sonra Reform Mu, Devrim mi?" sorusu kaçınılmaz bir şekilde ortaya çıkar. Burada yapılacak seçim, hem mevcut politik duruşu hem de işçi sınıfının geleceğini yakından ilgilendirmektedir. Bu sebeple hem yeni bir siyasal alternatifin yaratılması hem de devrimci partinin inşa edilmesi gerekmektedir.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span style="font-family:Century Gothic, sans-serif;"&gt;&lt;b&gt;Yeni Bir Sola İhtiyacımız var &lt;/b&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt;  &lt;p style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span style="font-family:Century Gothic, sans-serif;"&gt;&lt;span&gt;Kapitalizmin krizi giderek yayılıyor. Egemen sınıf ise bu krizin faturasını işçilere, emekçilere ödetmeye çalışacak. Bütün dünyada işsizliğin artmaya başlamasına, haklarımızın hızla tasfiye edilmeye başlamasına tanıklık edeceğiz. Sınıf mücadelesi daha net bir şekilde ortaya çıkacak. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span style="font-family:Century Gothic, sans-serif;"&gt;&lt;span&gt; Bu tablo işçi sınıfı için büyük bir yıkım anlamına geliyor. Ancak sınıf mücadelesinin netleşmeye başlaması, kriz sebebiyle kapitalizmin ideolojik örtüsünün bir anda gözler önünden çekilmesi, işçi hareketine bir ivme kazandırabilir. İşçiler haklarını kaybetmemek için direnmeye başlayabilir ve çok büyük ihtimalle başlayacaklardır. Ancak böyle bir direnişin yaygınlaşması ancak bu direnişin siyasal alanda bir karşılığının olmasıyla, solda krize karşı umudu örgütleyebilecek bir siyasal alternatifin oluşması ile mümkündür.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span style="font-family:Century Gothic, sans-serif;"&gt;&lt;span&gt; Açık ki, daha önce denenmiş formüller, tepeden kurulacak ittifaklar, mevcut sol partilerin bu şekilde bir araya gelmesi vs. bu alternatifi inşa edemez. Bu alternatif ancak sokakta, iş yerinde, sendikada kampanyalar yaparak, sosyal haklarımıza dönük saldırılara sokakta yanıt verirken inşa edilebilir. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span style="font-family:Century Gothic, sans-serif;"&gt;&lt;span&gt; Bunu yapabilmek için antikapitalist hareketin örgütlenme deneyimlerinden faydalanmak, bugüne kadar kapitalizmin bir çok farklı tahribatına karşı yapılan kampanyaların, verilen mücadelelerin birikimi üzerinden gitmek gerekir. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span style="font-family:Century Gothic, sans-serif;"&gt;&lt;span&gt; Yeni bir sol alternatif mutlaka örgütlü işçi sınıfına dayanmalıdır, işçi sınıfının mücadelesi ile bütün ezilenlerin taleplerini birleştirmeyi başarabilmelidir. Bu sebeple özgürlük sorununun üzerinden atlanamaz. Darbelere karşı çıkmadan, inanç ve inançsızlık özgürlüğünü, sınırsız örgütlenme ve eylem özgürlüğünü savunmadan ezilenlerin partisini inşa etmek mümkün değildir. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span style="font-family:Century Gothic, sans-serif;"&gt;&lt;span&gt; DSİP'li aktivistler var güçleriyle böyle bir alternatifin inşası için çalışmaktadır. Yeni bir sola, işçi sınıfıyla birlikte krize yanıt verebilecek bir örgüte ihtiyacımız vardır. DSİP hem yeni bir solun ortaya çıkabilmesi hem de devrimci fikirlerin yaygınlaşması  için uğraşacaktır.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:Century Gothic, sans-serif;"&gt;&lt;span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;Can Irmak Özinanır (Sosyalist İşçi, 2008 Ekim ayı ama hangi sayı olduğunu bilmiyorum)  &lt;/div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5497519225350301537-7976862588244608195?l=canirmakozinanir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://canirmakozinanir.blogspot.com/feeds/7976862588244608195/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5497519225350301537&amp;postID=7976862588244608195' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5497519225350301537/posts/default/7976862588244608195'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5497519225350301537/posts/default/7976862588244608195'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://canirmakozinanir.blogspot.com/2010/03/yeni-sol-ve-devrimci-parti.html' title='Yeni Sol ve Devrimci Parti'/><author><name>Can Irmak Özinanır</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13858203484417588559</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='33' height='26' src='http://4.bp.blogspot.com/_NP1YvbyLx8o/SpkBOGUcJlI/AAAAAAAAADs/dG4xFgfTKwM/S220/6020_200077940458_680820458_7534272_1501237_n.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5497519225350301537.post-1809892851143524949</id><published>2010-03-06T04:22:00.000-08:00</published><updated>2010-03-07T03:11:38.766-08:00</updated><title type='text'>Devrim kendi çocuklarını yer mi?</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_NP1YvbyLx8o/S5JJbh2NkXI/AAAAAAAAAEo/b1BHxId8CBA/s1600-h/Bucharin.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 0pt 10px 10px; float: right; cursor: pointer; width: 240px; height: 320px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_NP1YvbyLx8o/S5JJbh2NkXI/AAAAAAAAAEo/b1BHxId8CBA/s320/Bucharin.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5445495636735398258" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;13 Mart, Bolşevik Partisi liderlerinden ve teorisyenlerinden Nikolai  Buharin'in 70. ölüm yıldönümü. Buharin, marksist emperyalizm  teorisinin, Lenin'le birlikte en önemli geliştiricisiydi.      &lt;p&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Buharin: Bolşevizmden, Stalinizme&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Buharin, devrimci harekete, ünlü yazar İlya Ehrenburg ile beraber  1905 devrimi sırasında katıldı. 1906 yılında Bolşeviklere katıldı. 1911  yılında sürgüne yollandı. Bu sıralarda emperyalizmle ilgili kitabını  yazdı. Sürgünden sonra Rusya'ya döndüğünde Bolşevik merkez komitesinin  en önemli liderlerindendi ve Pravda'nın editörüydü. Devrimden sonra bir  süre sol komünist muhalefet içinde yer aldı daha sonra ise saf  değiştirerek Yeni Ekonomik Politikaların uygulanmasını destekledi.&lt;br /&gt;  1926'da Komintern'in (Komünist Enternasyonal) başkanı oldu. Bu  tarihten sonra stalinizm ile işbirliğine girişti hatta "tek ülkede  sosyalizm" tezinin          geliştirilmesine katıldı. 1928'de toprağın  devletleştirilmesi konusunda Stalin'le anlaşmazlığa düşerek "sağ  muhalefet"i örgütledi. Komintern'den ve politbürodan kovuldu.&lt;br /&gt;  Hayatının son döneminde Stalin tarafından affedilip Izvestia  gazetesinin başına getirilse de yoldaşlarının akıbetinden kurtulamadı.  SSCB'yi yıkmaya çalışmakla suçlandı, 1938'de idam edildi. &lt;/p&gt;     &lt;p&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Komünist avı&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu, Bolşevik Partisi'nde bir istisna değildi.&lt;br /&gt;  1920'lerin ikinci yarısından itibaren, Ekim Devrimi'ni başarıya  ulaştıran merkez komitesinin tamamına yakını infaz edildi ya da  kayboldu, doğal nedenlerle ölen çok az kişi vardı, bunların  başlıcası,"Yoldaş" Stalin'di.&lt;br /&gt;  Zinoviev, Kamenev, Kirov gibi Stalin'in yakın çalışma arkadaşları  da, Buharin gibi idam edildi. 1936 Moskova duruşmaları, Stalin'in  muhalefete dönük baskıcı yüzünün en görünür yüzüydü. Yargılanan 55  kişinin çoğu öldürüldü ya da çalışma kamplarına yollandı. 1940 yılına gelindiğinde,  Ekim Devrimi’nin önderlerinden Troçki, Meksika'da Stalin'in bir ajanı  tarafından katledildi. Bu tarihin en büyük komünist avlarından  birisiydi.&lt;br /&gt;  Peki bu cinayetler, devrimin kendi çocuklarına karşı dönmesi  miydi? Sosyalizm gerçekten kendi çocuklarını mı yedi?&lt;br /&gt;  Bu soruya kuşkusuz "hayır" yanıtını vermek gerekir. Devrimcileri  yok eden, devrimin kendisi değil, Stalinist bürokrasinin karşı  devrimiydi. &lt;/p&gt;     &lt;p&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Karşı Devrim&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Avrupa'daki devrimci hareketlerin yenilmesi sonucu, Rusya'da  devrim izole olmuş tek bir ülke sınırları içinde sıkışmıştı. Bunun  yanısıra yıllar süren iç savaş, işçi sınıfının önemli bir bölümünün  ölümüne yol açmış, proleter demokrasisi fiili olarak ortadan kalkmıştı.  Bu sebeple iktidar boşluğunu büyük oranda parti ikame ediyordu. Yeni  Ekonomik Politika (NEP) sayesinde zenginleşen mülk sahibi köylüler ve iç  savaşın bitmesiyle birlikte varlık koşullarını kaybeden Kızıl Ordu  subayları ki bunların önemli bir kısmı Çarlık döneminde de askerdiler-  partiye dolmaya başladı.&lt;br /&gt;  Bu ise parti içindeki bürokrasinin Stalin önderliğinde  palazlanmaya başlamasına yol açtı.&lt;br /&gt;  Lenin son mücadelesini parti içindeki bürokrat eğilime karşı verdi  fakat gerek bozulan sağlığı, gerekse devrimin sıkışmışlığı buna izin  vermedi. Bürokrasi, iktidara geldi.&lt;/p&gt;     &lt;p&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Devlet Kapitalizmi&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bürokrasi, işçi sınıfınkinden farklı çıkarları temsil ediyordu ve  kendisini egemen sınıf olarak örgütlemişti. Artık rejim sosyalizm değil,  devlet kapitalizmiydi.&lt;br /&gt;  Her kapitalist sınıf gibi, bürokrasi de dünyadaki emperyalist  rekabet içinde güç kazanmak zorundaydı ve bürokrasi öncülüğünde Rusya,  gelişmiş kapitalist ülkelerin 200 yılda ulaştığı güce 10 yıl içinde  ulaşmak zorundaydı.&lt;br /&gt;  Yine her kapitalist rejimde olduğu gibi, bunun faturasını işçi  sınıfı en ağır çalışma koşulları ve muazzam bir sömürü ile ödeyecekti.&lt;br /&gt;  Bürokrasi, sermaye birikiminin önündeki bütün engelleri kaldırmak  zorundaydı. Bazen kendi adamlarını da, fakat öncelikle gerçek  Bolşevikleri, proleter devriminin çocuklarını. &lt;/p&gt;     &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Ezilenlerin Şöleni &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İdamlı, patronlu, bürokratlı, gizli polisli, kalkınmacı bir rejim  sosyalizm olamaz. Devlet kapitalizmi teorisini geliştiren Tony Cliff'in  dediği gibi demokrasi sosyalizmin kalbidir.&lt;br /&gt;  Bugün kapitalizme karşı mücadele eden kitlelerin büyük bir  çoğunluğu sosyalizmi bir alternatif olarak düşünmüyor. Bu onların suçu  değil, bu stalinizmin suçu çünkü sosyalizm denince bir çok insanın  gözünün önüne devasa Stalin heykelleri, yoksulluk, idam ve gizli polis  geliyor.&lt;br /&gt;  Oysa sosyalizm en basit tanımı ile kapitalizmde gerçek değeri  üretenlerin, işçilerin, ezilenlerin iktidarıdır.&lt;br /&gt;  Kendisi de stalinizmin kurbanlarından biri olan Leon Troçki'nin  geleneğinden gelenler gerçek bir sosyalizmi, dünya çapında ezilenlerin  iktidarını savunuyorlar. Lenin "devrim ezilenlerin şölenidir" der.  Ezilenlerin iktidarı kendisine karşı dönemez. Sosyalist devrim kendi  çocuklarını yemez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Can Irmak Özinanır (Sosyalist İşçi, 316)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5497519225350301537-1809892851143524949?l=canirmakozinanir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://canirmakozinanir.blogspot.com/feeds/1809892851143524949/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5497519225350301537&amp;postID=1809892851143524949' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5497519225350301537/posts/default/1809892851143524949'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5497519225350301537/posts/default/1809892851143524949'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://canirmakozinanir.blogspot.com/2010/03/devrim-kendi-cocuklarn-yer-mi.html' title='Devrim kendi çocuklarını yer mi?'/><author><name>Can Irmak Özinanır</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13858203484417588559</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='33' height='26' src='http://4.bp.blogspot.com/_NP1YvbyLx8o/SpkBOGUcJlI/AAAAAAAAADs/dG4xFgfTKwM/S220/6020_200077940458_680820458_7534272_1501237_n.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_NP1YvbyLx8o/S5JJbh2NkXI/AAAAAAAAAEo/b1BHxId8CBA/s72-c/Bucharin.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5497519225350301537.post-6380917168900345460</id><published>2010-03-06T04:17:00.000-08:00</published><updated>2010-03-06T04:19:17.504-08:00</updated><title type='text'>Anti-emperyalizm ve Anti-kapitalizm</title><content type='html'>Anti-emperyalizm Türk solunun belki en çok kullandığı terimdir. Bazı  arkadaşlarımız her taşın altında ABD'yi ve ABD emperyalizmini arar,  bulamayınca da çeşitli komplo teorileri üretir. Onlar için  Anti-emperyalizm kapitalizmin bir aşaması olarak değil, ABD'nin  başlarında bulunduğu bir grup gelişmiş ülkenin Türkiye'yi  sömürgeleştirmesinden ibarettir. Bu sebeple sol, birçok dönemeçte  değişik yerlere savrulabiliyor. İşgal altında bir ülkede  yaşıyormuşçasına "Tam bağımsız Türkiye" sloganı solun temel  sloganlarından birisi hâline gelebiliyor.&lt;br /&gt;Kapitalizmin bir aşaması olan emperyalizm ve buna karşı verilmesi  gereken antiemperyalist mücadele bu arkadaşların anladıklarından hayli  farklı. Emperyalizm teorisinin solun bazı kesimleri tarafından ulusalcı  bir açıdan yorumlanması maalesef madalyonun öbür yüzünde emperyalizm  teorisinin geçersiz olduğu ya da milliyetçiliğe zemin hazırladığı  türünden düşünceler ortaya çıkmasına yol açıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Marksist  emperyalizm teorisi günceldir &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Marksist emperyalizm teorisi ilk  olarak Avusturyalı Marksist Rudolf Hilferding tarafından geliştirilmiş,  sermayenin rekabetçi liberalizmden nasıl tekelci finans kapitale  dönüştüğü kapitalizmle bütünlük içinde ele alınmıştır. Bu teori daha  sonra Lenin ve özellikle de Buharin tarafından geliştirilmiş ve tekelci  sermayenin giderek kendi devletleriyle bütünleşmesi sonucunda kapitalist  devletler arasında doğacak rekabetin çözümünün ancak askeri olabileceği  gözler önüne serilmiştir.&lt;br /&gt;Birinci Dünya Savaşı bu teoriyi hem tarih  önünde doğrulamış hem de Marksistlerin, milliyetçi solcularla en açık  hesaplaşmasına yol açmıştır. Sosyal demokratlar 1914 yılında işçi  sınıfının kendi egemen sınıfı yanında saf tutması anlamına gelecek  emperyalist savaşa destek vermiş, Lenin ve Luxemburg gibi bir grup  enternasyonalist bu tutumu hızla mahkûm ederek savaş karşıtı  propagandaya başlamıştır. Marksistler, bu savaşta kendi devletlerinin  yenilgisini savunarak, işçi sınıfının uluslararası birliğine sahip  çıkmıştır.&lt;br /&gt;Lenin ve Buharin tarafından geliştirilen emperyalizm  teorisi, daha sonra çeşitli Marksistler tarafından giderilen  eksiklikleriyle, bugün hâlen dünyayı anlamak için gereken temeli sunar.  Marksist emperyalizm teorisi olmadan bugünkü kapitalizmi anlamak ve ona  karşı mücadele etmek mümkün değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;BOP mu, Yeni Amerikan  Yüzyılı mı? &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye'de solcusundan ulusalcısına, faşistinden  kemalistine herkes ABD'nin Büyük Ortadoğu Projesi'nden (BOP) dem  vurmaktadır. Herkesin kendine ait bir BOP'u vardır, ancak ana hatlarıyla  bu projeye göre ABD, Ortadoğu'daki petrollere el koymak için  Türkiye'nin de dahil olduğu Ortadoğu coğrafyasını sömürgeleştirmek  istemektedir. Oysa ABD'nin Afganistan ve Irak saldırıları altında BOP'u  aramak, emperyalizm hakkındaki gerçekleri görmezden gelmek anlamına  gelir, savaşa karşı verilen mücadeleyi de milliyetçi bir yere çekmek  anlamına gelir.&lt;br /&gt;ABD, en büyük rakibi SSCB'de devlet kapitalisti  rejim çöktükten sonra Batı bloğu içindeki ekonomik ağırlığını yitirmeye  başlamıştır. Dünya çok kutuplu bir hâle gelmiş, Çin, Avrupa Birliği,  Rusya gibi güçler karşısında ABD hegemonyası gerilemiştir. Ancak ABD  askeri olarak hâlen dünyanın en büyük gücüdür ve hegemonyasını  Afganistan ve Irak savaşları ile pekiştirmeye çalışmıştır.&lt;br /&gt;ABD'nin  kafasında yeni bir Amerikan Yüzyılı daha vardır. Ancak evdeki hesap  çarşıya uymamış, Irak direnişi ve dünya savaş karşıtı hareketi sayesinde  ABD Irak'ta tam anlamıyla bir bataklığa saplanmıştır. ABD başkanı  Barack Obama bu bataklıktan çıkmanın yolunu Afganistan ve Pakistan'da  işgali derinleştirmekte görmektedir. ABD emperyalizmi ve onunla  işbirliği yapan ülkeler savaş karşıtları tarafından yenilgiye  uğratılmadıkça savaş emellerinden vazgeçmeyeceklerdir.&lt;br /&gt;Türkiye de  ABD ile birlikte Afganistan işgalinde yer alan, Lübnan'da askerleri  bulunan bir ülkedir. Bunun sebebi Türkiye'nin ABD'nin sömürgesi olması  değil, egemen sınıfının çıkarları ABD ile birlikte davranmayı gerektiren  alt emperyalist bir ülke olmasıdır. Türkiye bir sömürge ya da işgal  altında bir ülke değil, tersine, ABD'nin Ortadoğu'daki en sadık  müttefiklerinden biridir. Bu sebeple emperyalizme karşı verilen mücadele  Türkiye egemen sınıfının bölgedeki çıkarlarına karşı da verilmesi  gereken bir mücadeledir. Bu mücadelenin sloganı "Tam Bağımsızlık"  olamaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Ordu antiemperyalist olabilir mi? &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anti-emperyalizmi  kendi ülkesinin bağımsızlığını savunmak olarak görenlerin orduya sahip  çıkması tesadüf değil. Onlar, ABD emperyalizmine karşı kahraman  ordumuzun bizleri işgalden, sömürüden koruyacağına inanıyor. Bu sebeple  bir askeri darbe bile antiemperyalist bir nitelik taşıyabilir. Yalçın  Küçük'ün televizyonlarda "Ben orducu sosyalistim" diye bağırmasını  yadırgamamak gerek. Emperyalizmi anlamazsan, NATO üyesi orduyu  sosyalizmin öncüsü sanmak gibi bir manyaklığa kapılabilirsin.&lt;br /&gt;Türkiye  solu içinde bu gelenek çok eskilere dayanmaktadır. Doğan Avcıoğlu ve  Mihri Belli öncülüğünde geliştirilen, stalinizm ve kemalizmin garip bir  bulamacı olan Milli Demokratik Devrim tezi emperyalizme karşı öncelikle  milli burjuvaziyi desteklemek gerektiğini, bu amaç doğrultusunda orduyu  ve "zinde güçleri" harekete geçirmek gerektiğini savunuyordu. Eylemlerde  "Ordu-gençlik el ele" sloganları atılıyor, ulusal bayraklar  taşınıyordu. 15-16 Haziran 1970'te işçi sınıfının devrimci bir güç  olduğunu kanıtlayan büyük direnişler polis ve asker tarafından ezildiği  halde bu fikirlerin etkisi sürmüş, "sol cunta"cıların 9 Mart'ta yapmayı  planladıkları askeri darbe yenilgiye uğramış, yerine 12 Mart 1971  darbesi gelmiştir.&lt;br /&gt;Bugün aynı fikirler trajikomik bir biçimde sözde  antiemperyalistler tarafından savunulmaktadır.  "Ordu Göreve"  pankartları açanlar kendilerini antiemperyalist olarak tanımlamakta,  ordunun antiemperyalist bir rol oynayacağını düşünmektedir. Ergenekon  davasında da aynı tavır açığa çıkmaktadır, ulusalcılar her yeni dalgada  emperyalizmden dem vurmakta, darbecilerin binalarına "Ergenekon yalanı,  Amerikan planı" pankartları asılmaktadır. Buradaki trajik unsur  kendilerine "solcu" adını verenlerin bunu sahiplenebilmesi, komik unsur  ise antiemperyalist olarak tanımlanan ordunun her darbeden sonra NATO'ya  bağlılığını açıklamasıdır.&lt;br /&gt;Antikapitalist olmayan bir  Anti-emperyalizm olmaz&lt;br /&gt;Yanlış bir Anti-emperyalizm retoriği sayısız  işçi mücadelesinde de karşımıza çıkmakta, mücadelenin hattını  muğlaklaştırmaktadır. Örneğin, Tüpraş özelleştirmesine karşı ileri  sürülen slogan "TÜPRAŞ vatandır, satılamaz" şeklindeydi. Özelleştirmeye  karşı verilen mücadelede önemli olan özelleştirme midir, yoksa  özelleştirilen şirketin hangi sermayeye satıldığı mı?&lt;br /&gt;Sermayenin  vatanı yoktur, işçilerin vatanı olmadığı gibi… Kapitalizm var olduğu  günden bu yana küresel olarak işleyen bir sistemdir, bu sistemi alt üst  etmek ise ancak işçi sınıfının enternasyonal direnişi ile mümkündür.  Yurtseverliğin, ulusalcılığın, milliyetçiliğin Anti-emperyalizmle bir  ilgisi yoktur, bu fikirler işçi sınıfını suni olarak bölmeye hizmet  eder. Anti-emperyalizm ancak Anti-kapitalizm  ile birlikte anlamlıdır.  Antikapitalist olmaksa enternasyonalist olmayı gerektirir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Can Irmak Özinanır (Sosyalist İşçi, 366)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5497519225350301537-6380917168900345460?l=canirmakozinanir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://canirmakozinanir.blogspot.com/feeds/6380917168900345460/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5497519225350301537&amp;postID=6380917168900345460' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5497519225350301537/posts/default/6380917168900345460'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5497519225350301537/posts/default/6380917168900345460'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://canirmakozinanir.blogspot.com/2010/03/anti-emperyalizm-ve-anti-kapitalizm.html' title='Anti-emperyalizm ve Anti-kapitalizm'/><author><name>Can Irmak Özinanır</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13858203484417588559</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='33' height='26' src='http://4.bp.blogspot.com/_NP1YvbyLx8o/SpkBOGUcJlI/AAAAAAAAADs/dG4xFgfTKwM/S220/6020_200077940458_680820458_7534272_1501237_n.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5497519225350301537.post-91968441891096872</id><published>2010-03-06T04:12:00.000-08:00</published><updated>2010-03-06T04:17:01.489-08:00</updated><title type='text'>1917 Şubat Devrimi: Sovyet demokrasisinin doğuşu</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_NP1YvbyLx8o/S5JHLRa6lSI/AAAAAAAAAEY/Am9hoFArSjI/s1600-h/revolutionfeb.jpg"&gt;&lt;img style="float: left; margin: 0pt 10px 10px 0pt; cursor: pointer; width: 320px; height: 218px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_NP1YvbyLx8o/S5JHLRa6lSI/AAAAAAAAAEY/Am9hoFArSjI/s320/revolutionfeb.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5445493158424778018" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;1917 yılının 8 Mart'ında Rusya'da işçiler kendiliğinden harekete  geçerek sonunda çarlığı devirecek ve işçi demokrasisinin özyönetim  organları olan sovyetlerin yeniden ortaya çıkmasını sağlayacak bir  devrimci hareketi başlattılar. Rusya'da kullanılan Julyen takvimine göre  23 Şubat'ta başlayan bu hareket Şubat Devrimi olarak tarihe geçti. &lt;p&gt;Bugün demokrasi tartışmalarınıntam ortasında Şubat Devrimi,  demokrasinin en üst biçimi konusunda hâlâ yol gösteriyor.    &lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;strong&gt;1905 provası&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Aslında Şubat Devrimi'nde ortaya çıkan sovyet aygıtının bir geçmişi  vardı. 1905 yılında Rusya'da ortaya çıkan işçi konseyi (sovyet),  demokrasinin bu gelişkin biçiminin kendisini ilk gösterişiydi.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;1905'te, St. Petersburg'da Kışlık Saray'ın önünde işçiler Çar  Baba'dan ekmek istiyorlardı, ta ki Çar tarafından görevlendirilen  askerler barışçıl kalabalığın üzerine ateş açana kadar. Tarihe Kanlı  Pazar olarak geçen bu olay büyük bir devrimci ayaklanmanın da fitilini  ateşledi. Kitle hareketi en üst noktasına geldiğinde artık kendi  demokratik aygıtını yaratmıştı: St. Petersburg Sovyeti.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;St.Peterburg Sovyeti ilk olarak politik bir genel grev örgütlemek  için bir araya gelen işçi delegeleri tarafından kuruldu. Bu delegasyonun  kuruluş motivasyonu, bütünüyle işçilerin talepleri için bir kitle  örgütü kurulması isteğiydi. Yani işçi sınıfının bizzat kendi eyleminin  bir sonucuydu. Troçki, sovyet hakkında şöyle söylüyordu:&lt;/p&gt; &lt;p&gt;"Kendisini yaratan politik grevin bir sonucu olarak Sovyet, devrimci  kitlelerin öz yönetim organından başka hiçbir şey değildi: bir iktidar  organı. O bütünün iradesiyle bütünün parçaları üzerinde egemenlik kurdu.  O, gönüllü olarak tâbi olunan demokratik bir iktidardı."&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Sovyet politik kitle grevlerinin hem sonucu hem de yönetici  organıydı. 1905 devrimi yenilgiye uğradı ama işçilerin zihninde artık  kendi iktidarlarını sürdürecekleri bir aygıt yer etmişti.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;strong&gt;Kendiliğinden hareket &lt;/strong&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Birinci Dünya Savaşı patlak verdiğinde Rusya hâlen tarıma dayalı bir  toplumdu. 120 milyonlu&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_NP1YvbyLx8o/S5JHdZRQpfI/AAAAAAAAAEg/kymvzd7vRWU/s1600-h/TrotskyMugShot-20.jpg"&gt;&lt;img style="float: right; margin: 0pt 0pt 10px 10px; cursor: pointer; width: 224px; height: 320px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_NP1YvbyLx8o/S5JHdZRQpfI/AAAAAAAAAEg/kymvzd7vRWU/s320/TrotskyMugShot-20.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5445493469769410034" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;k nüfusun ancak 10 milyonu işçi sınıfından  oluşuyordu. Savaş yıllarında özellikle St. Petersburg'da sanayi çok  yoğunlaştı. Bu aynı zamanda, işçi sınıfının da sayısal olarak büyümesi  anlamına geliyordu.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;1914'te sosyal demokrat partilerin savaştan yana tavır alması ile  Avrupa'da işçi sınıfı saflarına sızan yurtsever hava, Rusya'da uzun süre  yaşayamadı. Savaş 1914-16 yılları arasında işçi sınıfı açısından ciddi  bir yıkıma yol açmıştı. Savaştaki yenilgiler ve giderek artmaya başlayan  yoksulluk işçi sınıfı saflarında öfkeye yol açmıştı. Bu yıllar arasında  pek çok grev yapıldı. İşçi sınıfının hareketinin merkezi, sanayinin  yoğunlaştığı, adı artık Petrograd olarak değişmiş St.Petersburg'du. İşçi  sınıfı saflarında militanlık giderek yükseliyordu.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;1917 yılında 8 Mart Dünya Kadınlar Günü kutlamaları sırasında (Rus  takvimine göre 23 Şubat) kadın işçiler ekmek talebiyle bir grev hareketi  başlattı. Grev hareketi kısa süre içinde büyüdü, erkek işçiler ve  öğrenciler de harekete katıldılar. Hareketin büyümesindeki en büyük  etkenlerden bir tanesi, greve başlayan Putilov fabrikası işçileriydi.  Kısa zamanda Petrograd'da işçilerin yarısı grevdeydi.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;"Ekmek İstiyoruz" sloganı da hareketin genişlemesiyle birlikte  değişime uğramaya başlamıştı. "Kahrolsun Savaş" ve "Kahrolsun Çarlık"  sloganları, ekonomik taleplerin hızla politik taleplere dönüştüğünün  göstergesiydi.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;25 Şubat günü genel grev ilan edildi. 10 binlerce işçi sokaklardaydı.  Çarlığın gösteri yapan işçilerin üzerine askerleri göndermesi de fayda  etmedi. Subayların emirlerine aldırış etmeyen pek çok asker  göstericilerle birleşmeye başladı. Ordu bölünmüştü.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;26 Şubat'ta Çar, göstericilere ateş edilmesi emrini verdiyse de ordu  içindeki bölünmeleri engelleyemedi. Askerler kitleler hâlinde  göstericilere katılıyor, katılmayanlar ise kitleye ateş açmayı  reddediyordu. Bunun üzerine polis kuvvetleri devreye girdi, çatılara  kurulan mitralyözlerle işçilere ateş açıldı. Bu ateş, Çarlığın kendi  kendisine sıktığı son kurşun oldu. Sokak çatışmaları başladı. Ele  geçirilen polis ajanları öldürüldü. Silahlanan işçiler, mitralyözleri de  ele geçirdiler.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;27 Şubat sabahı geldiğinde 100 binlerce işçi Nikolayevski Garı  meydanında toplandılar. İşçiler, kendi saflarına geçen on binlerce  askere önderlik ederek Kışlık Saray'a doğru yürüyüşe geçtiler. Duma  (Parlamento) kuşatıldı.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Kısa bir süre önce yıkılması çok mümkün gözükmeyen Çarlık, işçi  sınıfının kendiliğinden eylemi ile birkaç gün içinde yerle bir olmuştu.  Bolşevikler de dahil olmak üzere işçi sınıfı partilerinin hiçbirinin  önderlik edemediği devrim, çarlığı yıktı.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;strong&gt;İkili İktidar&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Şubat Devrimi iki türlü iktidar aygıtının ortaya çıkmasına yol açtı.  Bunlardan bir tanesi işçi sınıfının kendi öz örgütlülüğü olan sovyetti.  1905 yılının St. Petersburg Sovyeti, 1917'de Petrograd Sovyeti olarak  yeniden ortaya çıktı. Diğer iktidar aygıtı ise 1 Mart'ta Sovyet'in de  desteği ile kurulan Geçici Hükümet'ti.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Geçici Hükümet, asıl olarak burjuva unsurları içeriyordu. Kısa bir  süre sonra Geçici Hükümet gerçek yüzünü ortaya koydu. Savaşın  devamlılığından yana tavır aldığı gibi yoksulluk sorununa da hiçbir  sorun bulamıyordu.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Diğer tarafta, sovyetler içinde temsil edilen partilerin büyük bir  çoğunluğu Geçici Hükümet'in desteklenmesinden yanaydı. Menşevikler bu  tavrın en açık destekleyicileri olarak öne çıkıyordu. Ancak Bolşevikler  içinde de Stalin'in içinde olduğu bir grup merkez komite yöneticisi,  "aşamalı devrim" fikrini savunarak işçilerin iktidarı almasına karşı  çıkıyordu.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Oysa iki iktidarın aynı anda yaşama şansı yoktu. İşçi sınıfı ya kendi  yönetim organları olan Sovyetler aracılığı ile iktidara el koyacak ya  da burjuva hükümetin altında sömürülmeye devam edeceklerdi.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;strong&gt;Bütün İktidar Sovyetlere &lt;/strong&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;İki iktidar aygıtının bir arada bulunamayacağı yönündeki en net  formülasyon Lenin'den geldi. Şubat Devrimi'ni doğru bir şekilde  değerlendiren Lenin, sürgünden döndüğünde ünlü Nisan Tezleri'ni formüle  etti.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;"Bütün İktidar Sovyetlere" sloganını yükselten Lenin'i başta kendi  yoldaşları bile ciddiye almadı. İşçi sınıfına dönen Lenin, partinin geri  kalanını kazanmayı başardı ve Ekim ayında işçi sınıfı iktidarı ele  geçirdi.&lt;/p&gt; Şubat Devrimi, Ekim'e giden yolda işçilerin demokratik aygıtının  yeniden doğuşunu temsil ediyordu. Sovyet, demokrasinin en üst biçimiydi  ve o günden bugüne daha üst bir demokratik biçim ortaya çıkmadı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Can Irmak Özinanır (Sosyalist İşçi, 386)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5497519225350301537-91968441891096872?l=canirmakozinanir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://canirmakozinanir.blogspot.com/feeds/91968441891096872/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5497519225350301537&amp;postID=91968441891096872' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5497519225350301537/posts/default/91968441891096872'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5497519225350301537/posts/default/91968441891096872'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://canirmakozinanir.blogspot.com/2010/03/1917-subat-devrimi-sovyet.html' title='1917 Şubat Devrimi: Sovyet demokrasisinin doğuşu'/><author><name>Can Irmak Özinanır</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13858203484417588559</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='33' height='26' src='http://4.bp.blogspot.com/_NP1YvbyLx8o/SpkBOGUcJlI/AAAAAAAAADs/dG4xFgfTKwM/S220/6020_200077940458_680820458_7534272_1501237_n.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_NP1YvbyLx8o/S5JHLRa6lSI/AAAAAAAAAEY/Am9hoFArSjI/s72-c/revolutionfeb.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5497519225350301537.post-6598672141511205551</id><published>2009-12-22T04:13:00.000-08:00</published><updated>2009-12-22T04:19:27.812-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kronik Muhalif'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Adorno'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='1999'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='1968'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Seattle'/><title type='text'>Bir Kurum Olarak  Umutsuzluk Öldü!</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_NP1YvbyLx8o/SzC5RKMiEoI/AAAAAAAAAEQ/ZpS4ZkEBYAw/s1600-h/1968.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 226px; height: 320px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_NP1YvbyLx8o/SzC5RKMiEoI/AAAAAAAAAEQ/ZpS4ZkEBYAw/s320/1968.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5418034056172540546" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style=";font-family:Verdana;font-size:10pt;"  &gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;Yıl 1968, devrimin bir düş olmaktan çıkarak gerçeğe dönüşmeye başladığı, radikalleşen bir kuşağın yaktığı kıvılcımın dünyayı sardığı özellikle Paris'te öğrenci gösterilerinin ardından gelen genel grevle somut olarak gösteren devrim ateşinin yayıldığı yıl! Elbette burjuvazinin yanısıra Stalinizm ve reformizmin de saldırısı ve ihanetine uğrayan hareketin yenilgisine giden yolun taşlarının da döşendiği zamanlar... &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style=";font-family:Verdana;font-size:10pt;"  &gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style=";font-family:Verdana;font-size:10pt;"  &gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;Gençlerin pek çoğu Frankfurt Okulu'nun fikirlerinden Benjamin'den, Adorno'dan ama özellikle &lt;i style=""&gt;Tek Boyutlu İnsan&lt;/i&gt;'ın yazarı&lt;span style=""&gt; &lt;/span&gt;Marcuse'den çok etkileniyorlar. İşçi sınıfının devrimciliğinin bittiği yönündeki tezler, Stalinist veya reformist partilerin kontrolü altında hantallaşmış büyük sendikaların bulunduğu ve her tür eylemi frenlemeye çalıştığı bir durumda gençlere cazip geliyor. Onlar devrimi istiyorlar, işçi sınıfını beklemeye vakitleri yok! Elbette devrim için harekete geçmiş olan gençler kısa bir süre sonra Frankfurt Okulu teorisyenlerinin büyük bir çoğu tarafından parçalanan bir bağ ile yüzyüze geliyorlar: teori ile pratik. Bittiğini düşündükleri işçi sınıfı da bütün heybetiyle tarih sahnesine bir kez daha adım atıyor ve işte o zaman 1968, 1968 oluyor. Fransız cumhurbaşkanı Charles De Gaulle, ülkeyi terk ediyor. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style=";font-family:Verdana;font-size:10pt;"  &gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style=";font-family:Verdana;font-size:10pt;"  &gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;Mayıs ayında Frankfurt Okulu'nun önde gelen teorisyenlerinden Theodor Adorno, öğrenciler ile üniversite yönetimi arasında yaşanan uzlaşmazlıktan rahatsız, gençler her tür otoriteyi sorguluyor. Alman entelektüel solunun önemli ismi Adorno'yu harcamaları da an meselesi. Adorno, gençlerin eylemleri sırasında bir dekan olarak "üzerine düşeni" yapıyor. Polisi arayarak üniversiteye sokuyor ve öğrencileri okuldan attırıyor. İşte bu noktadan sonra öğrenciler Adorno'ya son dersini veriyorlar... Adorno'nun dersinde üç kadın öğrenci kürsüyü işgal ediyor, göğüslerini açarak Adorno'yu protesto ediyor ve açıklıyorlar: "Bir kurum olarak Adorno öldü!". Adorno, ders vermeyi bırakıyor, öğrenci hareketinin "faşist" eğilimler taşıdığını düşünmeye devam ediyor, kurum olarak ölümünden yaklaşık 1 yıl sonra bir insan olarak Adorno da ölüyor.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style=";font-family:Verdana;font-size:10pt;"  &gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;b style=""&gt;&lt;span style=";font-family:Verdana;font-size:10pt;"  &gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;b style=""&gt;&lt;span style="color: rgb(165, 0, 33);font-family:Verdana;font-size:10pt;"  &gt;Yenilginin Entelektüalizmi&lt;span style=""&gt;   &lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style=""&gt;&lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt; &lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style=";font-family:Verdana;font-size:10pt;"  &gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style=";font-family:Verdana;font-size:10pt;"  &gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;Bunları niye mi anlatıyorum? Çünkü Özlem Değirmenci'nin Kronik Muhalif’te yayınlanan "Bir Delinin Güncesi" başlıklı yazısını okurken, nasıl bir dünyada yaşadığımızı ve bu dünyayı nasıl dönüştürebileceğimiz üzerine bir kez daha düşünme, ayrıca bu amaca dönük olarak yazıda hatalı bulduğum bazı noktaları da eleştirme gereği duydum. Çok kuramsal bir yazı yazacağımı düşünmeyin öyle olmayacak. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style=";font-family:Verdana;font-size:10pt;"  &gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style=";font-family:Verdana;font-size:10pt;"  &gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;"Adorno, okula polisleri neden çağırdı?" diye bir soruyla başlamak istiyorum yazıma... Yıllarca "kültür endüstrisi" eleştirisi altında kapitalizmi eleştirmiş bir teorisyen neden kapitalizme başkaldırmaya hevesli olan öğrencilerinin üzerine sistemin en açık kurumu olan devletin kolluk kuvvetlerini yollar? &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style=";font-family:Verdana;font-size:10pt;"  &gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style=";font-family:Verdana;font-size:10pt;"  &gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;Bence bu sorunun cevabı, Özlem'in yazısının temel vurgu noktası olduğunu düşündüğüm ve doğrudan Adorno'nun da yaklaşımını özetleyen şu satırlarında gizli: &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style=";font-family:Verdana;font-size:10pt;"  &gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style=";font-family:Verdana;font-size:10pt;"  &gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;“Hayatla kurduğun en ufacık özdeşlik seni eleştiriden fersah fersah uzaklaştırırken, sadece düzen içinde, onun diliyle yapılan eleştiriler sıcacık köşende rahat rahat otururken, direktifler yağdırman gibidir hayata. Bizim yaptığımız ve her türlü protestin, her fraksiyondan siyaset yapanın düştüğü tonga budur işte. Bir şeyi içeriden eleştirirken, ona yamanmış, onun algı duvarlarına yapışıvermiş bulursun kendini. Her karşı çıkışında hazırladığın materyalleri satmak, onları o ölçülerle, kafa sayısıyla değerlendirmek zorunda kalırsın. ‘Savaş’a hayır derken, kullandığın sözcük sana doğrultulmuş bir silah gibi patlar beyinlerde. Sistemin yarattığı bir imgeyi kullanman onu meşrulaştırır, onu olumlar sadece.”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style=";font-family:Verdana;font-size:10pt;"  &gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style=";font-family:Verdana;font-size:10pt;"  &gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;Bu cümlenin pratik önerisi şudur: “Sistemin adını ağzına alma! Sistemin sonuçlarına karşı mücadele etme! Sistemi yok say yoksa sistemi meşrulaştırmış olursun.”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style=";font-family:Verdana;font-size:10pt;"  &gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style=";font-family:Verdana;font-size:10pt;"  &gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;Zannediyorum burjuvazinin, arayıp da bulamayacağı “sol” böyle bir sol olurdu: kitle hareketine sırtını dönmüş, kendisini akademinin duvarları arasına kilitlemiş, hiçbir konuda tavır almadığı için toplumsal olarak da hiçbir karşılığı bulunmayan bir “sol”. Tabii, “sol” terimi bile “sağ”a karşı konumlanmış olduğu için bu terimi kullanmaktan kaçınmayı tercih edenler de çıkacaktır.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style=";font-family:Verdana;font-size:10pt;"  &gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style=";font-family:Verdana;font-size:10pt;"  &gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;Elbette, Adorno’nun bir kitle hareketi olan faşizmi ve Ekim Devrimi ile ortaya çıkan özgürlüklerin yok edilerek bir baskı rejimine dönüşmesi anlamına gelen Stalinizmi görmüş, ondan sonraki yıllarını da kapitalizmin ideolojik hegemonyasının hiç de fena olmadığı bir ortamda yaşayan bir akademisyen olarak her tür kitle hareketine güvensizce yaklaşması belki&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;kişisel tarihi içinde anlaşılabilir bir şey. Sonuç olarak özellikle yenilgi döneminin psikolojisini ve çaresizliğini yaşayan Adorno için herhangi bir direnişin yenilgiye mahkum olacağı fikri makul olabilirdi… Adorno, toplum kuramına tüm değerli katkılarının yanı sıra yenilgiyi teorize eden ultra elitist bir teorisyendi. Önerisi ise sinik bir entelektüalizmdi, hayata eleştirel bir yerden konumlanıp bakan bir entelektüel olmayı seçmiş, hayatın yemyeşil ağacını es geçmişti. Ve bir gün dönüp de “hayatla bir özdeşlik kurması” gerektiğinde, tarafı artık belliydi. Öğrencilerin eyleminin “sistemin duvarlarına yapışmaması” amacıyla, Adorno, devletten yana tavır aldı.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style=";font-family:Verdana;font-size:10pt;"  &gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;b style=""&gt;&lt;span style="color: rgb(165, 0, 33);font-family:Verdana;font-size:10pt;"  &gt;Sıradan İnsanlar Dünyayı Değiştirebilirler&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style=";font-family:Verdana;font-size:10pt;"  &gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style=";font-family:Verdana;font-size:10pt;"  &gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;1980’li yıllardan itibaren sıkça duyduğumuz bir şey vardı: “Artık yeni bir toplum mümkün değildir”. Bütün toplumsal hareketlerin geri çekildiği, neoliberalizmin dünya çapında hem fiziki baskı hem de ideolojik hegemonya yoluyla yerleştirildiği yıllardı. Bu koşullar altında umutsuzluk elbette ki yaygınlaştı… Sanki “bir hayalet olarak Adorno” yeni teoriler etrafında geri dönmüştü. Sol saflarda da pek çok şey söylenmeye başlandı: eylemin artık öznesiz olduğu, toplum diye bir şeyin var olmadığı, sosyalizm, anarşizm gibi büyük anlatıların sona erdiği, toplumsal bir dönüşümün mümkün olmadığı, asıl mücadelenin dil etrafında verilmesi gerektiği vs. vs… Ve elbette bütün bunların arka planında her dönemin vazgeçilmezi bir argüman tekrar piyasaya sürüldü: işçi sınıfı bitmişti!&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style=";font-family:Verdana;font-size:10pt;"  &gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style=";font-family:Verdana;font-size:10pt;"  &gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style=""&gt; &lt;/span&gt;Ancak egemen tezlerin aksine, 1990'lar neoliberalizme karşı irili ufaklı mücadelelerle geçti. Kimilerince postmodern bir hareket olarak anılan Zapatistalar, son derece modernist bir sebepten NAFTA (Kuzey Amerika Ülkeleri Serbest Ticaret Anlaşması)'nın etkisiyle Meksika'da köylülerin ortak toprak alanlarını kullanması yönündeki anayasal hakkı ortadan kaldırdığı gerekçesi ile mücadeleye başladılar. 1990'ların ortasında ise Fransa'da beklenmedik bir şey oldu: Genel Grev! Aynı yıllar Türkiye, KESK'in sokak mücadelelerine tanıklık ediyordu. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style=";font-family:Verdana;font-size:10pt;"  &gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style=";font-family:Verdana;font-size:10pt;"  &gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;1999 yılında neoliberal hegemonya en ölümcül darbelerinden birini yedi, 1990'lar boyunca neoliberalizme karşı direnişler yeni bir hareketin de temelini oluşturmuştu. 1999 Seattle eylemleri küresel çapta bu antikapitalist hareketin kıvılcımını çakmış oldu. Üzerinden tam 10 yıl geçen Seattle eylemlerinden beri dünya artık aynı yer değil. Demek ki sıradan insanlar her zaman "kitle kültürü"nün zokasını yutup da evlerinde kendilerine sunulan TV programları ve tüketim kültürünün "kölesi" olmuyorlar. Tarihin reklam arası bize bunu göstermiyor. İnsanlar sokağa çıkıyor, mücadele ediyor, dünyayı değiştiriyor. Bunu da adını koyarak yapıyorlar: Kasım 1999'da Seattle'da "DTÖ'ye Hayır", "Kapitalizm Öldürür, Kapitalizmi Öldürelim", 15 Şubat 2003'te tüm dünyada "Savaşa Hayır" sloganlarıyla. Bir de bizim örneğimiz var elbette: 1 Mart 2003 tarihinde Türkiye'nin savaşın parçası olmasını engelleyen biz sıradan insanların... "Savaşa Hayır" dedik, örgütlendik ve kazandık. Yani karşı olduğumuz şeye isim koyduk! Hiçbirimiz de isim koyduğumuz için sistem yanlısı olmadık çünkü elitistlerin sandığının aksine mücadele eden kitleler koyun sürüsü değil, mücadele içinde öğrenen, öğreten, tartışan, sorgulayan ve en önemlisi eyleyen yaratıcı bir bütündür. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style=";font-family:Verdana;font-size:10pt;"  &gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;b style=""&gt;&lt;span style="color: rgb(165, 0, 33);font-family:Verdana;font-size:10pt;"  &gt;Kapitalizmin Krizine Karşı Umudu Örgütleme Zamanı &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style=";font-family:Verdana;font-size:10pt;"  &gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style=";font-family:Verdana;font-size:10pt;"  &gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;Elbette, kapitalizmin fikri kontrol mekanizmalarına ilişkin her tür değerlendirmenin elitist olduğunu düşünüyor değilim. Ancak, neoliberalizmin şişirdiği finansal balonun patlarken yanında kapitalizmin altın renkli örtüsünü de beraberinde götürdüğü bugünlerde insanların reklamlar aracılığı ile uyutulmasına yakılan ağıt ancak elitistlerin etrafını ören duvarda yankısını bulur. Bırakın kapitalizmin umutsuzluğu kendisini öldürsün. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style=";font-family:Verdana;font-size:10pt;"  &gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;span style=";font-family:Verdana;font-size:10pt;"  &gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;10 yıl önce bugünlerde bir kurum olarak umutsuzluk Seattle'da ölmüştür. Adorno'nun hayaletini geldiği yere geri yollayıp, Marx'ın hayaletini çağırmanın tam zamanıdır. Zaman; hayattan kaçmanın değil, hayatı örgütlemenin zamanıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Can Irmak Özinanır (www.kronikmuhalif.com - 13.11.2009)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5497519225350301537-6598672141511205551?l=canirmakozinanir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://canirmakozinanir.blogspot.com/feeds/6598672141511205551/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5497519225350301537&amp;postID=6598672141511205551' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5497519225350301537/posts/default/6598672141511205551'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5497519225350301537/posts/default/6598672141511205551'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://canirmakozinanir.blogspot.com/2009/12/bir-kurum-olarak-umutsuzluk-oldu.html' title='Bir Kurum Olarak  Umutsuzluk Öldü!'/><author><name>Can Irmak Özinanır</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13858203484417588559</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='33' height='26' src='http://4.bp.blogspot.com/_NP1YvbyLx8o/SpkBOGUcJlI/AAAAAAAAADs/dG4xFgfTKwM/S220/6020_200077940458_680820458_7534272_1501237_n.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_NP1YvbyLx8o/SzC5RKMiEoI/AAAAAAAAAEQ/ZpS4ZkEBYAw/s72-c/1968.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5497519225350301537.post-4302244562346073448</id><published>2009-11-16T07:27:00.000-08:00</published><updated>2009-11-16T07:31:09.389-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Troçkizm'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Chris Harman'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Devrimci Marksizm'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Uluslararası Sosyalist Akım'/><title type='text'>Devrimci Marksizmin  Büyük Kaybı:  Chris Harman</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://farm3.static.flickr.com/2225/2187701381_1ea9d9c05f.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 500px; height: 333px;" src="http://farm3.static.flickr.com/2225/2187701381_1ea9d9c05f.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;b style=""&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 204);font-family:Verdana;font-size:19pt;"  &gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt; &lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style=";font-family:Verdana;font-size:10pt;color:black;"   &gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style=";font-family:Verdana;font-size:10pt;color:black;"   &gt;7 Kasım cumartesi sabahı dünyanın pek çok yerinde Marksistler, üzücü bir haberle uyandı. Uluslararası Sosyalizm Akımı’nın önde gelen üyelerinden Chris Harman, Kahire’de geçirdiği bir kalp krizi ile hayata veda etmişti.&lt;span class="apple-converted-space"&gt; &lt;/span&gt; Bir devrimci, teorisyen, ekonomist ve yazar olarak Chris Harman, sosyalizm mücadelesi açısından gerçekten büyük bir kayıp.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style=";font-family:Verdana;font-size:10pt;color:black;"   &gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 204);font-family:Verdana;font-size:10pt;"  &gt;Mücadeleye Adanmış Bir Hayat&lt;span class="apple-converted-space"&gt; &lt;/span&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style=";font-family:Verdana;font-size:10pt;color:black;"   &gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style=";font-family:Verdana;font-size:10pt;color:black;"   &gt;Chris Harman, 1968 hareketinin öğrenci liderlerinden birisiydi. Üniversiteyi, ünlü ekonomi okullarından birinde London School of Economics (Londra İktisat Okulu-LSE)’de okuyan Harman, bu dönemde Tony Cliff tarafından kurulan önemli bir Troçkist grup olan &lt;span class="apple-converted-space"&gt; &lt;/span&gt;International Socialists (Uluslararası Sosyalistler)’e &lt;span class="apple-converted-space"&gt; &lt;/span&gt;katıldı ve Britanya’da Vietnam ile Dayanışma Kampanyası’nın önemli aktivistlerinden birisi oldu. &lt;span class="apple-converted-space"&gt; &lt;/span&gt;Enternasyonalizm, Harman için vazgeçilmez bir ilkeydi. Bir toplantı sırasında, Vietnam’daki Stalinist lider Ho Chi Minh’i, 1945’teki işçi hareketini bastırmakla ve ardından Vietnam Troçkist hareketinin lideri Ta Thu Thau’yu öldürmekle suçladı.&lt;span class="apple-converted-space"&gt; &lt;/span&gt; Harman’ın tüm hayatı sosyalizm mücadelesi içinde geçti. Yazdıkları, mücadelenin kendisinden beslendiği gibi mücadeleyi besledi. Bugün dünyanın pek çok yerinde kurulmuş olan devrimci Marksist örgütler Chris Harman’ın katkılarına çok şey borçludur. &lt;span class="apple-converted-space"&gt; &lt;/span&gt;Socialist Workers Party (Sosyalist İşçi Partisi) liderlerinden olan Harman, örgütün inşasında da aktif yer almış bununla kalmamış, örgütün inşasını titizlikle ele almıştır.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style=";font-family:Verdana;font-size:10pt;color:black;"   &gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style=";font-family:Verdana;font-size:10pt;color:black;"   &gt;Bütün hayatı mücadele içinde geçen Harman’ın ölümü de bunu kanıtlar nitelikte. Harman, Hüsnü Mübarek diktatörlüğü altında oldukça zor koşullarda mücadele eden Uluslar arası Sosyalizm Akımı’nın Mısır örgütünün düzenlediği Sosyalizm toplantılarına destek vermek ve konuşmacı olmak için gittiği Kahire’de hayata veda etti.&lt;span class="apple-converted-space"&gt; &lt;/span&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style=";font-family:Verdana;font-size:10pt;color:black;"   &gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style=";font-family:Verdana;font-size:10pt;color:black;"   &gt;Geçtiğimiz yıl İstanbul’da Uluslararası Sosyalizm Akımı’nın Türkiye örgütü DSİP tarafından düzenlenen Marksizm toplantılarında şöyle diyordu Harman:&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style=";font-family:Verdana;font-size:10pt;color:black;"   &gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style=";font-family:Verdana;font-size:10pt;color:black;"   &gt;“Mücadeleye etmeye değmez demek tarihin hiçbir döneminde baskıya ve sömürüye karşı mücadele etmeye değmez demektir. Ama mücadele etmediğimiz takdirde hiçbir şey değişmeyecektir. Bugün 68’i hatırladığımızda evet mücadeleyi hatırlamalıyız ama sendika liderlerinin ve reformist liderlerin rolünü ve bundan çıkardığımız dersleri de hatırlamalıyız”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style=";font-family:Verdana;font-size:10pt;color:black;"   &gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 204);font-family:Verdana;font-size:10pt;"  &gt;Marksizm Zor Değildir&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style=";font-family:Verdana;font-size:10pt;color:black;"   &gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style=";font-family:Verdana;font-size:10pt;color:black;"   &gt; Harman, üretken bir Marksistti, mücadeleye kitapları ve makaleleri ile de katkıda bulundu. Parlak teorisyen olarak, fikirlerine katılmayan pek çok sosyalist arasında dahi saygı gören bir isim oldu. Galiba Harman’ın Marksist teoriye en büyük katkısı, çok zor ve çetrefilli görünen konuları herkesin anlayabileceği şekilde basitçe ancak kuvvetli bir şekilde ifade edebilmesiydi. Marx, Engels, Lenin, Troçki, Luxemburg &lt;span class="apple-converted-space"&gt; &lt;/span&gt;ve Gramsci gibi sosyalizmin büyük teorisyenlerine dayanan klasik Marksist gelenek Harman’ın kaleminde yaşayan, günün gerekliliklerine canlı argümanlarla cevap veren bir mücadele rehberine dönüşüyordu.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style=";font-family:Verdana;font-size:10pt;color:black;"   &gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style=";font-family:Verdana;font-size:10pt;color:black;"   &gt;Pek çok yoldaşım gibi ben de Chris Harman’ın&lt;span class="apple-converted-space"&gt; &lt;/span&gt;&lt;i&gt;Marksizme Giriş&lt;/i&gt;&lt;span class="apple-converted-space"&gt; &lt;/span&gt;kitabını okuduğumda kafamdaki pek çok soruya cevap bulabilmiştim. Özellikle Türkiye gibi Stalinizm ve Kemalizmin sol içinde derin kökleri olduğu bir ülkede, Marksizmin bütün özünün bu kadar basitçe formüle edilebildiği bir kitabı okumak kafamda her şeyin yerli yerine oturmasını sağlamıştı. Enternasyonalist olmayan her türlü sol gelenekten kafamda kalan son kırıntılar bir daha geri dönmemek üzere silindi.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style=";font-family:Verdana;font-size:10pt;color:black;"   &gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style=";font-family:Verdana;font-size:10pt;color:black;"   &gt;Harman, bir yandan Marksizmin temelini son derece canlı ve anlaşılabilir bir şekilde önünüze koyarken, bir yandan da Marksizmi zor bir teori, akademinin duvarları arasına sıkışmış profesyonellerin bir çabası olarak gösteren her türlü fikre karşı güçlü bir argüman öne sunmuş oluyordu: Marksizm, ayrıcalıklı beyinlerin ortaya koyduğu kendinden menkul bir teori değil, bizatihi proletaryanın mücadelesinden beslenen ve dünyayı değiştirmek için rehberlik eden yaşayan bir teoridir.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 204);font-family:Verdana;font-size:10pt;"  &gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 204);font-family:Verdana;font-size:10pt;"  &gt;Stalinizmin Devrimci Eleştirisi&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style=";font-family:Verdana;font-size:10pt;color:black;"   &gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style=";font-family:Verdana;font-size:10pt;color:black;"   &gt;Uluslararası Sosyalizm Akımı’nın diğer Troçkist örgütlerden ayrıldığı temel nokta, SSCB ve Doğu Bloğu ülkelerindeki rejimlerin niteliği üzerine yapılan tartışmadır. 4. Enternasyonal’e bağlı örgütler Troçki’nin SSCB’yi tanımlarken kullandığı “yozlaşmış işçi devleti” tanımını kullanmaya devam ederken, Uluslararası Sosyalizm Akımı’na bağlı örgütler SSCB ve Doğu Bloğu ülkelerindeki rejimlerin bürokratik devlet kapitalisti rejimler olduğunu savunarak, Stalinist rejimlerin sınıfsal temelini tanımlamışlardı. Belki okuyucular ilk bakışta “Ne önemi var yahu? Bu Troçkistler de hep böyle sudan sebeplerden bölünüyorlar” diyebilirler. Ancak bu önemli ayrım;&lt;span class="apple-converted-space"&gt; &lt;/span&gt; çoğu kişi tarafından “reel sosyalizm” adı verilen büyük baskı rejiminin aslında sosyalizmle hiç ilgisi olmadığını ve bu rejimlerin başka bir sınıfın, kendisini egemen sınıf olarak örgütlemiş bürokrasinin iktidarı olduğunu anlatarak pratikte de ciddi ayrılıklara yol açan bir hattın teorik ifadesi idi. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style=";font-family:Verdana;font-size:10pt;color:black;"   &gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style=";font-family:Verdana;font-size:10pt;color:black;"   &gt;Tony Cliff’in&lt;span class="apple-converted-space"&gt; &lt;/span&gt;&lt;i&gt;Rusya’da Devlet Kapitalizmi&lt;/i&gt;&lt;span class="apple-converted-space"&gt; &lt;/span&gt;isimli kitabındaki muhteşem çözümlemesinden temelini alan, Stalinizmin bu devrimci eleştirisi, Marx’ın “işçi sınıfının kurtuluşu kendi eseri olacaktır” önermesinin savunulmasının tek yoludur. Doğu Almanya gibi ülkelerde işçi sınıfının hiçbir dahli olmadan Kızıl Ordu tankları ile kurulan “sosyalizm”ler bu teze kesinlikle aykırıydı. Harman, Doğu’da Fırtına Koptu isimli kitabında buralardaki rejimlerin neden devlet kapitalisti olduğunu, artı değer sömürüsünün ne şekilde sağlanmakta olduğunu açık bir şekilde ortaya koyarak Doğu Bloğu ülkelerindeki rejimlerin 1989 devrimleri ile tarihe karışmasının nedenlerini de net olarak gösterdi. Bu katkı; pek çok sosyalist Doğu Almanya’da yıkılan duvarları altında kalarak postmodernizm, liberalizm, sivil toplumculuk, reformizm gibi devrimci olmayan teorilere sığınır ya da “bana ne, bana ne yıkılan iyi bir şeydi, emperyalistlerin oyunları yüzünden yıkıldı” gibi en basitinden komik konumlarına sıkı sıkıya sarılırken bir grup sosyalistin Marksizmi ayakta tutabilmesinin anahtarı oldu.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 204);font-family:Verdana;font-size:10pt;"  &gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 204);font-family:Verdana;font-size:10pt;"  &gt;Küreselleşme Tezlerinin Eleştirisi&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style=";font-family:Verdana;font-size:10pt;color:black;"   &gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style=";font-family:Verdana;font-size:10pt;color:black;"   &gt;1980’lerin başlarından başlayarak, dünyada neoliberalizmin zaferi çığlıkları atılmaya başlandı. 1990’lı yılların başında “sosyalizm” çökünce ideolojilerin bittiği, dünyanın küresel bir köy hâline geldiği ilan edildi.&lt;span class="apple-converted-space"&gt; &lt;/span&gt; İdeolojilerin bittiği ilanının yanına artık devletin piyasaya hiçbir müdahalesi olmayacağı için küreselleşen dünyada ulus-devletlerin geçerliliği kalmadığı tezleri eklendi. &lt;span class="apple-converted-space"&gt; &lt;/span&gt;Bu tezler sol saflarda da yankılandı, kapitalizmin ulus-devlete ihtiyaç duymamasından kaynaklı artık ulus devlete karşı mücadelenin bir anlam ifade etmediği yönündeki tezler yaygınlık kazandı. İdeolojilerin sonu tezleri ile henüz 1960’lı yıllarda LSE’de okurken karşılaşmış olan Chris Harman, ekonominin küreselleşmekte olduğu,ulus-devletin eridiği yönündeki tezlere kolaylıkla yanıt verdi: sermayenin yayılma güdüsü yeni bir şey değil, kapitalizmin başlangıcından bu yana var olan bir şeydi, neoliberalizmin devlet müdahalesini dışta bıraktığı büyük bir yalandan ibaretti, tüm dünyada büyük şirketler hâla bir büyük ulus devlete dayanıyordu. Dolayısıyla küreselleşme diye anlatılan şey kapitalistlerin kâr oranlarının düşme eğilimi&lt;span class="apple-converted-space"&gt; &lt;/span&gt; nedeniyle 1970’lerin ortasında girdikleri krizden, sermaye lehine çıkmak üzere uyguladıkları neoliberal politikaların ideolojik üstyapısından başka bir şey değildi. Ancak kâr oranlarının düşüşü devam etti ve geçtiğimiz yıl kriz patlak verdi. Marx’ın teorisini takip eden Harman bir kez daha haklı çıkmıştı, her ne hikmetse ulus-devletlerden ve devlet müdahalesinden bağımsız olan “çokuluslu” şirketler, kendi ulus-devletlerinin verdiği paralarla batmaktan kurtarıldı.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style=";font-family:Verdana;font-size:10pt;color:black;"   &gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style=";font-family:Verdana;font-size:10pt;color:black;"   &gt;1999’da Seattle’da başlayan antikapitalist hareket ile neoliberal hegemonyanın altın çağı kapanırken, Harman’ın bu tezleri dünyanın pek çok yerinde hareket içinde yer alan Marksistler açısından hareketin inşasında kilit bir rol oynadı. (Bu makaleler,&lt;i&gt;Küreselleşme ve Direniş&lt;span class="apple-converted-space"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/i&gt;ismi ile Z Yayınları tarafından bir kitapta toplanmıştır.)&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style=";font-family:Verdana;font-size:10pt;color:black;"   &gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 204);font-family:Verdana;font-size:10pt;"  &gt;Güle Güle Yoldaş…&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style=";font-family:Verdana;font-size:10pt;color:black;"   &gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style=";font-family:Verdana;font-size:10pt;color:black;"   &gt;Harman’ın 66 yıllık ömrüne sığdırdığı bütün katkılarını tek bir yazıda ele almak elbette mümkün değil; reform mu devrim mi tartışmasından, kadınların kurtuluşuna, devrimci partinin gerekliliğinden, işçi sınıfının değişen doğasına kadar pek çok konuda kalem oynatmış bir yoldaşımızdı. Maalesef, bütün eserleri özellikle de Alman Devrimi’nin yenilgisini çözümleyen&lt;span class="apple-converted-space"&gt; &lt;/span&gt; &lt;i&gt;The Lost Revolution (Kaybedilen Devrim)&lt;/i&gt;, 1968 hareketini anlattığı&lt;span class="apple-converted-space"&gt; &lt;/span&gt;&lt;i&gt;The Fire Last Time: 1968 and After (Son Yangın: 1968 ve sonrası)&lt;/i&gt;, ezilenlerin perspektifinden dünya tarihini anlattığı A People’s History of The World (İnsanların Dünya Tarihi) gibi kitapları Türkçe’de mevcut olmadığı için bu değerli eserlerden mahrum kalıyoruz. Ancak Türkçe’de bulunan kitaplarını mutlaka edinmenizi tavsiye ederim.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style=";font-family:Verdana;font-size:10pt;color:black;"   &gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style=";font-family:Verdana;font-size:10pt;color:black;"   &gt;Chris Harman, bundan birkaç ay önce kapitalizmin mevcut krizini anlattığı&lt;span class="apple-converted-space"&gt; &lt;/span&gt;&lt;i&gt;Zombie Capitalism&lt;/i&gt;&lt;span class="apple-converted-space"&gt; &lt;/span&gt;isimli kitabını yayınlamıştı, umarım bu kitap da kısa süre içinde Türkçe yayınlanır ve dünyayı anlama çabamıza katkıda bulunur.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style=";font-family:Verdana;font-size:10pt;color:black;"   &gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style=";font-family:Verdana;font-size:10pt;color:black;"   &gt;Kendisini son olarak 2009 Mayıs’ında geldiği İstanbul’da dinleme şansımız olmuştu. &lt;span class="apple-converted-space"&gt; &lt;/span&gt;Akşam toplantı sonrası birkaç arkadaşımla Nevizade’ye gittiğimde, yanında başka bir yoldaşımız Roni Margulies ile birlikte yokuştan aşağı inerken gördüğüm Chris Harman ve hayat arkadaşı Talat Ahmet oldukça mutlu görünüyorlardı. Sadece kapitalizmin kriz ile birlikte bir kez daha sallandığı bugünlerde Harman’a ihtiyacımız olduğu için üzülmedim ölümüne… Keşke bu mutluluğunun bir dünya devrimi ile taçlandırıldığını da görecek kadar yaşayabilseydi diye de geçirdim içimden ölüm haberini aldığımda.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style=";font-family:Verdana;font-size:10pt;color:black;"   &gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style=";font-family:Verdana;font-size:10pt;color:black;"   &gt;Bu mutluluğu tüm dünya ile birlikte yaşamak ve yaşatmak da bizlerin; Chris’in yoldaşlarının ona sözü olsun. Tüm dünya eşit ve özgür olana kadar mücadele edeceğiz!&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style=";font-family:Verdana;font-size:10pt;color:black;"   &gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;span style=";font-family:Verdana;font-size:10pt;color:black;"   &gt;Güle güle yoldaş…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Can Irmak Özinanır (www.kronikmuhalif.com)&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5497519225350301537-4302244562346073448?l=canirmakozinanir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://canirmakozinanir.blogspot.com/feeds/4302244562346073448/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5497519225350301537&amp;postID=4302244562346073448' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5497519225350301537/posts/default/4302244562346073448'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5497519225350301537/posts/default/4302244562346073448'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://canirmakozinanir.blogspot.com/2009/11/devrimci-marksizmin-buyuk-kayb-chris.html' title='Devrimci Marksizmin  Büyük Kaybı:  Chris Harman'/><author><name>Can Irmak Özinanır</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13858203484417588559</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='33' height='26' src='http://4.bp.blogspot.com/_NP1YvbyLx8o/SpkBOGUcJlI/AAAAAAAAADs/dG4xFgfTKwM/S220/6020_200077940458_680820458_7534272_1501237_n.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://farm3.static.flickr.com/2225/2187701381_1ea9d9c05f_t.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5497519225350301537.post-8462847711583785018</id><published>2009-11-10T07:23:00.000-08:00</published><updated>2009-11-10T07:24:42.021-08:00</updated><title type='text'>Mülkünüzün Temeline...</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://kronikmuhalif.com/content_images/GulerZere-Balcali20090807-4.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 100px; height: 160px;" src="http://kronikmuhalif.com/content_images/GulerZere-Balcali20090807-4.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: right;" align="right"&gt;&lt;span style=";font-family:Verdana;font-size:20pt;"  &gt;&lt;span style="color: rgb(153, 0, 0);"&gt;Mülkünüzün Temeline…&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style=";font-family:Verdana;font-size:10pt;"  &gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style=";font-family:Verdana;font-size:10pt;"  &gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;Güler Zere, kanser hastalığının son safhasında. Hekimler, tıbbi olarak geri dönülemez bir noktada olduğunu söylüyorlar. Ancak &lt;b style=""&gt;Güler Zere hâlen tutsak&lt;/b&gt;! &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style=";font-family:Verdana;font-size:10pt;"  &gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style=";font-family:Verdana;font-size:10pt;"  &gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;Levent Ersöz gibi &lt;b style=""&gt;“Ergenekon hastası”&lt;/b&gt; değil ya, önemli de değil gün be gün hayatı solarken tutsak olması da... Yoo, belki de önemli. “Devletin ve milletin bekasını” ya da “devleti kurtarmak” gibi yolları seçmeyen, tersine, &lt;b style=""&gt;büyük ve mukaddes devlete başkaldıran bir tutsak&lt;/b&gt; çünkü Güler Zere. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style=";font-family:Verdana;font-size:10pt;"  &gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style=";font-family:Verdana;font-size:10pt;"  &gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;Şunu söylemek istiyorlar: “Hayatının her gününü devletin istediği şekilde yaşamayanlar, hayatlarının son günlerini devletin istediği şekilde geçirmek zorunda kalırlar.”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style=";font-family:Verdana;font-size:10pt;"  &gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: center;" align="center"&gt;&lt;b style=""&gt;&lt;span style=";font-family:Verdana;font-size:10pt;"  &gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;* * *&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style=";font-family:Verdana;font-size:10pt;"  &gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style=";font-family:Verdana;font-size:10pt;"  &gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;Hapishaneler üzerine çok şey okumadım hayatımda... İnsanların bir kontrol toplumunda yaşadığını anlatan “mikro politika” kavramlarıyla da aram iyi olmadı pek, hep daha geniş bir bütünlük etrafında açıklamak gerektiğini düşündüm bir şeyleri. Cezaevine girip çıkan arkadaşlarımdan dinledim, “içeri”nin nasıl bir yer olduğunu, tutsakların zihinlerini ve bedenlerini diri tutabilmek, teslim olmamak adına neler yaptıklarını. Yoo, sakın yanılmayın... Kahramanlık destanlarından değil insani direnişlerden bahsediyorum, sizi insan olmamaya zorlayan bir ortamda insanlığın en iyi yanlarının nasıl yeşerdiğinden. &lt;b style=""&gt;Mesela hayatında hiç bilgisayar klavyesi görmeyen, ancak edindiği kitaplardan kendisine kartondan bir klavye hazırlayarak on parmak yazı yazmayı öğrenen birinin dışarıya olan bağlılığı insanı hayran bırakmaya yetiyor... &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style=";font-family:Verdana;font-size:10pt;"  &gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style=";font-family:Verdana;font-size:10pt;"  &gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;Güler Zere de şöyle anlatıyordu dışarıyla nasıl beraber yaşadığını: &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style=";font-family:Verdana;font-size:10pt;"  &gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;b style=""&gt;&lt;i style=""&gt;&lt;span style=";font-family:Verdana;font-size:10pt;"  &gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;Yürek... nasıl da dolu doludur yüreklerimiz... Neleri neleri sığdırmamışız ki biz üreklerimize. Benim yüreğimde, öyle çok şey var içimde. En başta o büyük sevgili; karanfil kokularımız, yanı başımda kokusu kır çiçeklerine karışanlarımız, sizler, canlarım, tüm sevdiklerim, yarım bıraktığım her şey, sevgisini hissettiğim herkes...&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style=";font-family:Verdana;font-size:10pt;"  &gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style=";font-family:Verdana;font-size:10pt;"  &gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;İşte bu duyguları bastırmaya çalışıyorlar, eğer devlete başkaldırmışsanız. Yaşamın ve ölümün kapsadığı her türlü etkinliğin kendi kontrollerinde olduğunu söylemeye çalışıyorlar. Bedenler üzerinde kurdukları hakimiyeti, zihinlere taşımaya çalışıyorlar, “pişman” olmanızı istiyorlar. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style=";font-family:Verdana;font-size:10pt;"  &gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: center;" align="center"&gt;&lt;b style=""&gt;&lt;span style=";font-family:Verdana;font-size:10pt;"  &gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;* * *&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style=";font-family:Verdana;font-size:10pt;"  &gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style=";font-family:Verdana;font-size:10pt;"  &gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;Daha geniş bir bütünlükle bağ kurmak gerekir demiştim ya... Bu bütünlük net bir biçimde karşınıza çıkar mahkeme salonlarında: &lt;b style=""&gt;“Adalet mülkün temelidir.” &lt;/b&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style=";font-family:Verdana;font-size:10pt;"  &gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style=";font-family:Verdana;font-size:10pt;"  &gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;“Mülk” kelimesi, yanılmıyorsam Osmanlı’dan miras, “devlet” anlamına geliyor. Osmanlı’da devlet, padişahın mülkü sayıldığı için, devlet “mülk” olarak tanımlanıyor. Peki, &lt;b style=""&gt;“demokratik, laik, sosyal, hukuk devleti”&lt;/b&gt;nde “mülk” nedir acaba? &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style=";font-family:Verdana;font-size:10pt;"  &gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style=""&gt; &lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style=";font-family:Verdana;font-size:10pt;"  &gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;Kimin mülküdür bu devlet ve ona başkaldıranların yaşamlarını, ölümlerini kim mülk edinir? Ulus-devletler kimlerin mülkiyetidir acaba? &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style=";font-family:Verdana;font-size:10pt;"  &gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style=";font-family:Verdana;font-size:10pt;"  &gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;Gerçek şudur: sermaye biriktirmek için kurdukları ulus-devletlerde mülkiyetlerinin temelini korumak için yırtınanlar ve onların yardakçıları, hayatlarımızı içeride ya da dışarıda kontrol etmek istiyorlar. Bir kontrol toplumu değil bu, yanılmayın, temel güdüsü kontrol değil, temel güdüsü hâlen, “kâr” adı verilen artı değer. Kâr elde edebilmek için ellerinde tutmak zorunda oldukları mülkiyete karşı çıkış, ölümcül bir korku bu yüzden. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style=";font-family:Verdana;font-size:10pt;"  &gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style=";font-family:Verdana;font-size:10pt;"  &gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;Ancak insanlar direniyorlar, hep direndiler bugüne kadar. Dayanışmayı, yaşama olan bağlılığı, başka bir dünyaya için mücadele azmini. Çünkü baskının, sömürünün ve dolayısıyla direnişin maddi temelini yok edemezler çünkü ancak direnenlerin, sömürülenlerin kendileri kâr denilen şeyi alaşağı edip daha mutlu bir dünya kurabilme yeteneğine sahiptirler. Bu sebeple, hayatı mülkiyetin penceresinden görmeyenlerin, insana önem verenlerin adalet duygusunu yok etmeleri mümkün değildir. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style=";font-family:Verdana;font-size:10pt;"  &gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;b style=""&gt;&lt;span style=";font-family:Verdana;font-size:10pt;"  &gt;Sizin mülklerinizin temelleri bizim adaletimiz değil.&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style=";font-family:Verdana;font-size:10pt;"  &gt; Güler Zere ve tüm hasta tutsaklar için adalet istiyoruz, suratlarınıza haykırıyoruz: &lt;b style=""&gt;Güler'i evine yollayın, yaşamlarımız ve ölümlerimiz sizin değil, hiçbir zaman da olmayacak! Sizin elinizden ölsek de, ölmesek de... &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style=";font-family:Verdana;font-size:10pt;"  &gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;span style=";font-family:Verdana;font-size:10pt;"  &gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;Ve şundan da emin olun: &lt;b style=""&gt;Mülkünüzün temeline başkaldırmaya devam edeceğiz çünkü adalet mülke tahvil edilemeyecek kadar önemlidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Can Irmak Özinanır (www.kronikmuhalif.com)&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5497519225350301537-8462847711583785018?l=canirmakozinanir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://canirmakozinanir.blogspot.com/feeds/8462847711583785018/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5497519225350301537&amp;postID=8462847711583785018' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5497519225350301537/posts/default/8462847711583785018'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5497519225350301537/posts/default/8462847711583785018'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://canirmakozinanir.blogspot.com/2009/11/mulkunuzun-temeline.html' title='Mülkünüzün Temeline...'/><author><name>Can Irmak Özinanır</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13858203484417588559</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='33' height='26' src='http://4.bp.blogspot.com/_NP1YvbyLx8o/SpkBOGUcJlI/AAAAAAAAADs/dG4xFgfTKwM/S220/6020_200077940458_680820458_7534272_1501237_n.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5497519225350301537.post-7436241993309342010</id><published>2009-11-10T07:20:00.000-08:00</published><updated>2009-11-10T07:21:37.518-08:00</updated><title type='text'>Vicdanın Sesi Sokaklarda Yankılansın</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://kronikmuhalif.com/content_images/ceylan_1%5B1%5D%20copy.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 113px; height: 160px;" src="http://kronikmuhalif.com/content_images/ceylan_1%5B1%5D%20copy.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="word-spacing: 0px; font-style: normal; font-variant: normal; font-weight: normal; line-height: normal; font-size-adjust: none; font-stretch: normal; text-transform: none; color: rgb(0, 0, 0); text-indent: 0px; white-space: normal; letter-spacing: normal; border-collapse: separate; orphans: 2; widows: 2;font-family:'Times New Roman';font-size:medium;"  &gt;&lt;span class="Apple-style-span" style=";font-family:Verdana;font-size:13px;"  &gt;&lt;div style="margin-top: 0px; margin-bottom: 0px; text-align: center;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Vicdanın Sesi Sokaklarda Yankılansın&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Taraf gazetesi, 13 yaşındaki Ceylan Önkol’un vücuduna bir havan mermisi isabet ederek öldüğünü yazmasaydı cinayeti belki hiçbirimiz bilmeyecektik. Kimbilir belki soruşturmaya bile zahmet edilmeyecek, basit bir “zayiat” olarak geçecekti kayıtlara; elbette katillerin hâlâ öldürdüklerinin kaydını tutmaya, sayısını saymaya yetenekleri varsa…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ceylan Önkol, evden çıkarken annesinden makarna istemişti pek çok çocuk gibi makarnayı seviyordu belli ki… Çocuklar, bizim büyük medyaya benzemezler. Susmazlar! Makarna istiyorlarsa makarna, özgürlük istiyorlarsa özgürlük talep ederler. Talepkârdırlar yani, istediklerini alsınlar ya da alamasınlar. Ancak her halükârda çocuktur onlar, sadece çocuk… Çocuklara, “kamu”nun yani bizim, yani çocuklarımızın güvenliğini sağlamak için “tayin ettiği” görevlilere karşı gelenlere çocuk-büyük dinlemeden yıllarca hapis reva gören bu sistem, dağda koyun otlatan Ceylan’a da ölümü reva gördü maalesef. Hedef gözettiler mi? Bilmiyorum, umurumda da değil. Diyarbakır’ın Lice ilçesinde küçük bir kız çocuğu, savaşmaya yarayan bir araç yüzünden öldü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#660099;"&gt;&lt;b&gt;Asimetrik psikolojik harekat &lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="margin-top: 0px; margin-bottom: 0px;"&gt;Bu yazının yazıldığı gün Ceylan’ın ölümüne “daha önce araziye atılmış, ancak patlamamış 40 milimerelik bombaatar mühimmatının” yol açtığını söyleyen rapor yayınlandı. Demek ki bu işin somut bir sorumlusu yok(!) Peki, Ceylan’ın ölümüne sebep olan mühimmatın hesabını kim verecek?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu mühimmat kimin? Ve ne amaçla kullanılıyor? Savaş! Yıllardır süren kirli bir savaş bu üstelik. 30.000 ila 40.000 insanın resmi rakamlara göre hayatını kaybettiği, Ergenekon davası ile birlikte ortaya çıkan asit kuyuları, yakılan köyler ve bizim bilemediğimiz pek çok yolla işlenen faili meçhullerle öldürülen insanların sayısından ise haberdar olamadığımız bir savaş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ordu, savaşın bitip bitmemesi konusunda kendisini söz söyleme hakkına sahip görüyorsa, bu mühimmatın orada olmasının sorumluları hakkında da söz söylemek zorunda. Ya da ikisinden birden vazgeçeceksiniz: hem siyaset hakkında yorum yapmaktan, hem de sorumluluğu üstlenmekten kaçmaktan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Asimetrik psikolojik harekat sürüyor” diye buyurmuşlar… Evet, asimetrik bir psikolojik harekat bu! Bizler, toplumdaki bireyler teker teker fişlenirken, Ceylan’ın abisi onu öldürenin bir mayın olmadığını söylediğinde “TSK’da mı eğitim gördün” denilerek sorguya çekilirken ve elinde silah tutan bir güç çıkıp bizim hayatımız hakkında kararlar verirken bazen gerçekten bunun toplumsal psikolojimize uygulanan asimetrik bir güç olduğu hissine kapılıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#660099;"&gt;&lt;b&gt;Ölüme alışılır mı? &lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Pek çoğumuzun; bu konuda en duyarlı olanlarımızın bile aklından şu cümleler geçiyor: “Kürtler ölüme alışıktır”.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet, Kürtler bugün ortaya çıkmakta olan Ergenekon pisliğini, JİTEM’i, Diyarbakır Cezaevini, işkenceleri, ölümleri biliyorlar… Asit kuyularından çıkan cesetleri biliyorlar. Yasaklı bir dile sahip olmanın ne olduğunu, bir halk olarak tanınmak için nasıl bedeller ödendiğini onlar biliyorlar. Savaşı… Savaşı en yakından onlar biliyorlar. Peki, Kürtler alışıyor mu sizce?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt; &lt;div style="margin-top: 0px; margin-bottom: 0px;"&gt;21 Kasım 2004’te babası ile birlikte katledilen Uğur Kaymaz’ın annesine bir soralım bunu… Ölüme alışmış mı? 11 yaşındaki çocuğunun, kocası ile birlikte öldürülmesine alışabilmiş midir yüreği? Bilenmiştir, bilenmiştir eminim ama ölüme alışılmaz. Ceylan’ın annesinin daha gözünün yaşı kurumadı ama alışamayacak biliyorum, alışamayacak…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kürtler ölüme alışıyorduysa eğer her yılın 21 Mart’ında Newroz’da milyonlar neden barışı haykırıyorlar?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neden barış sesi, Kürt illerinde batıdakinden daha güçlü?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sessizliğe, dilsizliğe alışılır mı? Ölüme alışılır mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color:#660099;"&gt;Muhatapsız bir çözüm yok&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt; &lt;div style="margin-top: 0px; margin-bottom: 0px;"&gt;Savaşın dilini konuşanlar, Ceylan’ın ölümünü “terörle mücadele”ye bağlayacaklardır. Ortada bir “terör örgütü” vardır ve bununla mücadele yolunda can verenler önemli değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Barış? “Son terörist etkisiz hâle getirilince…”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki, ister beğenin ister beğenmeyin bu örgütü destekleyen insanları etkisiz hâle getirebilecek misiniz? Bu yolla barışa varabilecek misiniz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;PKK’nin uzantısı olarak gördüğünüz DTP’ye oy veren insanları ne yapacaksınız? “Etkisiz hâle” mi getireceksiniz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunun adı barış mı olacak? Hem bugüne kadar böylesi bir “barış” inşa edebildiniz mi? Yoksa zaten barışı istemiyor musunuz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ölüme alışık olmamakla dilsizliğe alışık olmamak aynı şeydir, hâlâ anlamadınız mı? Bu halk kendine bir dil, bir muhatap seçti… Onunla konuşmadan çözemesziniz, anlamadınız mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hem siz askere giden gençleri ya da beni hayatımın belli bir aşamasında oraya savaşmaya yollamaya karar verirken bana soruyor musunuz ki, ben öldüğümde arkamdan ahkam kesme lüksünü görüyorsunuz kendinizde? Ceylan’a sordunuz mu geleceğe dair isteklerini?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hakkında dava açtığınız Bülent Ersoy kolayca formüle etmişti bunu aslında: “Ölüm değil, çözüm”.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color:#660099;"&gt;Vicdanın sesi, Barışın sesi&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Az önce üzerimde asimetrik bir güç hissettiğimden bahsetmiştim ya… Gerçeklik payı olmasına rağmen, hemen kovmak lazım bu düşünceyi. Hiçbir halk savaşı gerçekten istemez, biz milyonlarız, kendimize güvenmeliyiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Acaba bu hissiyattan dolayı mı Ceylan için bugüne kadar sokağa çıkmadık diye düşünmeden edemiyorum. Bir refleksi mi yitirdik?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hrant vurulduğu an sokağa çıkmasaydık, o cenaze bu kadar korkutur muydu egemenleri? Korkakça yazdığı muhtıralarında hedfe gösterirler miydi bizleri? “Hepimiz Ermeniyiz” diye yüzbinler yürür müydü bütün korkularını geride bırakarak?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vicdanın sesi sokağa çıktığında egemenleri korkutuyor demek ki…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Malatya’da, Zirve Yayınevi katliamı olduğu gün biz Ankara’da Irkçılığa ve Milliyetçiliğe DurDe aktivistleri olarak sokağa çıkmıştık… Eminim, o günkü sesimizden de korkmuşlardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Umarım bir daha böyle şeylere ihtiyaç duymayız ama sokağa çıkmalı anında… Vicdanın sesini sokakta haykırmalı, ne gazeteler ne de internet siteleri bir şey ifade etmiyor çünkü sokağın karşısında.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geç kalmış değiliz. Şimdi vicdanın sesi sokağa çıkıyor. Ceylan Önkol İnisiyatifi hızla kendini var edip sokaktaki sessizliği yırtma kararı aldı. Unutmayın, Ceylan’ı sadece havan topu değil, batıdaki barış sesininin sokaktaki cılızlığı öldürdü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi vicdanın sesini sokakta duyurma zamanı, bu ses bize barışın sesini getirecek emin olun. Newroz’da çalan davulların sesi, yakından da hoş gelecek artık…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ceylan için…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Adalet için…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Vicdanın sesini barışın sesine çevirmek için&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;15 Ekim Perşembe günü saat 19:00’da;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İstanbul’da Galatasaray Meydanı’ndayız,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ankara’da Yüksel Caddesi’ndeyiz…&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Ve kalbimizin devlet dersinde öldürülen başka bir çocuk olmaması için attığı her yerdeyiz…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Can Irmak Özinanır (www.kronikmuhalif.com)&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5497519225350301537-7436241993309342010?l=canirmakozinanir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://canirmakozinanir.blogspot.com/feeds/7436241993309342010/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5497519225350301537&amp;postID=7436241993309342010' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5497519225350301537/posts/default/7436241993309342010'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5497519225350301537/posts/default/7436241993309342010'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://canirmakozinanir.blogspot.com/2009/11/vicdann-sesi-sokaklarda-yanklansn.html' title='Vicdanın Sesi Sokaklarda Yankılansın'/><author><name>Can Irmak Özinanır</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13858203484417588559</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='33' height='26' src='http://4.bp.blogspot.com/_NP1YvbyLx8o/SpkBOGUcJlI/AAAAAAAAADs/dG4xFgfTKwM/S220/6020_200077940458_680820458_7534272_1501237_n.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5497519225350301537.post-233159681874976</id><published>2009-11-10T07:17:00.001-08:00</published><updated>2009-11-10T07:19:13.533-08:00</updated><title type='text'>12 Eylül</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.hazer.tv/haber/resim02/evren1.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 334px; height: 250px;" src="http://www.hazer.tv/haber/resim02/evren1.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;p align="center"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="word-spacing: 0px; font-style: normal; font-variant: normal; font-weight: normal; line-height: normal; font-size-adjust: none; font-stretch: normal; text-transform: none; color: rgb(0, 0, 0); text-indent: 0px; white-space: normal; letter-spacing: normal; border-collapse: separate; orphans: 2; widows: 2;font-family:'Times New Roman';font-size:16px;"  &gt;&lt;span class="Apple-style-span" style=";font-family:Verdana;font-size:13px;"  &gt;&lt;span style=";font-family:Verdana;font-size:20pt;"  &gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="word-spacing: 0px; font-style: normal; font-variant: normal; font-weight: normal; line-height: normal; font-size-adjust: none; font-stretch: normal; text-transform: none; color: rgb(0, 0, 0); text-indent: 0px; white-space: normal; letter-spacing: normal; border-collapse: separate; orphans: 2; widows: 2;font-family:'Times New Roman';font-size:16px;"  &gt;&lt;span class="Apple-style-span" style=";font-family:Verdana;font-size:13px;"  &gt;Gene Eylül ayı geldi! Bu yazıda Eylül’ün güzelliklerinden söz edemeyeceğim maalesef. Bugün bile yaşamakta olan kuşakların üzerine ağırlığı çökmüş, 29 yıl önce yapılmış ancak hesabı hâlâ sorulmamış bir darbenin gölgesini taşıyor çünkü Eylül ayı. Bir kuşağın üzerinden öylesine sert geçmiş ki bu darbe, kimi mağdurlarının sadece bedenlerini ve yaşamlarını değil, zihinlerini de sakatlamış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her gün 13 Eylül sabahına uyanan bir sol ortaya çıkartmış mesela, sürekli ölülerine, ezilmişliğine ağlayan; “bir gidip, bin gelme” edebiyatı altında ölümü adeta yücelten bir dil etrafında giderek küçülen bir sol... Gündelik politika üzerine pek bir şey söylemeyen, söylediğinde ise bazen ciddi ciddi muhafazakârlık kokan laflar sarf eden bir “sol”. Bu sol, SSCB’de ve Doğu Bloğunda “sosyalizm” sandıkları şeyin yıkılışıyla bir darbe daha yemiş, çırpınmamış… Bir enkaz altında el ele yolunu bulmaya çalışmış, olmamış… En kötüsü ise 12 Eylül’ü fetişleştirirken, gözlerini bugüne kapattığı için bazen cellâtlarına karşı suskun kalmış!&lt;span class="Apple-converted-space"&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ritüeller etrafında sürüp giden bir eylem pratiği damgasını vurmuş, bu sola. Dünyayı değiştirmek yerine, kendi yarattıkları küçük dünyalarında belli belirsiz bir mutlulukla yaşar hâle gelmişler. Her yılın belli günlerinde buluşur olmuşlar. 12 Eylül de böyle bir gün işte… Her yıl, ölülerimizin resimlerini taşıyarak yürüdüğümüz, günden güne küçülen bir takvim eylemi hâline gelmiş bir gün.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Hatırlamak&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yanlış anlaşılmasın, ne yazdıklarım bütün solu genellemek için, ne de 12 Eylül’de yaşananları; kaybettiğimiz ya da işkence gören insanları unutmak gerektiğini savunuyorum. Tersine, hatırlamalı ve hatırlatmalı. İkide bir darbeler aracılığıyla toplumu kontrol altına almak, kendi istedikleri gibi bir toplum yaratmak isteyenlerin hesap vermesi, yargılanması sağlanmalı. Marmaris’te masum bir ressammışçasına yaşamaya devam eden darbeci general, kendi eceliyle nalları dikmeden önce yargılanarak cezaevine konulmalı. Daha da önemlisi bugün hâlâ yürürlükte olan, yapılan bir sürü değişikliğe rağmen özgürlüklerin karşısına dikilmeyi bir şekilde başaran darbe anayasasını tarihin çöplüğüne göndermeli.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki, bu talepleri yıllardır alışılageldik biçimde yapılan 12 Eylül protestoları ile kazanabilir miyiz? Yani 13 Eylül sabahını içselleştirmiş bir sol ile daha demokratik bir toplum yaratmak için mücadele etmek mümkün müdür?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yukarıda anlatmaya çalıştığım tablo 12 Eylül’ün hesabını sormaya dönük bir eylemlilikten çok bir protesto hatta bir anmaya dönüştü bana kalırsa. Gündeme ilişkin bir şey söylemeden yapılan anmalar, 12 Eylül’ü hatırlatmıyor; unutturuyor! Daha da kötüsü ise temcit pilavı gibi 12 Eylül’ü tekrarlamanın Deniz Baykal örneğinde –ve maalesef sosyalist solun bir bölümünde- sıkça görüldüğü gibi; gündemdeki darbe girişimlerinin üstünü örtecek bir işlev görmesi!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Darbecilerin Hepsi Yargılansın!&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu daha önce de hem bu köşede hem de başka yerlerde yazıldı, ancak tekrarlamakta fayda var: Bugün seçilmiş hükümete karşı darbe yapmayı planlayanların yargılanmasına karşı çıkarak ya da bu konuda tarafsız kalarak 12 Eylül darbecilerinin yargılanması savunulamaz. Genelkurmay başkanının zırt pırt çıkıp siyasi konularda açıklama yaptığı, arada bir hükümetin kulağını çektiği bugünlerde, 12 Eylül nostaljisine kapılıp bu konuda ses etmemek en basitinden iki yüzlülüktür!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;12 Eylül’ün derinleştirdiği Kürt sorunu konusunda çözüm ihtimali söz konusu iken, Kürt halkının yanında yer almayanlar, çözümü küçümseyenler, Kürtlere ağabeylik taslayanlar 12 Eylül’ün hesabını soramazlar. Bugün Kürt sorununun çözümünü küçümsemek, bu sorunun çözümünde Kürt halkının taleplerini savunmak yerine kendi reçetelerini dayatmak, 12 Eylül’e sahip çıkmak anlamına gelir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bakın ne diyor Genelkurmay Başkanı:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;“Türk Silahlı Kuvvetleri her konuyu tartışabilme özgürlüğünün, devletin varlığını riske sokacak, ülkeyi kutuplaşmaya, ayrışmaya ve çatışma ortamına sokacak konuları içermemesi gerektiğine inanır.”&lt;/b&gt;&lt;span class="Apple-converted-space"&gt; &lt;/span&gt;(Zafer Haftası Açıklaması)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunun öncesinde nelerin tartışılıp, tartışılamayacağını da sıralamış: ulus-devletin üniter yapısı, etnik kimlikler vs… “Kürt sorunu” deyip lafı hiç dolandırmasaymış daha rahat olurmuş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Genelkurmay başkanının, kendisini, neyi tartışıp tartışamayacağımıza bile karar verme lüksüne sahip bir konumda görmesi şüphesiz ki 12 Eylül’le bağlantılı. Hem sadece 12 Eylül’le mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;27 Mayıs, 12 Mart, 28 Şubat, 27 Nisan...&lt;span class="Apple-converted-space"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her bir darbenin de zeminini hazırlayan çeteleri vardı tabii; JİTEM, Susurluk, Ergenekon ve adını bilmediğimiz nicesi, hep aynı cellatlar… Bu konuşma karşısında tek ses etmemek, 12 Eylül’ü kabullenmek, sadece nostaljik bir motife indirgemek anlamına gelmez mi?&lt;span class="Apple-converted-space"&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cellat hepsinde aynı cellat! Eğer 12 Eylül’ün hesabını sormak istiyorsak, yukarıda sayılan tüm darbelerin hesabını sorma kararlılığında olmalıyız, eğer 12 Eylül’ün hesabını sormak istiyorsak ikirciksiz bir biçimde Kürt halkının yanında olmalıyız! 12 Eylül’ün hesabını sormak istiyorsak, darbe anayasasının derhal ortadan kaldırılmasını savunmalıyız! 12 Eylül’ün hesabını sormak istiyorsak yıllardır faili meçhuller, bombalar, işkenceler, darağaçları , bok çukurları ile hayatımızı karartanların hepsinin, tüm darbecilerin yargılanmasını savunmalıyız! Bir an bile duraksamadan…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;12 Eylül’ün nostaljisine kapılmak her solcu için olduğu gibi benim için de kolay ancak anlamsız. Nostalji odalarından çıkın, çünkü hayat devam ediyor ve cellatlar asla boş durmuyorlar.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="word-spacing: 0px; font-style: normal; font-variant: normal; font-weight: normal; line-height: normal; font-size-adjust: none; font-stretch: normal; text-transform: none; color: rgb(0, 0, 0); text-indent: 0px; white-space: normal; letter-spacing: normal; border-collapse: separate; orphans: 2; widows: 2;font-family:'Times New Roman';font-size:16px;"  &gt;&lt;span class="Apple-style-span" style=";font-family:Verdana;font-size:13px;"  &gt;Can Irmak Özinanır (www.kronikmuhalif.com)&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5497519225350301537-233159681874976?l=canirmakozinanir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://canirmakozinanir.blogspot.com/feeds/233159681874976/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5497519225350301537&amp;postID=233159681874976' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5497519225350301537/posts/default/233159681874976'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5497519225350301537/posts/default/233159681874976'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://canirmakozinanir.blogspot.com/2009/11/12-eylul.html' title='12 Eylül'/><author><name>Can Irmak Özinanır</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13858203484417588559</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='33' height='26' src='http://4.bp.blogspot.com/_NP1YvbyLx8o/SpkBOGUcJlI/AAAAAAAAADs/dG4xFgfTKwM/S220/6020_200077940458_680820458_7534272_1501237_n.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5497519225350301537.post-4424037701120402930</id><published>2009-11-10T07:16:00.001-08:00</published><updated>2009-11-10T07:16:55.673-08:00</updated><title type='text'>Demokrasi Sokakta Kazanılır-2</title><content type='html'>&lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: center;" align="center"&gt;&lt;span style="font-size: 20pt; font-family: Verdana;"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Verdana;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-size:100%;color:#000000;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Verdana;"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;Geçen yazımda AKP ile ordunun uzlaştığını söylemenin, Ergenekon’un fasa fiso olduğunu söylemekle aynı anlama geldiğini yazmıştım. Gerçekten de tam bu yazıyı yazmaya hazırlandığım sıralarda askeri-sivil bürokrasinin darbe ve askeri vesayet heveslerinden vazgeçmeyeceklerini gösteren bir dizi şey oldu.&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Verdana;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Verdana;"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;Öncelikle meclisten askerleri sivil mahkemelerin yargılayabileceği yönündeki yasa geçti, yılmaz asker CHP uzun zamandır yapılan bu belki de en önemli reformun karşısına dikildi, dikilmekle kalmayıp bir de meseleyi Anayasa Mahkemesi’ne taşıdı. Hâkim ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK), Ergenekon soruşturmasını yürüten savcıların görev yerlerini değiştirmek üzere adım atmaya başladı. Türkiye’de ilk defa darbeci paşaların yargılanmasına başlanıldı.&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;Ergenekon’un atakları da sürüyor ve sürecek. Yani süreç sertleşti…&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Verdana;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;b style=""&gt;&lt;span style="font-family: Verdana;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;Darbeye Karşı Sokağa Çıkanlar&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Verdana;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Verdana;"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;Bu gelişmelerin arasında bir şey daha oldu… 18 Temmuz günü İstiklal Caddesi’nde binlerce kişi “İlker Başbuğ Çeneni Kapa”, “Darbelere Dur De”, “Hrant’ın Katili Ergenekon Çetesi”, “Hepimiz Hrant’ız, Hepimiz Ermeniyiz” gibi en hafifinden “revizyonist” en ağırından “şeriatçı”&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;sloganlarla yürüdü. Darbelere Karşı 70 Milyon Adım Koalisyonu tarafından düzenlenen bu eylemin başlığı “Darbeciler Yargılansın, Özgürlük İstiyoruz”du.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Verdana;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Verdana;"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;Özgürlük isteği sokakta yankısını buldu… Herkes için özgürlük! Sosyalistler, başörtülü kadınlar, Kürtler, eşcinseller ve daha nicesi için insanlar bir araya geldiler. Artık darbeler, darbe girişimleri, “postmodern”, “elektronik” ya da doğrudan muhtıralar olmasın, asit kuyularında öldürülen, ikna odalarına kapatılan,&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;cuntacılar tarafından asılan, işkence gören, JİTEM tarafından köyleri yakılan, bok yedirilen, Ermeni olduğu için sokak ortasında arkasından kurşunlanan insanlar olmasın, demokrasi zırt pırt “devletin ve milletin bölünmez bütünlüğü” yüzünden askıya alınmasın diye…&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Verdana;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Verdana;"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;Bazı sesleri duyar gibiyim…&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;Geçtiğimiz yıl darbeye karşı eylem yaptığımızda da duymuştum, oradan antrenmanlıyım. “Hadi oradan, o eylemde yan yana yürüdüğünüz insanlar senin özgürlüğün için aynı şeyi yapar mı?”, “Sivil Darbecilerle birlikte darbe karşıtı eylem yapılmaz”, “AKP faşizmine destek” ve Soros ile Fethullah isimleriyle başlayan yüzlercesi…&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Verdana;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;b style=""&gt;&lt;span style="font-family: Verdana;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;Gerçekler Devrimcidir&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" 
